SON DAKİKA

Temelli: Tecrit tüm ülkeyi sardı, 23 Haziran’da iktidarı yine yeneceğiz!

Bu haber 21 Mayıs 2019 - 16:33 'de eklendi.

FERSUDE – HDP Eş Genel Bakanı Sezai Temelli, Meclis Grup Toplantısı’ndaki konuşmasında Türkiye siyasetinin değişmez zemininin “Kürde zulüm” politikası olduğunu belirterek, “Bu zulüm son bulana kadar sesimizi yükselteceğiz. Ölümler olmasın, şiddet, zulüm ve savaş son bulsun diye onurlu barış mücadelesine güç katacağız sesimizi yükselteceğiz” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin grup toplantısında konuştu. Grup toplantısına, açlık grevindeki çocukları için HDP Genel Merkezi’nde birkaç gündür oturma eylemi yapan anneler de katıldı.  

Çerkes soykırımını andı

Temelli, sözlerine yıl dönümü olan Çerkes Soykırımı’nı anarak başladı. Temelli, “21 Mayıs 1864 tarihinde yapılan soykırımda 1 buçuk milyona yakın Çerkes hayatını kaybetti. Acıyı hala yüreklerimizde hissediyoruz. Soykırımlara aşina bir coğrafyada yaşıyoruz, soykırımları unutmuyoruz, unutturmayacağız da. O yüzden diyoruz ki; ‘Yaşasın kardeşliğimiz, yaşasın özgürlük’. Çerkes halkının taleplerinin yerine getirilmesi için üzerimize düşeni yerine getireceğiz” dedi.

‘Meclis tarihinin en karanlık kararını verdi’

Yine üç yıl önce 21 Mayıs’ta dokunulmazlıkların kaldırıldığını hatırlatan Temelli, “Tam 3 yıl önce bu Meclis tarihinin belki de en karanlık ve utanç verici kararını aldı. Dokunulmazlıkları kaldırdı hem de Anayasaya rağmen, onun amir hükmüne rağmen. Anayasayı atlatarak, bypas ederek bir karar aldı. O dokunulmazlıkların kaldırılmasına neden olan fezlekecilerdi. O zamanki fezlekeciler FETÖ’cülerdi. Şimdi yine fezlekeciler var. Sabah akşam fezleke yazarak adeta bir arzuhalci edasıyla yine uydurma fezlekelerle insanların siyaset hakkını gasp etmeye çalışıyorlar” diye konuştu.

‘Direnmeye devam edeceğiz’

Buna rağmen içeride ve dışarıda direnmeye devam ettiklerini vurgulayan Temelli, şunları söyledi: “O fezlekelerle dokunulmazlıkları kaldırılan arkadaşların seslerini kısmaya çalıştılar. Hukuk, darbe mekaniğinin dişlerinde öğütüldü. Arkadaşlarımızı 3 yıl önce rehin aldılar ama direniş sürüyor. İşte Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, İdris Baluken, Selma Irmak, Abdullah Zeydan, Ferhat Encü… Rehin alınan tüm arkadaşlarımız direniyor. Adaletli bir yaşamı ve onurlu bir barışı var edene kadar da hep birlikte direnmeye devam edeceğiz.” 

‘Türkiye siyasetinin değişmez zemini Kürde zulüm’

HDP Eş Genel Başkanı, Urfa’nın Halfeti ilçesinde gözaltına alınan köylülere dönük işkence üzerinde de durdu.

Temelli, “Evet adaletli ve işkencesiz bir yaşam. Bunu var edene kadar bu mücadeleye devam edeceğiz. İşkenceciler yine hortladı, Urfa’dan gelen haberler ve görüntülerle 90’ların sahnelerini bir kez daha bu ülke yaşıyor. Ters kelepçeyle yerle yatırılmış, ciddi işkence görüntüleri sosyal medyaya düştü. Urfa’da güvenlik güçleri halka zulüm ediyor. Bir operasyon gerçekleştiriliyor. Bu nasıl ve neden yapıldığı araştırılmadan orada yaşayan hala zulüm gerçekleştiriliyor. İşkence gerçekleşiyor. Hatta işe giden insanlar, servis aracı taranıyor, 4 işçi yaralanıyor. Kürde zulüm bitmiyor. Türkiye siyasetinin adeta değişmez zemini Kürdü zulüm. Kürtlere ‘defol git’ diyen zihniyet hala iş başında, zulüm işkence hala devam ediyor” dedi.

