SON DAKİKA

Sömürüye ve Fosil Yakıtlara Değil, Saygın İşlere ve Temiz Enerjiye Dayalı Bir Dünya! Yeşil Yeni Düzen – Nevra Yaraç

Bu haber 05 Haziran 2019 - 15:20 'de eklendi.

“Kalbinizin kırılmasını istiyorsanız, buraya gelin yeter. Burası kum fırtına­sının ülkesi, gördüğüm en kederli yer.” Pulitzer ödüllü Amerikalı gazeteci ve savaş muhabiri Ernie Pyle, Oklahoma sınırının kuzeyinde, Kansas’ta gördük­leri karşısında bunları söylediğinde, 1936’nın Haziran ayıydı. 1929’da baş­layan Büyük Buhran ABD ekonomisi­ni altüst ederken, 1930’larda ülkenin iç kesimleri kuraklıkla boğuşuyor, kum fırtınaları olanca şiddetiyle Teksas’tan Nebraska’ya doğru esiyordu. Hayvancı­lıkla uğraşanların hayvanları, tarım ya­panların tarlaları kumlar altında kalmış­tı. Fırtınalar 10 yıl, ekonomik etkileri ise çok daha uzun süre devam etti. 1939’da düzenli yağışlar geri döndüğünde böl­genin nüfusu azalmış, tarım toprakları­nın toparlanması ise on yıllar almıştı.

1933’te başkanlık koltuğuna oturan Franklin D. Roosevelt “Yeni Düzen” (New Deal) adını verdiği reform pa­ketini işte böyle bir dönemde hayata geçirdi. Hem ekonomiyi hem de kum fırtınalarının yarattığı olumsuz duru­mu iyileştirmek için ekonomik, sosyal ve siyasal önlemleri içeren bu “düzen”, istihdam yaratmaya ve kamu yatırım­larının artırılmasına odaklanmıştı. Ro­osevelt, yoksul ve evlerinden ayrılmak zorunda kalmış çiftçiler için de tedbir­ler aldı. Neticede milyonlarca iş imkanı yaratıldı, 3 milyar ağaç dikildi, barınak­lar inşa edildi…

Fırtınaların devam ettiği 10 yılda yakla­şık 2,5 milyon insan bölgeden batı kıyı­larına gitmek için evlerini bıraktı. ABD tarihinin en büyüğü olarak nitelenen ve Steinbeck’in Gazap Üzümleri ro­manında tüm çıplaklığıyla betimlenen bu göç dalgası, Kaliforniya sahillerine ulaşıp, eyaletin nüfusunu yaklaşık 250 bin artırmıştı…

80 yıl kadar sonra, 2008’de başlayan küresel ekonomik krizin etkilerinin ha­len devam ettiği 2018 yılında, Kalifor­niya sakinleri bu kez, onlarca insanın hayatına mal olan yangınlardan kaçma­ya, ülkenin doğu kıyıları da kasırgalara göğüs germeye çalışıyordu…

Bu süreçte felaketler yaşayan sadece ABD de değildi. Dünya Meteorolo­ji Örgütü, iklim değişikliği nedeniyle aşırı hava koşullarının sebep olduğu doğal afetlerin 2018’de 62 milyon kişiyi etkilediğini açıkladı. İklim değişikliği ile bağlantılı sel, kuraklık, sıcak hava dalgası gibi aşırı hava olayları, 1980 ve 2017 yılları arasında Avrupa genelinde yaklaşık 453 milyar euroluk ekonomik kayba neden olmuştu.

Ancak son dönemde hızı artanlar sade­ce yağışlar, sıcaklık ya da rüzgar değildi. 2015’te ilan edilen BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, aynı yıl imzala­nan Paris Anlaşması, Hükümetlerara­sı İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) geçen yıl yayımladığı 1,5 Derece Özel Raporu, İsveçli Greta Thunberg’in li­derliğinde başlatılan okul boykotları ve ABD’de Kongre Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez’in önderliğinde günde­me gelen Yeşil Yeni Düzen (YYD) ile iklim eylemi de hızını artırdı…

Obama’nın Temiz Enerji Planı’ndan Yeni Yeşil Düzene

Kongre Üyesi Alexandria Ocasio- Cortez ve Senatör Ed Markey, des­tekçileriyle birlikte 7 Şubat’ta YYD metnini açıkladı. İklim inkârcılığıyla bilinen ABD Başkanı Donald Trump üç gün sonra attığı tweet ile YYD’yi her zamanki üslubuyla eleştirdi: “De­mokratların Yeşil Yeni Düzenleri ile ilerlemelerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sözde ‘Karbon Ayakizi’ için bütün uçakları, arabaları, inekleri, petrolü, gazı ve orduyu kalıcı olarak saf dışı bırakması harika olurdu. Başka hiç­bir ülke aynısını yapmayacak olsa bile. Dahice!”

