SON DAKİKA

Truva Savaşı’nda Helen imgesi: ‘Petrolcüler’ filmine bir göz atış – Serhat Soyşekerci yazdı

Bu haber 13 Aralık 2018 - 22:25 'de eklendi ve kez görüntülendi.

 

Truva Savaşı Helen için mi yapıldı, yoksa bu savaşın faili ve nedeni olan kadın Helen midir?

 

İşte bu sorunun arka planında neler yattığına göz atmakta fayda var.

 

Efsane şöyledir (Çelik, 2007: 101). Akhilleus adındaki yarı tanrı, küçükken annesi Thetis tarafından koruma içgüdüsüyle ayağından tutularak ölüler ülkesinin ırmağı Styx’e batırılır. Tam bu sırada Zeus’un gelmesiyle topuğu dışarıda kalan Akhilleus’un sadece topuğundan vurularak öldürüleceği söylenir.

 

Bu efsane bir söylence içinden yeni söylenceler yaratmasıyla ilginçtir. Sonsuz ufka daldığımız bu hayal dünyasında gerçeklikten daha gerçek bir düş gücü çıkar karşımıza.

 

Gelelim Truva Savaşı’na…

 

Helen’i geri almak için yapılan Truva Savaşı’nda Helen’in sevgilisi ölümlü erkeklerin en güzeli olarak bilinen Paris’in zehirli okuyla vurulan Akhilleus, topuğundan, bu en zayıf noktasından vurularak can verir.

 

Efsaneden çıkan öğüt şudur: “Hissettiğimiz güç ne kadar büyük olursa olsun hepimizin zayıf noktası vardır.”

 

Aslına bakılırsa bu öğüt ölümlüler için geçerli olabilir ama sinema dünyasının ölümsüz taşbebekleri için düşünüldüğünde bir sorunsal olarak karşımıza çıkar. Evet, Akhilleus ölümlü olduğundan topuğundan vurulup öldürülür, kim bilir belki de erkekler evrene sonlu bakıp öyle gördüklerinden hep önce ölürler. Pekâlâ, ama ölümsüz taşbebekler?

 

Sanırım bu efsaneden çıkarılması gereken başka bir öğüt daha olmalı: “hayat ölümlü, sanat ölümsüzdür.”

(Görsel 1).

 

1971 yılı yapımı olan Les Petroleuses adlı Fransız western-komedi türü sinema filminde Brigitte Bardot (Louise) ile Claudia Cardinalle (Marie) karşı karşıya gelir. Karşı karşıya geldikleri bu sahne “ölümüne kavga ettikleri” “ölümsüz” bir sahnedir. Kavga, sinema dünyasında ikisinin de ölümsüz olmalarından dolayı ölümün ötesine uzanan bir sahneye bırakır yerini. Burada kompozisyon başarıyla işlenir. Bu iki oyuncunun saç saça baş başa kavga ettikleri bu sahne bir anlaşmanın veya bir uzlaşının sebebi değil, bitimsiz savaşların gölgesinde uzayan acının kaynağında yerini alır (Görsel 1). Her şeyden önce iki usta oyuncu kariyerlerinin doruğundadır. Bardot 37, Cardinale ise 33’ündedir. Kendilerinden beklenilen performansın çok ötesine geçmişlerdir. Cardinale’in gözlerinin etrafında dolanan acı, Bardot’nun dolgun alt dudağının kıvrımlarına terk eder yerini ve bu sanatçıya önceden kalan bir mirastır: “Ve Tanrı Kadını Yarattı (1956)”.

 

Kameranın arka planında kalarak gözlerden uzak bir şekilde bekleyen ve kavgayı seyretmekle yetinen Kızılderili bir adam ise kavgaya hiç müdahale etmeden iki oyuncunun da dayanıklılık eşiğini sınamaktadır. İlginç olan, filmin arka plan çekimlerinden anlaşıldığı kadarıyla bu iki oyuncu da kavga sahnesinde dublör kullanmamış. Bu yüzden kavga sahnesinin defalarca çekilme şansı neredeyse yok denecek kadar azdır.

