SON DAKİKA

‘Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir’ – Özgür Karabulut

Bu haber 31 Ekim 2018 - 8:32 'de eklendi ve kez görüntülendi.

‘Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir’

Değerli dostlar

Gazete Fersude Kolektifi emekçileri:

Aylar önce yaptığımız bir röportajda da belirtmiş, üzerine uzun sohbetler etmiştik. Sanırsam seçim sonrası idi. Ekonomik krizin kartopu gibi büyüyerek geldiğini, sonbaharla birlikte toplumun tüm kesimlerinin, artan yoksullaşma ile bu krizi daha ağır hissedebileceğini söylemiştik.  Ne yazık ki söylediklerimiz bir bir çıkmaya başladı. O zaman ne artan dolar kuru, ne de hızla artan temel gıda maddelerine yapılan zamlar vardı. Ne derler, ‘Perşembe’nin gelişi, Çarşamba’dan bellidir’ diye bir deyim var. Gelişmeler bu deyimi doğrular nitelikte.

Ekonomist değilim. Sıradan bir inşaat işçisi ve mücadeleci bir sendikanın genel başkanıyım. Yıllardır verilen bir toplumsal mücadelenin yarattığı bilinçle süreci okumaya ve bu sürece karşı yapılması gerekenleri yapmaya çalıştık / çalışıyoruz.

Ülke olarak bundan önceki krizlerde de, bu krizde de faturayı krizi yaratanlara değil de biz emekçilere ödetmek istiyorlar.

Krizden ilk etkilenenler de, en altta yaşayanlarla birlikte biz inşaat işçileri oldu ne yazık ki. Neredeyse son on yıldır ekonominin motor gücü ve nakit akışının döndüğü sektör inşaat sanayi idi. İnşaat patronlarının bir dediği iki edilmedi. Ülkenin tamamının etkilendiği iç ve dış borcun % 70’i yandaş inşaat patronlarının kasalarını doldurdu. Yıllar içinde onlar zenginleşirken biz gittikçe yoksullaştırıldık. Dışarıdan alınan borçları üretime değil de betona gömünce iş borçları ödemeye geldiğinde faturayı ödemek gene bize kaldı.

Biz bu faturayı ödemeyeceğiz!

Biz işçilerin geleceğinden de çalarak kasalarını dolduran patronlar ödesin.

Son zamanlarda inşaat işçilerinin yaptığı eylemlerde bu krizin etkisi gözle görülür şekilde ortaya çıkmakta. Normal koşullarda sadece ücreti gasp edilen işçi eylemleri olurken (ki bu eylemleri de artık çalıştığı yerden bağını koparan işçiler yapardı) şimdi bağını koparmayan, ücreti gasp edilen işçi (çünkü bağını koparsa dışarıda işsizlik bekliyor) hem de içeride çalışma koşulları-yemek barınma artık katlanılacak düzeyi, hali kalmamış işçi eyleme çıkıyor. Birbirinden görerek, birbirinden etkilenerek çıkıyor. Son bir yıla bakarsak bunu rahatlıkla görebiliriz.

14 Eylül sabahı da 3. Havalimanı işçileri, başka bir iş olsa asla çalışmayacakları, çalışmak zorunda olmasalar 5 dakika bile durmayacakları bir şantiyede eyleme çıktılar. Hiç kimse beklemiyordu böyle bir eylemi, hatta kendileri bile daha öncesinde düşünmemişti. O şantiyede daha önce defalarca eylem oldu. Daha önceki eylemlere katılanlardan belki de 5 kişi bile yoktu 14 Eylül sabahı başlayan eylemde. Kangrene dönmüş servis sıkıntısı, bir gün önce yaşanan servis kazası ve o sabah yağmurun altında saatlerce beklemek…

Adeta domino taşı etkisi yaratmış, eylemi başlatanların iradesini de aşan bir öfkeye, öfke seline dönüşmüştü. Sabahın altısında kalkıp servise binemeyen onlarca, yüzlerce işçi saat yedi buçuk olduğunda, 3.Havalimanı şantiyesi sınırlarını da aşan, ülkede çalışan 2 milyona yakın inşaat işçisinin, 1800 yıllarının çalışma koşullarında çalıştığı, yaşadığı gerçeğini tüm dünyaya duyurmuştu.

Mücadeleci 3 sendika olarak yıllardır bu gerçeği anlatmaya çalışıyor, ‘İnşaat işçisi köle değildir’ dediğimizde yer yer ‘abartmayın, bu kadar da değil, bu ülke de kırıntıları bile olsa iş kanunu var’ deniliyordu.

3. havalimanı işçilerinin bu eylemi bu ülkede iş kanunlarının kağıt üzerinde kaldığının apaçık göstergesi oldu. Olmaya da devam edecek. Kendi sınırlarını aşan bir etki yarattığı içinde, bu eylemin kıyısından, köşesinden bir parçası olan herkes sert yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. Bu kadar fazla tutuklama yaratarak, o basit gerçeği, inşaat işçilerinin bu ülke de hala 1800’lü yılların çalışma koşullarında zorla çalıştırıldığı gerçeğini gizlemek için uğraşılıyor. Ama gizleyemezler. Pandora’nın kutusu açıldı bir kere.

İnşaat işçilerinin karakteristik özelliğidir, saman alevi gibi yanıp hemen söner. Bundan öncekiler hep böyle olmuştu. Ama bu eylem kendisini de aştı. Başta bizler olmak üzere, tüm toplumsal dinamiklere, işçisinden öğrencisine, sendikasından odasına-derneğine tüm kesimlere haklarımızın kağıt üzerinde kalmaması için mücadeleyi geliştirmekten başka bir yol olmadığını gösterdi.

Sermaye bu gerçeği bizden önce görmüş olmalı ki, bugün yasal haklarını, gasp edilen haklarını isteyenlerin, yarın hakkından fazlasını isteyeceğini bildiği için bu kadar yoğun saldırmakta…

Ne diyelim; herkes üzerine düşeni yapmaya çalışıyor. Bizde payımıza ne düşerse onu yapacağız. Adım adım, ilmek ilmek mücadeleyi büyütecek, hakkımız olanı alacağız. Gerisini zaman gösterecek.

3.Havalimanı işçilerinin ‘’Köle değiliz, insanca çalışmak istiyoruz’’ çığlığını büyütmek, daha gür, daha örgütlü bir sese ulaştırmak boynumuzun borcu olsun. İnatla, inançla bunun için çalışacak, bunun için uğraşacağız.

İnşaat işçisinin köleliğe isyanı bastırılamaz, işaret fişeği yakılmıştır artık.

Devrimci selamlarımla…

Özgür Karabulut – Dev Yapı-İş Genel Başkanı

Silivri Kapalı Cezaevi A 1 blok

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.