Bu zulüm ile işkence görünmesin diye ise hakikatin sesinin kısılmaya çalışıldığına belirten Temelli, “Medyayı ele geçirdikleri yetmiyor, çok az kalmış özgür medyayı da, bağımsız yayın organlarını da cezalandırarak hakikatin sesini kısma peşindeler. İki hafta önce grupta yaptığımız konuşmayı veren Tele 1 televizyonuna RTÜK ceza veriyor.

Aslında acz içine düşmüş bir siyaseti, acz içine düşmüş bir iktidarı izliyoruz. TRT bizi takip etmiyor ama biz TRT’yi takip ediyoruz. Nerden mi? Bakın TRT’deki yolsuzluklar artık ayyuka çıkmış durumda. TRT’nin yaptığı programlara yaptığı harcamalar ayyuka çıkmış durumda. Bu TRT’nin finansmanını kaynaklarını bizim vergilerimizle sağlıyoruz. Bizden aldığı verilerle kamu hizmeti vermesi gerekirken adeta iktidarın borazanlığını yapıyor” ifadelerini kullandı. 

‘Kayyımların yolsuzluklarını biliyoruz’

Sözlerinin devamında ülkedeki adaletsizliğin devam ettiğini kaydeden Temelli, “Adeta bütün ülke bir adaletsizlik cenderesinde, insanların canını çıkarırcasına sıkmaya çalışan bir iktidar var. Bakın, Mardin Büyükşehir’in elektrikleri kesilmiş, MARSU’nun borcu yüzünden. O denli borç yapıp gitmiş kayyım. Şimdi kalkmışlar hacze gidiyorlar. O borcu yapanların yakasına yapışmak yerine haciz ediyorlar. Gelmişler elektriği kesmişler. Oysa biliyoruz ki Mardin gibi bu kayyımların ne tür yolsuzluklar yaptığını, belediyeleri talan ettiklerini, belediye taşınmazlarını çarçur edip usulsüz ihalelerle sattıklarını iyi biliyoruz” dedi.

‘Kürt halkından intikam peşinde’

Temelli, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Bundan öte bu politikalarının sonunda belediyeleri çalışamaz halde bırakıp gidenler, şimdi hala Kürt halkından intikam alma peşinde. 31 Mart seçimlerinin hesabını sorma peşinde. Bu kürsüden defalarca söyledik, 31 Mart’tan çıkaracak dersleriniz var. Ders çıkartın, kendinize çeki düzen verin. Bu halkı, bu ülkenin gerçeklerini anlayın diye defalarca dile getirdik. Onlar bu dersi çıkarmak yerine bunun acısını halkımızdan çıkarma derdinde. Adaletsizlik sürdüğü sürece şiddet de sürüyor. Şiddet her yerde her sokakta her mahalle de.

 ‘

‘Onlarca kadın öldürülüyor’

Daha geçen gün Diyarbakır Barosu’na kayıtlı 43 yaşındaki avukat Müzeyyen Boylu’yu kaybettik. Bir kadın daha öldürüldü. Aynı gün 3 kadın öldürüldü. Her ay onlarca kadın her yıl yüzlerce kadın öldürülüyor. Kadına yönelik şiddet hız kesmiyor. Bu erkek egemen iktidarın bu faşist zihniyetin şiddetinin en fazla yansıdığı yerlerden biri kadına yönelik şiddettir.

İşte Nafaka Yasası’na yönelik çalışmalar bu denli iktisadi şiddet altında olan kadınların boşanma durumunda ortaya çıkacak mağduriyetini gidecek olan nafaka düzenlemesi yine kadınlar aleyhine hayata geçirilmeye çalışıyor. Kadına yönelik şiddet, aslında bir toplumu tümüyle şiddet girdabında tutmaktır. Aslında bir toplumu tecritleştirmektir. Her zaman dile getirdiğimiz gibi bu şiddetin bu zulmün sürmesi için barış isteyenlerin sesi kısılmaya çalışılıyor. ‘Bu suça ortak olamayacağız’ diyerek imza atan akademisyenlere yönelik şiddet devam ediyor. Yargı eliyle devam ediyor. Füsun Üstel hocamız cezaevinde. 11 ay cezaevinde kalacak barış istedi diye… Sırf füsun hocamız değil, cezaevine girmeyi bekleyen 200’den fazla akademisyen var. Haluk Savaş hocamız KHK ile ihraç edildi, tutuklandı, berat etti ama işine dönemiyor, pasaport alamıyor. Nihayet pasaport verileceği söylenmiş bu pasaportu verirken de zaruri haller kapsamında pasaport veriliyor denmiş.

