SON DAKİKA

Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek – Erhan Sezer yazdı

Bu haber 16 Haziran 2019 - 15:50 'de eklendi.

” Nefes alıyorsan, hâlâ umut var demektir. ” diyor Seneca. Umut, bugünlerde en fazla gereksinim duyduğumuz şey olmalı. Ki gelecek adına yürütülen bir mücadelede onun değeri daha belirgin bir hale dönüşüyor.

Bir düşünceyi, nihai bir noktaya taşımak için günümüzün salt imkanları yeterli olmuyor. Eğer söz konusu bir duygunun içinde umut filizleri yeşermemişse, ne kadar çabalarsanız çabalayın arzuladığınız o muzaffer günün şafağını göremeyeceksiniz. Zira hiçbir başarı, umutsuz çehrelerin gölgesinde büyüyüp, karanlığın gölgesini ışığa boğmaz… Ben çağımızın modern araçlarının, bir tarafın diğer tarafa üstünlük sağlamada bir ölçüt olarak değerlendirilmesini yeterince doğru bulmam. Bazen haklı bir sözcük, otomatik silahların namlularından saçan binlerce kurşundan daha tesirli bir etki yaratabilir günümüzde.

Hiç kuşku yok ki bir diktatörün en fazla kaygı duyduğu şey de bu olmalı. Yüreğinde umut barındıran, gelecek baharlar için yaprak döküp, haklı olduğuna inandığı bir mücadelede yer alan ve kelimelerini, daha iyi bir hayat ve daha adil bir düzen için seçen insanın gücü, bir otoriterin binlerce üniformalının koruması altındaki yerini oynatacak ölçüde kuvvetlidir. Öyle ki konuşmalarını anında yayınlayan kanallara, emrini hemen yerine getiren bürokrasiye ve suçlarını görmezden gelen yoz bir yargı sistemine rağmen demir parmaklıkların ardında bu imkanlardan ziyadesi ile yoksun muhalif bir kişinin ağzından dillenen o haklı sözcükler, sokaklarda, caddelerde, meydanlarda, insanın ve direnişin olduğu her alanda gücünü göstermeye, umuttan umut üretmeye devam ediyor.

Sözcüklerin gücü öyle etkileyici ki, diktatör çareyi kelimelere pranga vurmakta arıyor. Bu yüzden gazetelere sayısız baskınlar düzenleniyor, uydurma gerekçelerle kapılarına kilit vuruluyor ve bu işi onurluca yapan gazetecilere ya cezaevinin ya da işsizliğin yolu sunuluyor. Diktatör, kendisinden farklı düşünen sesleri kısmak için yargı erkini, yönettiği hükümetin adeta bir parçası haline dönüştürerek, cezaevi koğuşlarını ve hücrelerini kendisine itiraz eden insanlarla dolduruyor. Bu, öyle sistematik bir hale ulaşıyor ki yeni yeni cezaevleri inşa haberi, trajik bir ruh hali ile müjde olarak topluma veriliyor…

Diktatörün ülkesinde yoksulluk ve yolsuzluk var. İş bulamayan, aldığı eğitimin karşılığını veremeyen, bunalıma giren ve çareyi hayatına son vermekte bulan genç insanların hüzünlendirici hikayeleri var. Diktatörün ülkesinde yargı doğru tarafta durmak yerine kendisine tayin edilen yerde duruyor. Kız çocuklarına yönelik istismar ve kadına şiddet her geçen sene artıyor. Diktatör, kendisine yazlık saray yaptırmak istiyor. Diktatör hayatı seviyor ve bir o kadar da korkuyor. Her şeye bir çare bulabilirken, korkularına geçerli bir çare bulamıyor. Diktatör ölmekten korkuyor… Onun ülkesinde insanlar gelecek adına kaygılılar ve günün akşamında eve ekmek götürebilmenin hesabını yapmakta. Bu anda diktatörün hesabı, kendisine bağlı cemaatlere ve vakıflara bağışlanan milyonların kesilmeyip, söz konusu vurgunun aynı biçimde devam etmesi. Zira onun gücündeki devamlılık biraz da buna bağlı…

Ama her şeye rağmen ışığını geleceğin güzel günlerinden alan bir umut rüzgarı esiyor. İnsanın insana kul edilmediği, ölümün değil yaşamın kutsandığı, inançlar ve kimlikler arasında tam bir eşitliğin sağlandığı, adaletin güçlünün değil haklının yanında olduğu bir gelecekten… Eğer gelecekten umudunuzu yitirirseniz, çocukların ışıyan gözlerine bakın. Dünyada hiçbir şey, onların gözlerinde parıldayan hakikatten daha gerçekçi olamaz. Zira o gözlerde, yaşamın henüz kirletmediği bir ışık bulacaksınız. Bizi insanlık adına kurtuluşa götüren de o ışık olacak.

Ben bunun yanı sıra kendimi güçsüz hissettiğim zamanlarda geçmişin ve bugünün o gözüpek, ümitli ve güzel insanların anılarını okur, onların umuduna ortak olmaya çalışarak yeniden ve yeniden başlarım kaldığım yerden mücadele etmeye. Yeri gelir yüreğimde bir kıvılcım yakar Varna’dan Karadenize bakıp, ‘Memed!’ diye seslenen Nâzım’ın buğulu sesi, yeri gelir ruhumun karanlık yönlerini aydınlatır idam sehpasına kendisi çıkıp, o vakur sesi ile etrafında toplananlara, ” burada ölecek olan bedenimdir. Düşüncelerimi öldüremeyeceksiniz. Düşüncelerim yaşayacak. ” diyen Deniz Gezmiş’in cesareti…

” Yer yüzü aşkın yüzü oluncaya dek ” diyordu büyük şair Adnan Yücel. Onun gelecek adına kurduğu düşler, asırlardır sürdürülen bir kavganın aydınlığında sahiplenilmeye devam ediyor;

Saraylar saltanatlar çöker
kan susar birgün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklarda güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler…

Şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yeniden yağacak kıvamda.
ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.

bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Erhan SEZER
Toronto

Erhan Sezer
Erhan Sezererhansezer@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.