Aslında ABD, iklim değişikliği ile mü­cadelede benzeri bir girişime Başkan Barack Obama döneminde de tanıklık etmişti. ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) tarafından hazırlanan ve Başkan Obama tarafından 2015’te açıklanan Temiz Enerji Planı’nın öncelikli ama­cı ülkenin iklim değişikliğine yaptığı “aşırı” katkıyı azaltmaktı. 2030 yılı için planda öngörülen karbon salımındaki 2005 seviyesine göre %32’lik düşüş, 870 milyon ton daha az kirlilik anlamı­na geliyordu. Plan yenilenebilir enerji üretimini 2030 itibarıyla %30 artırma­yı öngörüyordu. Bu plana tepkiler de tıpkı bugün olduğu gibi gecikmemişti. ABD Senatosu’nun Çoğunluk Lideri, Cumhuriyetçi Mitch McConnell, pla­nın hedeflerini “gerçekçi olmadığı ve büyümeye engel olacağı” gerekçesiyle eleştirerek 50 eyaleti bu planı reddet­meye çağırmıştı. 2016’daki seçimlerin Cumhuriyetçi başkan adaylarından da açıklamalar birbiri ardına gelmişti: Florida Senatörü Marco Rubio pla­nın milyonlarca Amerikalının elektrik faturalarına yük getireceğini, felakete yol açacağını söylerken Florida Valisi Jeb Bush’a göre de plan bir “sorum­suzluk” örneğiydi. Teksas senatörü Ted Cruz işi daha da ileri götürdü ve iklim değişikliğinin bilim insanları ve siyasetçilerin bir uydurması olduğunu savundu. Cruz, “40 yıl önce bilim in­sanları küresel bir buzul çağının yaklaş­tığını söylüyordu ama olmadı. Şimdi de sıcaklık değerlerinin yükseldiğini söy­lüyorlar. Bu da doğru değil” diyordu…

Ocasio-Cortez’in hem coşkuyla hem de tepkiyle karşılanan teklifi ise, Ame­rikan nüfusunun büyük bölümünün ya­şam süresinin azalması, kirliliğe maruz kalması; sağlıklı gıdaya erişim, sağlık hizmetleri, konut, ulaşım ve eğitim, üc­retlerdeki durgunluk, gelir eşitsizliği, ırka dayalı varlık uçurumu gibi sorun­lardan yola çıkıyor. Nihai amacı sürdü­rülebilir kalkınma olan YYD, aynı anda hem eşitsizlikle hem de iklim değişikli­ğiyle savaşmayı öneriyor ve böylesi bir dönüşümün devasa bir değişim gerek­tirdiğini ifade ediyor. Fosil yakıtlara bağımlılığını ve dünyanın sonu olan varlıklarının umarsızca tüketimini sona erdirmek için mevcut sistemin ekolojik ve ekonomik dönüşümünü talep edi­yor. Ayrıca dezavantajlı toplulukların da planlama sürecinde yer almalarını öngörüyor. Cumhuriyetçiler, önerilen bu düzene “sosyal manifesto” diyor, çevre grupları memnuniyetle karşılı­yor, bazıları da yetersiz buluyor…

İklim Değişikliği ve Toplumsal Sorunlar

Peki YYD, iklim değişikliğiyle müca­dele konusunda hangi unsurları içeri­yor? Öncelikle 10 yıl içinde %100 ye­nilenebilir enerjiye geçişten bahseden teklifteki hedefler, şu konularda 10 yıllık bir mobilizasyonu gerektiriyor: İklim değişikliğiyle bağlantılı afetlere karşı dayanıklılık oluşturmak; altya­pıları güçlendirmek; enerji talebini temiz, yenilenebilir ve sıfır emisyon­lu enerji kaynakları ile karşılamak; emisyonları durdurmak için çiftçilerle birlikte çalışmak; ulaşım sektörünü elektrikli araçlar, toplu taşıma ve hızlı trenle yeniden düzenlemek; ormanları yani yutak alanlarını artırarak atmos­ferdeki seragazı yoğunluğunu kontrol altına almak.