‘Akademisyenlerin yeri cezaevi değil’

Halbuki hiçbir suçu yok. İhraç edilen hiçbir arkadaşımızın hiçbir suçu yok. On binlerce insan ihraç edildi, mağdur edildi ama zaruri haller dışında hakları iade edilmiyor. Akademisyenlerin yeri cezaevi değildir. Ayşe Düzkan gazeteci, cezaevinde. Özgür Gündem gazetesinde nöbetçi genel yayın yönetmenliği  yaptı,  basın özgürlüğünü savundu diye cezaevinde.

Bu ülkeye onurlu bir barış gelsin diye, evlatlarımız ölmesin diye cezaevindeki evlatlarımız ölmesin, açlık grevleri, ölüm oruçları son bulsun diye her gün bu ülkenin sessizliğine inat seslerini yükseltmeye devam ediyorlar. Her türlü şiddete, saldırıya, zulme rağmen asla vazgeçmiyorlar. O yüzden de biz de annelerimizle beraber bu sese ses katmaya devam edeceğiz. Bu zulüm son bulana kadar sesimizi yükselteceğiz. Ölümler olmasın, şiddet, zulüm ve savaş son bulsun diye onurlu barış mücadelesine güç katacağız sesimizi yükselteceğiz.

‘Annelere saldırıya herkes sessiz’

Leyla Güven ve 3 binden fazla tutsak kahrolası sessizliği yıkmak için haykırıyor. Tüm Türkiye’yi duyarlı olmaya çağırıyor. Cezaevleri bu insanları darp ediyor, baskı uyguluyor, almaları gereken ilaçları, sıvıları engelliyorlar. Böyle bir faşist anlayışla karşı karşıyayız. Dışarıda ‘evlatlarımız ölmesin’ diye bu sesi yükseltmeye çalışan annelere saldırıyorlar. Bizzat güvenlik güçleri annelere saldırıyor. Annelere yönelik saldırılara karşı herkes sessiz. Bu ürkütücüdür.

‘Adımı tamamla zamanı’

Gelin hep birlikte bu sessizliği yırtalım, gelin hep birlikte ses olalım. Ses olalım ki bu tecrit sonlansın, Sayın Öcalan üzerindeki bu tecride hep birlikte son verelim. Bu tecride son vermediğimiz takdirde bu adaletsizlikler devam edecek. Bu zulüm hepimizin kapısını çalacak. Gelin bu sese ses katın, bu mücadeleye omuz verin. Hükümete, Adalet Bakanı’na da sesleniyorum, bir adım attınız önemlidir, şimdi bunu tamamlama zamanı gelmiştir. Adaletin, hukukun ve yasaların gereğini bir an önce yerine getirin, gerekeni yaparak hükümet olarak üzerinize düşeni gerçekleştirin.

‘Tüm Türkiye’de hukuksuzluk sürüyor’

Adalet Bakanı’nın da dediği gibi hükümlülerin avukatları ile görüşmesi kanunu bir haktır, çok güzel güzel bir şey söylemişsiniz. Bu bir haktır, bu hakkın gereği ne ise uygulamada hayata geçsin. Eğer bu gerçekleşmezse, hep söyledik, sadece İmralı’da bir hukuksuzluk sürmüyor tüm ülkede bir hukuksuzluk hüküm sürüyor ve bu hukuksuzluk herkese yeni adaletsizlikler, yeni şiddet getiriyor. Hükümet, iktidar bunun ne denli farkında bilmiyorum. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi var. Bu o denli karmaşık ki, bir parti genel başkanı mı cumhurbaşkanı mı ayırt edemiyoruz. Kendisi de ayırt edemiyor. Bir cümleyi Cumhurbaşkanı olarak söylemeye başlıyor, cümlenin sonuna geldiğinde AKP Genel Başkanı olarak cümleyi bitiriyor. Çünkü bu uydurma bir sistem.

