SON DAKİKA

Ulusalcılık – Liberalizm – Cumhuriyet / Veli Saçılık

Bu haber 03 Ekim 2018 - 23:24 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Her dönemin moda sözcükleri ve tartışma konuları vardır. Her konjonktürel değişimde, ulusalcılık-liberalizm tartışması yeniden moda olur bizde. Madem moda oldu, tartışmaya girelim. 7 Haziran Seçiminde ecelini gören AKP, Kürt meselesi üzerinden “barış sürecinden” savaş konseptine geçerek kaybettiği oyları 1 Kasım seçiminde geri aldığı gibi, düne kadar azılı düşman bellediği ulusalcı olarak adlandırılan İttihatçı Enveristler’le yeni bir koalisyon kurdu. Bu koalisyon sayesinde, iktidarının ömrünü uzattı, 15 Temmuz darbesinden kurtuldu vb. Şimdi bu koalisyonun niteliğini ve Tayyip Erdoğan ile ilişkisinden ortaya çıkan siyasetin güncel durumuna ve potansiyeline bakmaya çalışalım.

Ulus Meselesi

Ulus dediğimiz şey üzerine çalışanların en fazla söylediği şeylerden birincisi, ulusun kapitalizmin toplumsal örgütlenmesi olduğu, ikincisi de ulusun kurgusal hissiyatlar üzerine bina edilmiş suni ve varsayımsal bir birliktelik olduğudur, üçüncüsü de ulusun kökenlerinde aranan aryan ırkların aslında pek de aryan olmadığıdır, örneğin, bugün İngiltere dediğimiz Angleterrain, adı üstünde, kavimler göçü sırasında aktarılan Avrupa’nın Almanlarla alakalı kavimlerinden birisi olan Anglolardır, Britanya dediğimizde aklımıza gelen Brötonlar ise, hala Fransa’nın İngiltere’ye en yakın noktasında yaşayan Brötonlardır ve İngilizlere ata olduğu düşünülür. Lenin’in deyimiyle, Rus’u kazırsan altından Tatar çıkar, Türk’ün kökeni olduğu düşünülen Türkmen ise zaten Osmanlı için davar çobanı etrak-ı bi-idraktır. Şanlı Türk milliyetçiliğinin kurucularının bir kısmı Mısırlı, bir kısmı Yahudi, bir kısmı Tatar göçmenidir ve bu mukallittliği, nur içinde yatsın Can Yücel şöyle değerlendirir: “nasıl tüpçüler tüp değilse, Türkçüler de Türk değildir…”

Ulusların kurulması, kurgulanması, milliyetçilik, militarizm, devlet bağlamında çok yazıldı çizildi tartışıldı. Hatta muhtemelen bu konu, üzerinde oluşmuş olan literatür cürufunun çoktan altında kaldı, ama Trump’un ‘make America great again’ kampanyası ve ticaret savaşları dolayısıyla dünyada, Tayyip Erdoğan’ın Ergenekoncularla kurmuş olduğu koalisyon sayesinde de Türkiye’de ulusçuluk konuşuluyor.

Uluslar kurgusal olsa da, ulusçuluk siyaseti gerçektir, buna yapacak bir şey yok. Hatta, 1920’lerde, Sovyet orduları Varşova’nın ötesine geçemeyince, İngiliz emperyalizmi ile çatışan Hindistan ve Türkiye ile  bir nefese ihtiyacı olan Sovyetler arasında bir aşk-ı memnu yaşanmıştır, Doğu Halkları Kurultayı budur.

Ulusalcılık yaptığını söyleyen çevrelerin en fazla başvurdukları dönem, Mustafa Kemal ile Sovyetlerin yakınlaştığı, 1920-22 arasıdır. Neredeyse bütün referanslar buradan geliyor, bununla birlikte, 1922’den sonra, bu ilişkiye ne olduğu, Kemalistlerin Sovyetleri Lozan’dan itibaren, İngiltere ve dünya emperyalizminin lehine nasıl satışa getirdiği filan pek konuşulmuyor. Bir başka mesele de, 1920’lerde ulus ve ulusalcılığın, emperyalist dünyada, Sovyetlerin de yarattığı basınç ile birlikte, anti-emperyalist bir çekim alanı yarattığı muhakkak, ama bununla birlikte, bu işin sonunun İkinci Dünya Savaşı süresinde, 3. Enternasyonalin tasfiyesi, Halk Cumhuriyetlerinin inşaası, ‘demokratik burjuvazi’ ile ittifaklar vb. meseleleri ile, Sovyetleri tasfiyeye götüren en önemli başlıklardan birisi olduğu da bir başka mesele.