 

Brigitte Bardot, artık on dokuz yaşın o duygusal halleriyle somurtup dudak büken ve iki lafı bir araya getirmekten aciz bir güzelliğin çok ötesine geçen bir karaktere adım atar Petrolcüler’de. Tabii bu “karakter evrimi” bir oyuncu için hiç de kolay bir şey değildir. Foucault’nun Hapishanenin Doğuşu’nda eğitim ve çalışma adına bedeni belirli duruşlara zorlamaktan uzun uzun bahsettiği fikrini çağrıştırır. Konuşma, yürüme, el ve ayak hareketleri, bakış ve tüm bedensel üslup özellikleri oyunculuğa dönüşerek hareketlerin ne kadar güçlüklerle dolu olduğunu gösterecek kadar çetin bir yoldur.

 

Bu filme ilişkin küçük bir ekleme daha yapmak gerekirse eğer, Brigitte Bardot, 1956’da Truvalı Helen (Helen of Troy) adlı filmde her ne kadar Helen karakterini oynamasa bile, Andraste rolüyle Truva Savaşı’nın bir ön hazırlığını yapmıştır. Muhtemelen bu da onun bir western filminde oyunculuk ruhunu mitolojik bir karakterde bütünleştirmeye çok önceden karar verdiğini gösteriyor. Her ne kadar Truvalı Helen filminde Helen rolünü İtalyan usta oyuncu Rossana Podesta oynamış olsa bile, Brigitte Bardot aynı yıl daha büyük projenin altına adını yazdırmayı başaracaktı: “Ve Tanrı Kadını Yarattı.”

 

Zeuklis’in yaptığı Truvalı Helen’in güzelliği üzerine düşünen on yedinci yüzyıl sanat eserleri uzmanı ve biyografi yazarı Giovanni Pietro Bellori, sadece bir modelin yeterli olma ihtimalinin neredeyse yok denecek kadar az olduğunu söyler. O hâlde, güzellik üzerine düşünmek demek kadının yerine bir sanat eserinin geçmesini gerektirir. Bu yüzden Bellori, kanlı Truva Savaşı’nın kanlı canlı bir kadın yüzünden yapılmadığını savunarak şöyle bir muhakeme geliştirir: “Doğanın bütün ürünleri hata ve eksik barındırır. Helen, doğanın ürünüydü ve bu nedenle kusurluydu.” (Pacteau, 2005: 32). Buradan Truva Savaşı’nın gerçekte Helen’in heykeli yüzünden yapılmış olması gerektiği sonucuna varır.

 

Sinema sektörü, amorf ve acımasız bir sermayenin temellük ettiği piyasada olmanın ötesinde, güzelliğin alâmetifarikası olarak oyunculukta kendine yer bulup, resim sanatının boşluğunu doldururken, Helen’in yüzünü taşbebeklerin yüzleriyle bütünleştirmekten başka bir seçeneğe sahip değildir. O hâlde Bellori’nin işaret ettiği, Truva Savaşı’nın Helen’in heykeli yüzünden yapılması, sinemanın hareketli karelerinde taşbebeklere kalan bir miras gerçeğini doğrular.

 

Savaşların hem “ata”sı hem de “erk”in varlığı enerji kaynakları olduğuna göre, Petrolcüler, Truva Savaşı’nın hayali imgesinde zihinlerde var-olmaya devam edecek. Fakat en doğurgan, en anaç ve en şefkatli özelliğiyle… Tüm bunlar Louise ve Marie’nin ölümsüzlüğünde Truva Savaşı’nın devam ettiğini göstermiyor mu?

 

Truva Savaşı’nı ‘kanlı canlı bir güzelliğe’ dönüştürmek, nasıl ki akla mantığa aykırı gibi gelse de, tüm savaşların varlığını da “saçma” bir düşünceye büründürür. Demek ki savaşların geride bıraktığı izler saçmalık içinde ilerlemeye devam ediyor. Normalleştirici bir iktidarda herkese ve her şeye gayet doğal görünerek…

 

Kaynaklar

 

Çelik, Faik (2007), İlâç Kokulu Kitap, İstanbul: Cinius Yayınları.

Görsel 1. http://youtube.com/watch?v=crn29oPN_pE1. https://www.youtube.com/watch?v=crn29oPN

Pacteau, Francette (2005), Güzellik Semptomu, çev. Banu Erol, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

 

Serhat Soyşekerci
Serhat Soyşekerciserhatsoksekerci@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.