SON DAKİKA

Yüreğinizin olmadığı yerde kalbiniz varmış neye yarar! – Rabia Mine yazdı

Bu haber 20 Haziran 2019 - 8:51 'de eklendi.

İbrahim intihar da etmiş, intihar süsü verilen bir iş cinayetine de kurban edilmiş olsa kısacık yaşamını -diğer birçok özellikle yoksul ırkdaşı gibi- bir Kürt olarak her türlü ırkçı söylem ve eylemle ötekileştirilerek geçirdiği gerçeği değişmez.

İbrahim intihar da etmiş, intihar süsü verilen bir iş cinayetine de kurban edilmiş olsa ardında son söz olarak bıraktığı, “Kürt olduğumuzdan dolayı hep dışlandık,” cümlesinin vahim gerçekliği değişmez.

İbrahim intihar da etmiş, intihar süsü verilen bir iş cinayetine de kurban edilmiş olsa kendi kardeşleri de dahil çoğunluğun hazin ölümünden daha çok, “Ne mutlu Kürt ve Türk’üm diyene…” sözlerini tartıştığı ve onu bu söyleminden dolayı kıyasıya yargıladığı bir zalimler coğrafyasında yaşadığımız gerçeği değişmez.

İbrahim gerçekten intihar ettiyse, bu olayın asıl ifadesi Kürt olduğu için intihar “ettirildiği”, yani toplumsal bir ırkçı cinayete kurban gittiğidir.

Bir insanın sırf Kürt olduğu için intihar etmesini anlamlandıramayan; hatta ona, “Aptal,” diyen milyonlarca boş kafalı ve taş kalpli ucubenin gözüne ise, aşağıdaki 10 Eylül 2017 tarihli yazımı sokmak istiyorum bir kez daha… Anlamak istemeyene hiçbir şey anlatılamayacağını çok iyi bilsem de olsun… Belki bir kişi anlar ve o bir kişi belki bin kişiye anlatır ve böylece belki bir kişi intiharın eşiğinden döner… Kim bilir… Bir yazarın elinden başka ne gelir ki…

Ben ki Kürt olmadığım halde 90’ların bizzat tanığı olduğum zulüm yıllarında; son ablukalar esnasında sergilenen vahşet, o dönem bölgeye yaptığım ziyaretlerde gördüklerim ve söz konusu yazımda anlattığımın benzeri sayısız olay karşısında insan olmanın utancı ve elimden hiçbir şey gelmemesinin yakıcı çaresizliği yüzünden bir çok kez intihar etmeyi düşündüm. Hele ki Cemile buzluğa gömüldüğünde belki fiziken değil; ama kahrımdan ruhen öldüm!

Bütün ömrü gerek kendisinin gerekse halkının sistematik olarak maruz bırakıldığı kederlerin acısı ve isyanıyla geçen İbrahim sevdiği kızın, “Ben asla Kürtlerle çıkmam,” demesi; yani bardağı taşıran son ötekileştirilme damlasıyla çöken psikolojisi yüzünden düştüğü dayanılmaz çaresizlik ve umutsuzluk hissiyle intihar etmiş çok mu?

Çok gören aymazlara, ayrıca yazarını hatırlamadığım bir büyük cümleyi söylemek isterim: “Hayatında bir kere bile intiharı düşünmemiş insanın yüzüne tükürünüz!”

İnsan denilen canavarın emek emek bir cehenneme çevirdiği bu ötekileştirmeye, sömürüye ve zulme endeksli, üstelik de yakın gelecekte iyiye ve güzele evrileceğine dair en ufak bir umut olmayan çirkin hayatın karşısında bir kez bile intiharı düşünmemiş olmak güçlülük değil, sadece taş kalpliliktir.

İntihara güzelleme dizmiyorum; sadece son derece insana dair bir eylem olduğunu hatırlatarak, yüreği nasır bağlamış tuzukuruları saygıya davet ediyorum. Hiç kimse, sınanmadığı bir kedere ahkâm kesme haddine sahip değildir.

Aşağıdaki yazımı okuyup da hâlâ sebep oldukları binlerce ah yüzünden ırkçılığından utanmamaya ve daha nicelerini verecekleri acılarla intihara azmettirmeye devam edecek olanlara ise, keşke hiç doğmasaydınız da dünya bu kadar alçaklıkla dolu bir yer olmasaydı diyorum.