Eskilerin dediği gibi, galat-ı meşhur, lugat-ı fasihten evladır… Böyle böyle galatalı olunca, sonra işte kendini Kemalist addedip, bizzat Mustafa Kemal tarafından itlaf edilmiş olan, kılıçartığı Topal Osman’ın torunu filan sanarsın ki, bu adamın TKP’nin kurucu önderlerini katlettiğini filan bir kenara bırakıp, kendine sosyalist dersin.

Sonuç olarak, Mustafa Kemal’in ‘şayak kalpaklı’ fotoğrafının yanına Doğu Halkları Kurultayı’nda çekilmiş bir iki fotoğraf, Lenin’in üçüncü dünyadan ümitvar olduğu bir iki referans ile bu iş çözülmüyor. Tarihin bize söylediği, komünistler, ulusalcılığa her yanaştıklarında, bizzat ulusalcılar tarafından imha edilmişler, buyrunuz, 1921 Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katli,  1927 tevkifatı, 1947 tevkifatı, Denizlerin idamı ve 68 kuşağının ‘jandarma biz sosyalistiz’ diye diye yok edilmesi…

Nev-Zuhur Ulusalcılık:

Dediğimiz gibi, ulus büyük bir başlık, Türkiye Ulusalcılığı da.  Bu başlığın böylesine büyük olması elbette onun yekpare bir çevre olmayıp, birçok eğilimi içinde barındırmasıyla alakalı. Dolayısıyla, biz burada ulusalcılık derken, Saray’a biad etmiş, onun adına operasyon yapan, Cumhuriyet gazetesi örneğinde olduğu gibi, Erdoğan’ın namı hesabına, kayyımlık yapmayı kabul etmiş, ırkçı milliyetçi çevreleri kast ediyoruz.

“Ergenekon” davalarında terör örgütü ilan edilen ulusalcılar muteber devlet adamı statüsünü böylece kazanmış oldular. Geçmişte AKP’nin yetersizde olsa Türkiye’yi demokratikleştirdiğini iddia eden siyasal liberaller “Yetmez Ama Evet” diyerek AKP’ye omuz vermişlerdi. AKP’nin “Kürt yok, kart kurt var” çizgisine çekilmesine tav olan ulusalcılar, “AKP laiklik ve cumhuriyete yeterince sahip çıkmıyor” eleştirisi yapmakla birlikte “milli cephe” içinde AKP’nin uzantısı olmaya razı olarak yeni tipte “Yetmez Ama Evetçi” olarak adlandırıldılar. Yeni ulusalcı YAE’ciler, eski liberal YAE’cilere nefret kusmaya devam ediyorlar hala. Irkçı ulusalcı bu çevre kendilerine karşı gördükleri herkesi liberal ve YAE’ci olmakla suçluyorlar. Liberal YAE’cilerin neredeyse tamamı geçmişteki politikalarından bugün pişmanlar, AKP tarafında kullanıldıkları özeleştirisini yapıyorlar. Bu onları elbette siyasi sorumluluktan kurtarmaz. Neticede bugün yaşadığımız faşizm dünün günahları üzerinden yükseldi.