Toplumsal sorunlarla mücadelede ise şu hedefler dikkat çekiyor: Adil üc­retli işler, hastalık izni, ücretli izinler ve emeklilik güvencesi; yüksek kaliteli sağlık hizmeti; ücretsiz yüksek öğrenim; bütçeye uygun, güvenli konutlara eri­şim; işgücü ve işyeri için yüksek düzeyde sağlık ve güvenlik; ayrımcılığın gideril­mesi, ücret ve saat standartları; tehlikeli atık alanlarının temizlenmesi; temiz su, hava, sağlık, gıda ve doğaya erişim.

Çevre alanında faaliyet gösteren ABD merkezli bir STK olan Sierra Club, YYD’nin “ne olduğunu” ayrıntılı bir şekilde açıklıyor. Buna göre, YYD hem eşitsizlik hem de iklim değişik­liğinin yarattığı krizlerle başa çıkmak için ekonomide büyük ve cesur bir dönüşüme işaret ediyor. Bu da, sömü­rü ve fosil yakıtlar üzerine inşa edilen bir ekonomiden saygın işler ve temiz enerji temelli bir ekonomiye geçiş için devasa kamu kaynaklarının harekete geçirilmesi anlamına geliyor: “Statüko ekonomisi milyonları arkada bırakır. Kurumsal kirleticiler ve milyarderlerin ceplerini doldururken, emekçi sınıfın ailelerini, beyaz olmayan toplulukları, artmayan ücretler ve zehirli kirlilik ile karşı karşıya bırakır. İklim krizi bu sis­tematik adaletsizlikleri derinleştiriyor, zaten zor durumda olan topluluklar, fırtınalar, kuraklıklar ve sellerle daha da zor duruma düşüyor. Kemikleşmiş eşitsizlik, iklim değişikliğinin etkilerine ön saflarda maruz kalan toplulukları uyum sağlamak ve çözüm bulmak için gerekli kaynaklardan mahrum bıraka­rak krizi daha da alevlendiriyor. İklim değişikliği ve eşitsizlik, birbirlerinden ayrılmayacak şekilde bağlılar. Birini ele almadan diğeriyle başa çıkabilmemiz mümkün değil. YYD bunu sağlayabilir. Adaletin ve bilimin gerektirdiği hızla iklim krizi ile başa çıkabilmek için alt­yapımızı iyileştirebilir, enerji sistemi­mizi yeniden oluşturabilir, binalarımızı güçlendirebilir ve ekosistemlerimizi restore edebilir. Bunu yaparak da, kir­liliği durdururken ailelerin geçimini sağlayabilecek milyonlarca iş yaratabi­lir, temiz hava ve suya erişimi artıra­bilir, ücretleri yükseltebilir ve iklime karşı direnç oluşturabilir. Eşitsizlikle mücadelede, bu faydalar öncelikle fosil yakıt ekonomisinin yükünü taşıyan çalı­şan sınıfların ailelerine, beyaz olmayan topluluklara gitmeli.”

“Astım Hastalığına Maruz Kalan Çocukların Ailelerine Elitist Demek”

YYD’yi gerçekleşmesi imkansız olarak değerlendirenler de var, gayet müm­kün olduğunu söyleyenler de. Ocasio- Cortez oldukça güçlü biçimde teklifi savunmaya devam ediyor. 26 Mart’ta yapılan oylamada, çoğunluğunu Cum­huriyetçilerin oluşturduğu Senato’da YYD’nin 57-0 oyla reddedilmesinin ardından yaptığı konuşma da oldukça çarpıcıydı: “Bu elitist bir mesele değil, bu bir yaşam kalitesi meselesi. İnsan­lara temiz hava ve temiz su konusun­daki kaygılarının elitist olduğunu mu söylemek istiyorsunuz? Bunu Güney Bronx’ta, ülkede en yüksek oranda gö­rülen astım hastalığına maruz kalan ço­cuklara söyleyin. Flint’te, çocuklarının kanlarındaki kurşun düzeyi yükselen ailelere söyleyin… Onlara ‘elitistsiniz’ deyin… İnsanlar ölüyor! Ölüyorlar! Bu ciddi bir mesele! Partizan olmamalı… Bilim partizan olmamalı…”

YYD’nin mimarlarından, Sunrise Movement’ın kurucusu Varshini Prakash, Beyaz Saray ve Senato’da Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olma­sı nedeniyle tasarının yasalaşmasının mümkün olmadığı yönündeki eleşti­rilere, “Gücü ele aldıktan sonra bir şeyleri organize etmeye başlarsanız, çok geç kalmış olursunuz” diye yanıt veriyor.