Bu sistemle Türkiye’nin yol almasının mümkün olmadığını her gün izliyoruz. 19 Mayıs günü de izledik. 19 Mayıs 1919 yılının 100’üncü günü Samsun’da kutlandı. Kutlandı mı? 19 Mayıs’ın ruhuna vakıf olmayanlar 19 Mayıs’ı kutlama bahanesiyle Cumhur İttifakı’na iman tazelemeye gittiler. Tesbih taneleri gibi dizilmişler, bir de fotoğraf çekmişler, sanırsınız ki emeklilik fotoğrafı. Evet emekliliğiniz yakınlaştı, çok yakında sizi emekli edeceğiz. O fotoğrafı da duvara asarsınız emeklilik hatırası diye. Türkiye İttifakı’ymiş, Cumhur İttifakı’na yeni ambalaj. Hiç kimse yok, kadınlar yok, gençler yok, emekçiler yok, neyin ittifakı bu? Aslında orada Türkiye’ye vermek istedikleri mesaj tekçiliktir.

’19 Mayıs’ı siyasete malzeme yapıyorlar’

Oysa 19 Mayıs, tekçiliğe karşı bir zaman aralığının başlangıcına işaret eder. Yerel kongreler sürecidir. 21 Anayasası’na giden yoldur. Maalesef kısa sürmüş bir aralıktır ama 21 Anayasası çoğulcudur. Türkiye halklarının beklentilerine kısa da olsa bir yanıt vermiştir. Bugün peşinde olmamız gerek demokratik cumhuriyet için çoğulcu bir anayasa ise, dönüp 19 Mayıs’ı da, 23 Nisan’ı da 1921 Anayasasını da bu gözle, bu anlayışla okumamız gerekirken, kendi tarih bilincinden yoksun gitmiş siyasetçiler orda 19 Mayıs’ı da siyasete malzeme etme peşindeler.

‘HDP’ye saldırı peşindeler’

Onu çağırmış, bunu çağırmamış bunun üzerinden de yine HDP’ye saldırı peşindeler. Ülkenin ihtiyacı olan ayrımcılık değil, demokrasi mücadelesidir, barış toplumsal barıştır. Bize o fotoğrafı gösterdiler. Benim güzel arkadaşlarımın fotoğraflarını göstermek itiyorum. Barış ve adalet mücadelesinden vazgeçmeyen arkadaşlarımızın fotoğrafını göstermek istiyorum. Evlatlarımız ölmesin diye direnen annelerimizin fotoğrafını göstermek istiyorum. Yeryüzü sofralarında oruç açmak isterken sevgili hocamızı yerde sürükleyenlerin ibret alacağı fotoğrafı göstermek istiyorum. 301 insanın öldürüldüğü Soma’da emekçilere reva görülen muamelenin resmini göstermek istiyorum. İnatla kayıp yakınları olarak Cumartesi Anneleri’ni, Barış Anneleri’ni göstermek istiyorum. Yıkılan kentlerimizi, yerinden yurdundan edilenlerin fotoğrafını göstermek istiyorum. Cezaevlerindeki  gazeteciler, Barış Akademisyenleri, katledilen kadınlar… Gidip orada o fotoğrafı çektireceğinize bu fotoğraflara bakıp, bunların müsebbibi olarak utanç duymalısınız.

‘Bizim de fotoğrafımız var’

Bu ülkeyi getirdiğiniz yer budur. Ama karamsarlık yok, vazgeçmek yok. Çünkü bizim de güzel fotoğraflarımız var, barışın fotoğrafı var, barış ve demokrasi mücadelesinden vazgeçmeyenlerin fotoğrafı var. Öyle üç beş kişi değil, binlerce milyonlarca insanın fotoğrafı var. Yüzyıllık mücadelenin aydınlık yüzü olmaya devam ediyoruz. HDP umuttur, HDP direniştir. Bu ülkenin gerçek sorunlarını çözmeye adayız. Her zaman böyle yaklaştık. Türkiye’nin ihtiyacı olan ne ise ona cevap verecek siyaseti üretmek için yan yana geldik, omuz omuza verdik bu mücadeleyi yükselttik. Bugün ki iktidar bırakın Türkiye sorunlarını çözmeyi, her geçen gün sorunlara sorun eklemeye devam ediyor.