Tartışmanın özüne girecek olursak; Kürtleri, enternasyonalist sosyalistleri, demokrasi mücadelesi verenleri ezmek için “laiklikten” ve hatta cumhuriyet sisteminden vazgeçen ulusalcılar neden liberalizm düşmanlığı yapıyorlar? Aslında bu sorunun içinde cevap çok açıkça var. Demokratik talepleri olan emekçilerin ve hakların zapturapt altına alınmasını meşrulaştırmak için liberalizm heyulası yaratıyorlar. Anti-liberal fikir savunuyor olsalardı BOP Eş Başkanlığı yapan neo-liberal AKP’den uzak durmaları gerekirdi. Tek bir tip liberalizm tanımı yapılaması başlı başına siyasi literatüre ters bir durum zaten. İktisadi liberalizm “altta kalanın canı çıksın” politikasıyla faşizmin kurucu babasıdır. Siyasal liberalizm ise bireyin özgünlüğü, devletin demokratikleştirilmesi vb. fikirleriyle “demokratik kapitalizm” savunusu yapagelmiştir. Liberal fikir akımları arasında Çin Seddi yoktur. Zamanla birbirlerine rahatlıkla dönüşebilirler. Neticede liberalizm bir burjuva ideolojisidir. Serbest piyasa ekonomisini (kapitalizm) savunan bütün fikirler liberalizmin mezhepleridir. Vatan, millet, Sakarya edebiyatına çokça başvuran ulusalcılar iktisadi liberalizmin bir mezhebidirler. Sosyalist devrim ve sosyalist ekonomi modelini kurmak için devrimci mücadele vermeyen bütün akımlar serbest piyasacıdır. Kapitalizmi yıkma fikrinden uzak kamucu fikirler de eklektik yapısıyla sonunda kapitalizme çıkar. Ulusalcıların liberalizm düşmanlığı iktisadi modele değil özgürlükçü söylemleredir. Kürt sorunu eşit haklar temelinde çözülsün diyenler sosyalist ekonomi için mücadele etse de ulusalcıların hedefi olmaktan kurtulamayacaklardır. Eski Başbakan ve CHP Genel Sekreterliği yapmış olan Recep Peker “liberalizm vatan hainliğidir” derken,  İzmir İktisat Kongresi ile serbest piyasa ekonomisinde karar kılan devlete bir eleştiri getirmiyordu elbette. Recep Peker, faşizmi incelemek üzere İtalya’ya gönderilmiş ve döndüğünde dönemin hükümetine “faşist konsey kurulsun” teklifinde bulunmuştur. R. Peker’in düşmanlık ettiği şey demokrasi talepleridir. Otoriter devlet yapılanmasını savunan ulusalcılar asla kapitalist mülkiyete karşı olmamışlardır. Güncel olarak demokrasi düşmanlığı “liberalizm” lakırdısıyla gizlenmek istenmektedir.

Türkiye’de en etkisiz grup ya da çevrenin siyasal liberaller olmasına karşın, liberallerin ana hedef olmaları taktiksel bir yönelimdir. İttihatçı Enveristler, Nevzat Tandoğan’ın söylediği “ bu ülkeye komünizm lazımsa onu da biz getiririz” sözü üzerinden, “bu ülkeye siyasal İslamcılık lazımsa onu da biz getiririz” diyerek AKP’ye payanda olmuşlardır. ANAP’ın neo-liberal politikalarının icracısı eski Bakan Yaşar Okuyan ve benzer nitelikte şahısların Vatan Partisi yöneticisi olabilmesi ulusalcılığın neye karşı ve neyin yanında olduğunu kanıtlar niteliktedir. AKP, askeri vesayet sistemini ele geçirmek için kullandığı demokrat maskesini çıkardığında bütün bu askeri vesayetin sahipleriyle, faşizm ve Kürt düşmanı temelinde ortaklaşmıştır.