YYD sadece davranış değişikliği değil, büyük yapısal değişimler gerektiriyor ve finans, ekonomi ve ekosistemin bir­birine sıkıca bağlı olduğu gerçeğinden yola çıkıyor. YYD’nin geliştirilmesine katkı sağlayan New Consensus adlı düşünce kuruluşunun kurucusu De­mond Drummer, “İklim değişikliğini, diğer konuları hesaba katmadan ele alamazsınız. Ekonominin tamamı fosil yakıtlar etrafında inşa edilmiş duruma. Aynı ekonomi şiddetli bir yoksulluk ve ücretlerde durgunluk da yaratıyor” di­yor. Drummer YYD’yi, “Geliştirmek için savaş verdiğimiz ekonomi ve po­litikanın en somut ifadesi” olarak nite­liyor ve “Şayet ABD bu noktaya ulaş­mak istiyorsa kamu sektörü ve özel sektör birlikte çalışmalı” diye ekliyor.

“Benzersiz Bir Fırsat”

Ocasio-Cortez’e yönelik eleştiriler, tahmin edileceği gibi daha çok mali­yetler konusunda yoğunlaşıyor. Ameri­can Action Forum, YYD’nin 93 trilyon dolara mal olacağını söylüyor. Trump rakamı 100 trilyon dolara yuvarlıyor. Planda bu finansmanın nasıl sağlana­cağı konusunda bir açıklık olmaması, eleştirileri güçlendiriyor. Öte yandan böylesi bir düzen, sadece belli sektör­lerde değil, ekonominin tamamında bir dönüşüm gerektiriyor. Institute for In­novation and Public Purpose’ın kuru­cusu, University College London’dan iktisatçı Mariana Mazzucat, YYD’nin ekonominin tamamını kapsaması duru­munda daha etkin olacağını söylüyor ve Ocasio-Cortez ile Demokrat Parti’nin de aynı düşüncede olduğunu belirtiyor: “YYD’nin iki açısı var. Biri Roosevelt’in yeni projeler ve altyapıyı hayata geçir­mesi gibi yönelimi belirlemek. Burada, sektörel yaklaşımlardan ekonominin tamamına yönelmek önemli. Diğer önemli kısım da ‘düzen’de; yani hükü­met, iş dünyası ve vatandaşlar arasında yeni bir sosyal sözleşmede yatıyor… Bu sadece yenilenebilir enerjiyle değil, ekonominin tamamını ‘yeşillendirmek’ ile ilgili. YYD yatırım için yeni fırsatlar yaratmalı ki büyüme ve sürdürülebi­lirlik bir arada gidebilsin… Ana akım ekonomik çerçeve, politika yapımını sadece piyasa başarısızlıklarını gider­mek olarak görüyor. Bir şeylerin yan­lış gitmesini bekliyor ve sonra da onu bandajlıyorsunuz. Ama yeşil dönüşüm daha azimli olmayı, özel sektörün ya­nında, birlikte piyasa yaratmayı ve pay­laşmayı gerektiriyor.”

Fosil yakıtlardan enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjiye geçiş konusunda piyasa temelli harcamalar konusunda çalışan ABD merkezli STK Rocky Mo­untain Institute, 2011’de “Reinven­ting Fire” isimli bir enerji çalışması yayımlamıştı. Bu çalışma, iş dünyasının güdümündeki bir dönüşümün enerji verimliliğini üçe, yenilenebilir enerji kullanımını beşe katlayabileceğini ve Amerikan ekonomisinin petrol, kö­mür, nükleer enerji olmadan, doğal­gaz kullanımının da üçte bir oranında azaltılmasıyla 2010’a göre 2050’de 2,6 kat büyüyebileceğini ortaya koymuştu. Rapor, bunun yolu olarak, emisyonları kârlı biçimde azaltmayı bildiğimiz sek­törlerde (enerji, ulaşım, binalar) piya­sayı serbest bırakmak, yeterince cevap alamadığımız alanlarda (ağır sanayi, ta­rım) çözümler için piyasalar yaratmak ve piyasa başarısızlıklarını gidermekten geçtiğini söylüyordu.