Milli Eğitim Bakanı çıkmış 2023 eğitim vizyon toplantısı yapmış. Vizyon toplantısı yapmış. Lisede ne yaptınız? Mahvettiniz. 17 yıldır neredeyse her yıl hatta her sömestr sistemi değiştirdiniz. Okul sahibinden Milli Eğitim Bakanı yaparsan, onun da yağacağı şey okulların ortasına kariyer ofisi kurmak olur. O kariyer ofislerine yaklaşım şu: Belli dersler zorunlu olacak, Türk dili edebiyatı, din kültürü geri kalanlar seçmeli dersler. Ders sayıları azalacak. Kariyer ofisleri öğrencileri yönlendirecek ve sonra da 2023 vizyonu ortaya çıkacak. Bugüne kadar yaptıklarına baktığımızda 2023’te eğer iktidarda kalırlarsa ki sanmıyorum, ülkeyi büyük bir felaket bekliyor ve eğitim alanında bu felakete sürüklenişe tanıklık edeceğiz. Evet, bilimsel, anadilinde ve kamusal eğitimden giderek uzaklaşan bir eğitim sistemimiz var. Bu ülkeyi karanlığa sürüklüyorlar. Bu ülkenin geleceğini yok ediyorlar.

‘Ekonomi özürlü bakan’

Giderek kriz olmaktan felakete dönüşmüş bir ekonomi var karşımızda. Geçen gün Eyüp Dal isimli bir genç işsiz kendisini yaktı. Dün yaşamını yitirdi. 5 yıldır iş arıyor. Seçim öncesinde oy için vaatte bulunmuşlar, umutlandırmışlar, seçim bitmiş Şahinbey Belediyesi kapıyı yüzüne kapatmış. Ve bu genç de bedenini ateşe vererek isyan etmiş. Maalesef tablo budur. Genç işsizlik oranı yüzde 21. Ekonomi özürlü bakan çıkmış ne anlatıyor? Güven endeksi 2004’ten bugüne en düşük seviyesinde, bu ekonomiden anlamayan ekonomi özürlü bakan diyor ki; ‘En kötüsü geride kaldı, ekonomi dengelendi, tünelin ucunda ışık göründü’. Trendir o tren, ne ışığı? Özel sektörün borcu 210 milyar doları aşmış durumda. Ve iktidar bütün bu gelişmelere rağmen bildiğini okumaya devam ediyor.

‘Kaynaklar silahlanmaya gidiyor’

Bu havaalanını yapmayın dedik, ama bu zihniyet gitti 3’üncü Havalimanı’nı yaptı. Kuzey ormanlarını katletti, orada onlarca işçinin ölümüne neden oldu, doğayı, ekolojistleri mühendisleri dinlemediler. Ve 6,3 milyon euroluk taahhüt bu iktidarın taahhüt verdiği müteahhitlerin hanesine geçmiş durumda. Bir de bu ülkenin kaynakları silahlanmaya gidiyor. Suriye’de halklar çözüm beklerken, Suriye’de askeri militarist önlemler adı altında bu ülkenin kaynakları çarçur edilmeye, savaş ekonomisine yatırılmaya devam ediliyor.

Suriye halkları kendi çözümünü üretecektir. Suriye halkları barış içinde bir geleceği bir gün mutlaka üretecektir. Ama Türkiye, Suriye’deki çözümsüzlükten beslenerek burada bu iktidar kendini var etmeye çalıştıkça, Orta Doğu halkları barışa bir türlü ulaşamıyor. Suriye krizinin insani, ekonomik, diplomatik tüm maliyetleri de Türkiye emekçilerinin üzerine yıkılmaya çalışılıyor. Sadece Suriye ile sınırlı değil, bakın bugün İran ile ABD arasındaki gerilime, Doğu Akdeniz’deki enerji meselesine. Tüm bunları topladığınızda Türkiye’nin etrafında inanılmaz bir gerilim hattının oluştuğunu görebiliyoruz.

Bu güvensiz dış politikaya, bu barışı dinamitleyen dış politikaya bir an önce son vermek zorundayız. Onurlu bir barışı Ortadoğu’da var etmek Türkiye’nin  yegane seçeneğidir. Toplumsal barışı var edebilmenin yolu barışçıl bir diplomasiden geçmektedir. Şimdi önümüzde yine çok zorlu bir dönem var. Bütün bu karamsar tabloyu değiştirebilecek yegane güç HDP’dir Türkiye halkları, Kürt halkları emekçilerin, işçilerin mücadelesi, kadınların gençlerin mücadelesidir.