Cumhuriyet gazetesindeki son “değişim” Saray-Ulusalcı ortaklığının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet gazetesini liberallerden kurtardık diyenlerin serbest piyasa ekonomisine özsel bir eleştirisi yoktur. Rahatsızlık duydukları şey, HDP ve Kürt sorunu üzerine çokça haber ve yazının gazetede yayımlanmasıdır. Cumhuriyet yazarlarının tutuklandığı davada savcı iddianamesi yönünde tanıklık yapan Alev Çoşkun’un Vakıf başkanlığına getirilmesi Saray-Ulusalcı ittifakının sonucudur. Ulucanlar Cezaevi katliamının yıldönümünde, eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’e makale yazdıran Cumhuriyet’in yeni yönetimi gelen tepkilere aldırmadan yine cezaevi katliamlarının olduğu günlerde Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü yapan, A. Suat Ertosun’a da makale yazdırmıştır. “Eski Devlet”in karanlık eylemleri resmen üstlenilmiş oldu böylece. Onlarca devrimci demokrat çalışan işçinin işten çıkarılması, Cumartesi Annelerine saldırı başlatan AKP’ye paralel bir şekilde ağabeyi gözaltında kaybedilen Faruk Eren’i işten çıkarmıştır. Aydınlık, Sözcü ve benzeri ırkçı-ulusalcı tayfa Cumartesi Annelerine yapılan saldırıyı görmemeyi tercih etmiştir. Ulusalcılar hak ve demokrasi düşmanlığında havuz medyası ve özellikle Akit ile ters yönde ilerleyip A. Davutoğlu’nun IŞİD için kullandığı deyimle “360 derece farklıyız” diyecekleri aynı düzleme düşmüşlerdir. Sol dergi ve haber sitelerinde yıllarca makale yazan Yavuz Aloğan yuvarlanıp Aydınlık’a düştükten beş dakika sonra Mustafa Suphiler, Aleviler, Rumlar’ı katleden “Topal Osman’nın torunuyuz” deme cesaretini göstermiştir. Mustafa Suphi güzellemeleriyle yola çıkıp, katil Topal Osman’ın torunu olanlar, cezaevi katliamlarının failleriyle ortaklık kuranlar ve AKP’nin elinden bu eylemler nedeniyle Devlet Üstün Madalyası alanlar aynı geminin yolcusudur.

Irkçı-Ulusalcılar antiemperyalist mi?

Irak ve Suriye üzerinden ABD’ye ateş püsküren ulusalcılar bölgedeki Kürt halkının kendi kaderini tayin etme hakkı üzerine tek cümle etmemektedir. Kürt sağını temsil eden Barzani’ye her fırsatta emperyalizmin işbirlikçisi diyenler (işbirlikçilik sağ politikanın özünü oluşturur), emperyalist devletler arasında mekik dokuyan FKÖ lideri Mahmut Abbas’a karşı tek söz söylememektirler. NATO’da görev yaparak emekli olan komutan eskilerinin ulusalcı saflarda yönetici düzeyde olmaları pek ilginçtir. Amerika’nın Kurduğu Parti (AKP) ile “Vatan Cephesi”nde buluşmaktan hiç gocunmamaktırlar. Türkiye’nin kaynaklarını, emekçileri sömüren AB’ye karşı hareketsiz olan ulusalcılar demokratikleşme ve Kürt sorunu gündeme geldiğinde AB’yi terörü desteklemekle suçlamakta çok cevvaller. ABD, AB, Rusya emperyalist ve kan dökücüdür, dünyadaki kitle katliamlarının ve açlığın sebebi bu emperyal kuvvetlerin politikalarıdır. Ancak ulusalcı olarak kendini adlandıran aşırı milliyetçilerin amacı emperyal politikalara karşı koymak değil, emperyal güçlerin politikalarının inkâr ve asimilasyoncu Türk ırkçılığıyla eşgüdümlü olmasını talep etmektedirler. Antiemperyalizmi yavan bir ABD karşıtlığına indirgeyen, Rusya, Çin, Fransa, Almanya gibi emperyal devletlerin sömürgeciliğini görmezden gelen, sol siyaset içinde jammer (sinyal bozucu) rol oynayan ulusalcılık gerçek anlamda ne liberalizm, ne de emperyalizm karşıtı asla olmamıştır. Demokrasi ve Kürt düşmanlığını antiemperyalizm, anti liberalizm cilasıyla örtmenin güncel adı ırkçı-ulusalcılıktır. Hitler’in partisinin adının Nasyonal (ulusal) Sosyalist Parti olması bir rastlantı değildir.

Bir de anti-kapitalist olunmadan anti-emperyalist olunmaz. Belki böyle büyük duruyor ama, bence kendini ulusalcı olarak adlandıranların temel meselesi bu olsa gerek. OYAK yöneticisi emekli Generalin, “solcu” tersane patronunun, “sosyal demokrat” sermaye sahibinin emek mücadelesinde duracağı yer zaten bellidir. Anti-kapitalist olmayan anti-emperyalizm bu durumda, kendi kurdunu döküp, uzaktaki düşmana atarlanmak gibi oluyor sanki…

 

Veli Saçılık
Veli Saçılıkvelisacilik@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.