Enstitünün kurucularından, hibrid araçların da mimarı olan Amory B. Lovins ve yöneticisi Rushad R. Nana­vatty, böyle bir geçişi şöyle detaylandı­rıyorlar: “Öncelikle, elektrik sisteminde rekabet ve esnekliği sağlamak gerekli. Piyasa verileri, yenilenebilir enerjili bir geleceğin mevcut sistemden daha az maliyetli olacağını gösteriyor. Müş­terilerine para kazandırmak için Indi­ana, Michigan, Minnesota, Colorado ve Utah’taki tesisler kömür ve nükleer santralları kullanımdan kaldırarak ye­rine rüzgar ve güneşi koyuyorlar. Ka­liforniya ve New York’ta temiz enerji, doğalgazın yerini almaya başladı. Ye­nilenebilir enerji şebekesinden 24 saat elektrik sağlanması konusundaki endi­şelerin de yersiz olduğu görüldü. Ener­ji Bakanlığı ‘Bugün ticari olarak erişile­bilir’ yenilenebilirlerin, daha esnek bir elektrik şebekesiyle birlikte 2050’de elektrik ihtiyacının %80’in karşılayabi­leceğini söylüyor. Iowa’nın elektriğinin %35’i halihazırda rüzgardan sağlanı­yor. Bu, arazilerine rüzgar türbinleri konan çiftçiler için ikinci bir gelir oldu. Aynı zamanda Iowalılar tüm ülkede en düşük enerji fiyatlarından faydalanıyor. Yenilenebilirlerin entegre edilebilece­ği esnek bir şebeke 476 milyar dolarlık bir maliyet gerektiriyor, karşılığında ise 2 trilyon dolar getiriyor.

İkinci olarak, en büyük piyasa başarı­sızlığını; vergi ya da emisyon üst sınırı ve ticareti üzerinden karbonun fiyat­landırılması ile düzeltmek gerekli. 27 Nobel ödülü sahibi de dahil 3.500 ik­tisatçı tarafından imzalanan bir bildiri, bunun ‘Karbon emisyonlarını gereken kapsam ve hızda azaltabilecek en etkili yöntem’ olabileceğini söylüyor.

YYD’yi eleştirenler hesap defterinin sadece bir tarafına bakıyor. Örneğin ABD’deki binaların iyileştirilmesinin 400 milyar dolara mal olacağı tahmin edilirken, bunu yapmanın, 1,4 trilyon net değer yaratacağından bahsedilmi­yor. Bu değer en çok ihtiyaç sahibi olan, çalışan Amerikalılar için çok anlam ifa­de edecek. Ulusal olarak, düşük gelirli ailelerin ortalama enerji yükü, ülkenin geri kalanına göre üç kat daha fazla. Düşük gelirli aileler ısınma için daha pahalı yakıtlara, daha eski ve verimsiz ısıtıcılara, araçlara ve evlere sahipler. Fosil yakıtın üretildiği yerlere daha ya­kın yaşadıkları için hasta olma riskleri de daha fazla. Sonuç olarak daha düşük maliyetli yenilenebilir enerjiden, fosil yakıtların devre dışı bırakılmasından ve iyileştirilmiş binalarda yaşamaktan daha fazla fayda göreceklerdir.

Enerji verimliliği ve yenilenebilirler kamuoyu desteğini de fazlasıyla alıyor, çünkü rekabet avantajı, istihdam, ulu­sal güvenlik, sağlık ve çevre, eşitlik ve inovasyon çok büyük faydalar sunuyor. Şimdiye kadar ABD’nin enerji dönüşü­mü politikacılar değil, girişimciler ve özel sektör tarafından yürütüldü. Şimdi artık var olan krize karşılık gelen bir ya­sama çabası var. Önümüzdeki benzer­siz bir fırsat. Piyasanın gücünü akıllı, ideolojiler üstü bir politikayla yükselt­mek bizi durdurulamaz yapacaktır.”