Yazımda cinayetini anlattığım mevsimlik fındık işçisi Perihan Akın, arkasında sadece bir mavi yazma, bir de dünya döndükçe fındığın dalında sızlayacak bir ah bıraktı. İbrahim ise, yaşlı gözleriyle baktığı son fotoğrafı ve “Kürt olduğumuzdan dolayı hep dışlandık. Belki bu yaptığım şeyle değişir. Ne mutlu Kürt ve Türkü’m diyene… hakkınızı helâl edin,” şeklindeki son sözleriyle, yüreği olan insanların içini hayatları boyu yakacak bir başka büyük ah!..

Yüreğinizin olmadığı yerde bir kalbiniz varmış neye yarar!

***************

FINDIĞIN DALINDA BİR AH KALDI (10 Eylül 2017)

Ah artık kederlere yetişemiyoruz!

İki gün önce Urfa’nın Viranşehir ilçesinden Samsun’un Terme ilçesine fındık toplamaya giden Kürt ailelerin kaldığı çadırlara pompalı tüfeklerle ateş açıldı. 36 yaşındaki Perihan Akın ciğerine aldığı kurşunla hayatını kaybederken, yeğeni 27 yaşındaki Nurcan Patak ise elinden ve dizinden yaralandı.

Yandaş medyanın tamamında olayın ırkçı bir boyut taşımayan ‘münferit’ bir olay olduğuna vurgu yapılırken, Artı Gerçek’teki haber, mağdurların beyanları doğrultusunda kesin bir ırkçı saldırıya işaret ediyor.

Tanık ifadelerine göre faillerin olayı gerçekleştirmeden önce çadırların etrafında birkaç tur atarak keşif yaptığı, civardan birilerine Samsun’un ne tarafa düştüğüne dair soru sorduğu bilgisine ulaşıldı. Yedi kişinin gözaltına alındığı söyleniyor; lâkin bu gözaltıların ne şekilde sonuçlanacağını artık hepimiz biliyoruz ne yazık ki…

Bundan birkaç yıl önce Giresun’un Görele ilçesine gitmiştim. Giderken de, “Finduk toplamaya cideyrum,” diye romantik söylemlerde bulunmuş, bunu yaparken nasıl mutlu olacağıma dair hayaller kurmuştum. Akıl işte… Gittiğimde gördüğüm manzaraya ise inanamamıştım. Fındık ağaçlarının bulunduğu sarp yamaçlar neredeyse doksan derecelik bir dik açıdaydı. Dümdüz coğrafyaların insanı olarak değil bir tane fındık toplamam, herhangi bir fındık ağacına dokunabilmem bile mümkün değildi. Yazları Görele’deki ailesinden kalma küçük bahçesinin fındıklarını kendisi toplamaya giden, o sene de çocuklarımızı alarak birlikte gittiğimiz kadın arkadaşımdan koskocaman bahçelerdeki fındıkların nasıl toplandığına dair bilgi almış, duyduklarım karşısında içim sızlamıştı.

Öğrendiğime göre, her yıl tamamına yakınını Kürt ailelerin oluşturduğu mevsimlik işçiler çalışıyordu oralarda. Ama ne feci koşullarda!.. Daha yola çıkarken ucuza getirilmek için balık istifi gibi tıkıldıkları kamyon kasası gibi muhtelif araçlarla kaza geçirmeden, sağ salim varabilenler için müthiş bir çileydi bu süreç. Fındık toplama işinin zamanının çok kısıtlı olması yüzünden sabahın 7’sinden akşamın 7’sine kadar aralıksız çalışıyor, kazandıkları son derece düşük miktardaki günlüğün dörtte birini bütün gün yan gelip yatan çavuşa veriyorlardı. Çocuk işçi çalıştırılması valiliklerce yasaklanmış olduğu halde, çocuklar daha düşük yövmiyelerle kullanılmaya devam ediliyordu.

Kendi koşullarıyla zor güç kurabildikleri çadırlar, elektrik ve su da dahil her türlü insanî gereksinimden yoksundu. Tuvaletler, etrafı çadır beziyle çevrilmiş çukurlardan ibaretti. Yemeklerini civardan topladıkları çalı çırpılarla çadırlarının önünde yaktıkları ateşlerde pişirmeye çalışıyor, sebzelerini yaz sıcağında kokmaması için ağaç gölgelerine koyuyorlardı. Bu sağlıksız yaşam koşulları nedeniyle bir çoğu hastalanıyor, özellikle gençler ve çocuklar arasında hayatını kaybedenler oluyordu. Kendi coğrafyalarında alışkın olduklarının aksine öylesine dik yamaçlarda, öylesine büyük bir dikkat ve beceri gerektiren hareketlerle yapmak zorundaydılar ki işlerini, zaman zaman bunu beceremeyip yuvarlanan bazıları yaralanıyor ya da ölüyordu.