O yüzden de herkesi bu ortak mücadeleye davet ediyoruz. Demokrasi ittifakında buluşmaya davet ediyoruz. 31 Mart’a giderken Türkiye’nin umudunu büyütecek bir seçenek var ettik. Evet kazanabileceğimiz yerlerde kazanacağız. Ama tek başımıza kazanamayacağımız yerlerde AKP-MHP bloğunu gerileteceğiz. Bunu başardık ama seçimlerden sonra YSK marifeti ile 6 belediye eş başkanı arkadaşımız KHK bahane edilerek, 56 meclis üyemiz YSK tuzağı sonucunda mazbatalarından mahrum edildiler. Onların yerine yedekler atandı. Yani kayyımlar geldi.

’23 Haziran’da yine yeneceğiz’

Aynı şeyi bugün geldiler İstanbul için yaptılar. Halkın iradesini yok saydılar. Şimdi 200 sayfalık gerekçe yazmışlar. 200 sayfaya ne sığdırdınız. 200 sayfaya yapmış olduğunuz bu haksızlıkları sığdıramazsınız. Biz bu haksızlıkları bu şaibelerin hepsini tarihe not düştük. Nasıl haksızlık, hukuksuzluk olduğu bir kez daha kendi kalemleriyle teşhir olmuş olacak. Bu haksızlık hukuksuzluk karşısında ne yapacağız, her zaman yaptığımızı yapacağız. Nerede bir haksızlık, hukuksuzluk, mağduriyet varsa hak, hukuk mücadelesi için orada olacağız. 23 Haziran İstanbul seçimlerinde de bir kez yendiğimiz ama yenildikçe doymayan bu iktidarı bir kez daha İstanbul’da yine yeneceğiz. Demokrasi ittifakını var edeceğiz. Hep birlikte sokak sokak, iş yeri işyeri, mahalle mahalle çalışacağız. Bir demokrasi ittifakıyla bu ceberrut iktidarın gidişatını durduracağız. Ülkenin önünde yeni bir siyaset yolu açılmıştır. Umut doludur bu yol. Umudumuzla beraber yürüyeceğiz. HDP’yle yürüyeceğiz.

‘Anayasa çalışmalarına başlayın’

Bütün bu krizleri sonlandırmanın yolu Türkiye’nin önüne açılmış bu barış ve özgürlük yolunda kararlı bir şekilde yürümekten geçer. Bunu da başaracağız. Kimsenin kuşkusu olmasın. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi olarak dayatılan bu sistemle kimsenin bir geleceği yoktur. Cumhurbaşkanı sınırlarına çekilmelidir. Böyle bir kabine ile Türkiye sorunlarına çözüm bulmak imkansızdır. Parlamentoya bir kez daha çağrı yapıyoruz. İnisiyatif alın KHK’lerle değil, parlamentonun uzlaşacağı yasalarla ülkeyi yönetin. Bir an önce Türkiye beklentisi olan Türkiye’nin  en önemli ihtiyacı olan anayasa çalışmalarına başlayın, parlamentonun kapılarını açın.

‘Tecrit ülkeyi sardı’

Türkiye’yi TMK kıskacından bir an öce kurtarmalıyız. Bu kanun çerçevesinde haksız yere cezaevinde olan herkesin bir an önce özgürlüğüne kavuşması lazım. Yargıyı bir an önce bu hukuksuzluktan kurtarmalıyız. Talimatla harekete eden savcıların fezlekelerle bu ülkede adalet tesis edilemez. 4 yıl önce başlayan mutlak tecrit, İmralı’da başlayan Öcalan’a uygulanan mutlak tecrit bütün ülkeyi çepeçevre sardı. Tecrit altındayız. Bütün özgürlüklerimiz elimizden alındı, kalan bir kaç özgürlüğe yönelik saldırılar devam ediyor. Her geçen gün bunlar artıyor. Tüm bunlara son verme zamanıdır. Nerede bir adaletsizlik varsa toplumun vicdanı nerede kanıyorsa orada olacağız orada bir araya geleceğiz hep birlikte direnecek ve geleceğimize sahip çıkacağız.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.