“Sınır Aşan” Bir Düzen

Bahsedilen tablo, aslında Türkiye de dahil pek çok ülkenin mevcut du­rumunu ve olası bir dönüşümün ne gibi fırsatlar yaratabileceğini ortaya koyuyor. Zaten konunun uzmanları da iklim değişikliği ve eşitsizliklerle mücadelenin tek bir ülkenin çabasıy­la gerçekleşemeyeceğini, küresel bir çabanın kaçınılmaz olduğunu vurgu­luyor. Özellikle 2008’de başlayan Kü­resel Kriz ile birlikte çok taraflılığın yeniden canlandırılması konusunda bir hareketlilik başlamış, çevresel so­runların artmasıyla bu hareketlilik de hızlanmıştı. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) Küreselleşme ve Kalkınma Stratejileri Bölümü Direktörü Richard Kozul- Wright ve Boston Üniversitesi’nden Küresel Kalkınma Politikası Profesörü Kevin P. Gallagher, “Toward a Global Green New Deal” (Küresel bir Yeşil Yeni Düzene Doğru) başlıklı yazıların­da, ABD’de ilericiler tarafından sunu­lan YYD’nin, izolasyon ile başarıya ula­şamayacağının altını çiziyorlar: “İklim değişikliği ve eşitsizlikle aynı anda mü­cadele edebilmek için bütün ülkelerin uluslararası işbirliğini oluşturacak yeni kurallarda mutabık kalmaları gerekli”. İhtiyacımız olanı ise şöyle tarif edi­yorlar: “Hiper küreselleşme çağında kural koymanın temelini oluşturanla­rın yerine yeni ilkeler geliştirmeliyiz. İleri bakınca, küresel kurallar sosyal ve ekonomik istikrar, paylaşılan refah ve çevresel sürdürülebilirlik hedefle­rini kapsayacak şekilde yeniden dü­zenlenmeli. Kural yapan kurumlar da en güçlünün hakimiyetine girmektenkorunmak zorunda. Ayrıca uluslararası toplum, kolektif eylem için ortak ama farklılaştırılmış sorumluluklar üzerin­de karar vermeli ki farklı alanlardaki müşterekleri korumayı güvenceye alsın. Aynı zamanda ülkeler küresel kurallar ve normlar çerçevesi içinde ulusal kalkınma stratejilerini izleyecek alana da sahip olmalı.”

YDD konusunda görüşlerine başvur­duğumuz 350.org’un kurucusu Bill McKibben ise tam olarak bir “iklim anı” yaşadığımızı söylüyor: “Bazıla­rımızın bir süredir çok iyi bildiği şeyi artık birçok insan anlamaya başladı. İnsanlık tarihindeki en büyük krize giriyoruz. Dolayısıyla iklim hareketi daha da büyüyecek ve fosil yakıt en­düstrisi iş modelini canlı tutmaya her zamankinden daha fazla uğraşacak.” Böylesi bir düzenin uluslararası çapta yaygınlaşması gerekliliği konusunda da McKibben, “Buna boşuna küresel ısınma demiyorlar. Umarım mümkün olduğunca fazla ülke aynı noktada buluşacak. Bunun için 15-20 kadar ülkede kararlı değişimlerin gerçekleş­mesi gerekiyor ve bu ülkelere Türkiye de dahil… Bu bir başlangıç. Sunrise Movement’tan genç insanlar şimdiye kadar çok kritik bir rol oynadılar. Vars­hini Prakash en güçlü mesajları veri­yor!” diyor.