Ya kaldıkları o kısacık süre içerisinde köy ve kasabalarda gördükleri aşağılanmayı ve ötekileştirilmeyi nasıl anlatayım. Bazılarına gözlerimle şahit olduğum kötülüklerin boyutları akıllara ziyandı. Köy kahvelerinde bile kabul görmüyor, alışveriş yaptıklar esnaf tarafından ikinci sınıf insan muamelesine tabî tutuluyor, onlar oradayken meydana gelen adlî olayların hepsi ilk önce onlardan biliniyordu. Çavuş, geldikleri ilk gün kimliklerini topluyor, ayrılacakları güne kadar vermiyordu. Muhtar ve bahçe sahipleri onları canları istediğinde hiçbir nedeni olmaksızın ihbar ederek gözaltına alınmalarına neden olabiliyordu. Orada geçirdikleri her gün ağır ırkçılığa maruz kalıyor, sık sık linç girişimleriyle karşılaşıyorlardı. Kendi aralarında bile Kürtçe konuşmalarına izin verilmiyordu.

İşte önceki gün bu insanlardan, mevsimine göre Türkiye’nin dört bir yanına çalışmaya gidip, her birinde bu tarz insanlık dışı muamelelere maruz kalarak ailesini geçindirmeye çalışan 36 yaşındaki bir kadın, barındığı hazin çadırda hiçbir nedeni olmaksızın pompalı tüfekle vurularak katledildi.

Kimsenin malına göz dikmemiş, kimsenin tavuğuna kışt dememiş, kimseyi tehdit etmemişti; hiç kimseye en ufak bir kötülüğü dokunmamıştı. Hiçbir zaman, bizim tatil için üç gün uzak kaldığımızda bile burnumuzda tüten evimiz gibi bir evi olamayan bu emekçi kadın, hem de dibine kadar sömürülerek ve aşağılanarak çalıştırıldığı bir yerde, sırf birileri kendini bu vatanın sahibi, diğer herkesi düşman olarak gördüğü için keyfe keder katledilmişti. Ve bu birileri öylesine insanlıktan uzaktı ki bu vahşetle vatanlarını daha iyi bir yer yaptıklarını zannediyorlardı.

Olayın üzerinden iki gün geçti. İnternetteki konuya dair haberlerin tamamını taradım, şu dakikaya kadar bu kalleşçe cinayete gerekçe gösterilebilecek hiçbir kavga, gürültü v.s.’ye dair herhangi bir bilginin ortaya çıktığını görmedim. Saldırıya maruz kalan insanların ifadeleri de zaten bu doğrultuda. Hiçbir gerekçe yok bu vahşet için, hiçbir gerekçe! Bütün yandaş medyanın ağız birliği edercesine ‘münferit olay’ demesine rağmen, ortada alçakça bir ırkçılık güdüsünden başka hiçbir neden yok! Kaldı ki olsa ne olur! Hangi neden on iki saat ölümüne çalışıp, gariban çadırlarında uyuyakalan kadın, çocuk, genç, onlarca insanın üzerine gecenin bir yarısı ateş açılmasına mazeret olabilir? Hangi neden!

Bu insanlar olayın ertesinde işlerini bırakmak zorunda kalıp, acı ve gözyaşları içinde hiçbir yere doğru yollara düştü. Halklarının ülkenin dört bir yanında maruz kaldığı kötülüklerden sıradan bir tanesini daha yaşamışlardı. Acılarını bağırlarına basıp, senelerdir hiçbir yere doğru sürgün edilen on binlerce soydaşlarının kervanına dahil oldular sessizce.

Bunu yapan insanlar ve haberi duyan belki yüz binlerce kişi ise, bu şekilde vatanının daha iyi bir yer haline geldiğini düşünerek mutlu oldu.

Ait olduğu toprakta yaşama şansı bırakılmayan, gittiği yerde yaşamasına izin verilmeyen 36 yaşındaki cefakâr Kürt kadını Perihan Akın, arkasında sadece bir mavi yazma, bir de dünya döndükçe fındığın dalında sızlayacak bir ah bıraktı.

Rabia Mine

Rabia Mine
Rabia Minerabiamine@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.