İklimi, IPCC Yorgunluğundan Çıkarmak

Şu bir gerçek ki, YYD bugün sadece ABD’de değil, Avrupa’da da en çok konuşulan konulardan biri. Washing­ton Üniversitesi’nden Nives Dolsak ve Assem Prakash, Forbes’da yayım­lanan yazılarında, YYD’nin imkansızı gerçekleştirdiğini söylüyorlar: “İklimle ilgili tartışmaları ‘IPCC yorgunluğun­dan’ çıkarıp ABD ulusal politikasının merkezine yerleştirdi.” Peki bu nasıl başarıldı? Yazarlara göre, şöyle: “Bi­lim insanları, çevre ve vatandaş grup­larından bir ağın oluşturduğu iklim hareketi, hükümet ve politika yapıcı­lar için lobi faaliyetleri, şirketleri ikna etme, doğrudan insanlarla konuşma gibi savunuculuk gruplarının yaptı­ğı her şeyi yapıyor.” Peki eksik olan neydi? “Politikanın değişmesini isti­yorsanız faaliyetlerinizle bağlantılı bir mantığa, bir ‘değişim teorisine’ ihtiyaç var. Bu nedenle savunucuların ‘neyin’ değişmesi gerektiği (hedefler) ve bu değişimin ‘neden’ gerçekleşmesi ge­rektiğine (gerekçeler) dair net bir an­latısı olması şart. Ama en önemlisi bu değişimin ‘nasıl’ olacağına dair açık bir siyasi stratejiye sahip olmalılar. İklim hareketi, hedeflerini belirlemede gayet iyiydi. Bilimsel raporlara dayanarak ik­lim eyleminin neden gerekli olduğunu da ortaya koydu. Ancak hareket, ‘nasıl’ konusunda çok iyi olamadı. Bunun ne­deni belki de ‘ne’ ve ‘neden’ sorularının yanıtlarının bilimsel, ‘nasıl’ sorusunun ise politikayla ilgili olmasıydı… İklim hareketinin yaptığı hata, insanları ikna etmek için bilime çok fazla vurgu ya­pıp seçmenlerin neden bilimsel tav­siyeleri dikkate almayabileceklerini anlamamasıydı… ‘Sokak’ düzeyinde iklim tartışmaları 2,0°C’ye karşı 1,5°C senaryolarının ardındaki bilimi değil, maliyetler ve adaleti ön plana çıkarma­lı, işte YYD insanların gündelik ihtiyaç­larına odaklanıyor, umutsuzluk yerine umut mesajları iletiyor.” Nitekim Yale İklim Değişikliği İletişimi programının yürüttüğü bir ankete göre, seçmenlerin %81’i YYD’nin tarif ettiklerini destek­liyor. Kanada’da yapılan bir anket de, katılımcıların %61’inin YYD gibi bir öneriye destek vereceklerini ortaya ko­yuyor.

YYD’yi anlatmak için Nisan ayında ya­yımlanan, Naomi Klein’in hikayesini yazdığı, Molly Crabapple’in resimle­diği ve Ocasio-Cortez’in seslendirdiği yedi dakikalık “A Message From The Future With Alexandria Ocasio-Cor­tez” (Alexandria Ocasio-Cortez ile Gelecekten Bir Mesaj) isimli video da, verilmek istenen mesajı oldukça net bi­çimde ortaya koyuyor.

Klein, konuyla ilgili makalesinde şun­ları söylüyor: “Hepimiz, gezegeni istikrarsızlaştıran ve varlığı en üstte toplayan bu kötü sisteme bir alternatif olmadığına dair mesaj bombardımanı altında yetiştik. Çoğu iktisatçıdan te­melde bencil olduğumuzu, haz peşin­de koştuğumuzu duyduk, tarihçilerden sosyal değişimlerin hep tek bir kişinin işi olduğunu öğrendik. Bilimkurgu da çok yardımcı olmadı. Çok satan roman­lardan, büyük bütçeli Hollywood film­lerinde resmedilen her gelecek vizyo­nunda bir şekilde ekolojik ve sosyal kıyamet oldu hep. Ve hep birlikte bir geleceğin var olacağına, bu geleceğin bugünden bir şekilde daha iyi olabile­ceğine inanmayı bıraktık.”

Evet, YYD her ne kadar günümüzün “acı” gerçeklerinden yola çıksa da yapı­labilecekler konusunda umut vaat edi­yor. Belli ki “eski düzen”in yöntemleri işe yaramıyor. Bu durumda hem eşit­sizlik hem de iklim değişikliğinin yarat­tığı krizlerle başa çıkmak için büyük ve cesur bir dönüşüme işaret eden YYD, neden yol haritamız olmasın? Unutma­yalım, her cuma iklim için okullarını asan çocukların gözleri üzerimizde!

Yeni Yeşil Düzen Neyi Hedefliyor?

– Ailelerin Geçimlerini Devam Ettirecek Milyonlarca İş: Kurşun boruları değiştirmek, binaları izole etmek, rüzgar türbinleri üretmek gibi faaliyetlerin milyonlarca çalışana iş fırsatı yarattığı yeni bir ekonomik dönüşüme öncülük etmek. Yaratılan bu işler aile geçimini sağlayacak ücretler ve faydalar, güvenli çalışma koşulları, eğitim ve ilerleme fırsatlarıyla adil olacak.

– İklimin Sağlığı: Temiz enerji ekonomisine geçişte, yenilenebilir enerjinin dağıtımı için akıllı şebekelere yatırım yaparak, enerji verimli üretimi teşvik ederek ve toplu taşımada düşük emisyonlu araçları yaygınlaştırarak, kirliliği ciddi oranda düşürmek.

– Temiz Hava ve Su: Tehlikeli atık alanlarını temizleyerek, zehirli hava miktarını ve petrol, gaz ve kömürün sebep olduğu su kirliliğini azaltarak, bugün en fazla zehre maruz kalan beyaz olmayan topluluklar ve düşük gelirli aileler için fayda yaratmak.

– Düşük Maliyetler: Enerji verimli evler aracılığıyla çalışan sınıfın ailelerinin enerji faturalarını azaltmak, rüzgar ve güneş enerjisine erişebilmeleri ve toplu taşıma için daha sağlam seçenekler sunmak.

– Dirençli Topluluklar: Toplulukların artan iklim riskleri karşısında güvenliklerini ve büyümelerini sağlamak için daha fazla kaynağa ihtiyaçları olduğundan yola çıkarak; sellere direnç gösterebilmeleri için köprülere, kasırgalardan korunmak için sulak alanları iyileştirmelerine ve deniz seviyelerinin yükselmesinden etkilenmemek için kıyıları korumalarına destek olmak.

– Irksal ve Ekonomik Eşitsizliklerin Azaltılması: Bahsedilen faydalardan çalışan sınıf ailelerinin ve beyaz olmayan toplulukların yararlanmasını sağlamak. Sistematik ırkçılık ve ekonomik sömürüye karşı yeni iş fırsatları, maliyet tasarrufları, temizleme projeleri, direnç inisiyatifleri oluşturmak.

İklim Değişikliği Yeni Bir Ekolojik Sosyal Sözleşme Gerektiriyor

Clima Europa adlı bağımsız sivil inisiyatif, Avrupa Yeşil Yeni Düzeni için bir manifesto yayımladı. 10 ilke ve eylemin de belirlendiği manifestoda Avrupa Birliği’nden (AB) Avrupa Yeşil Yeni Düzeni’ni geliştirmesi ve uygulanması konusunda taahhüt vermesi istendi. Böyle bir düzenin iklim değişikliği sorununu toplumunkilerden ayırmayan sosyal ve sürdürülebilir bir Avrupa demokrasisi vizyonunu kapsadığı belirtilen manifestoda şu ifadelere yer verildi: “Bu düzen, adil ve bilim temelli, hem Avrupa sınırlarının içinde hem de dışında ekolojik bir dönüşüm gerçekleştirmeyi amaçlıyor. İklim değişikliği vatandaşlar, işletmeler ve kurumlar arasında yeni bir ekolojik sosyal sözleşme gerektiriyor. Avrupa sistemi; çevresel, ekonomik ve sosyal zorlukları birlikte ele almalı ve eşitsizlikleri azaltmak ve vatandaşları dönüşümün olumsuz etkisinden korumakiçin sürdürülebilir ve refah üreten çözümler sunmalı.”

Manifesto çerçevesinde, Avrupa’nın geleceği için belirlenen ve alt başlıklara sahip 10 adet ilke ve eylem ise şu şekilde sıralandı:

1- Güvenli ve sürdürülebilir geleceğe yatırım

2- Adil ve ekolojik bir finans sistemi

3- Döngüsel ekonomiye teşvik

4- Fosil yakıtları toprağın altında tutmak

5- Esnek ve adil bir geçiş için iklim etkilerine karşı korunmak

6- Herkes için güvenli ve sürdürülebilir bir ulaşımı sağlama almak

7- Herkes için temiz hava hakkı

8- Tarım ve gıdayı etraflıca düşünmek

9- Denizleri ve okyanusları plastikten arındırmak

10- Paris Anlaşması’nın uygulanmasını uluslararası ilişkilerin kalbine yerleştiren yeni bir dış politika

*Bu yazı EKOIQ dergisinin 82. sayısından alınmıştır.

Kaynak: İklim Haber

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.