SON DAKİKA

Seks işçiliği, verili düzendeki en masum iştir – Rabia Mine yazdı

Bu haber 11 Temmuz 2019 - 11:05 'de eklendi.

Tamamen bilinçli bir tercihle ruhunu satan beyin fahişeleri, bedenini satmak ‘zorunda kalan’ seks işçilerini ‘kolay yolu seçmekle’ yargılıyor; onlara haklarını arayabilmeleri için son derece gerekli olan “işçi” sıfatını bile çok görüyor. İlahi komedya!

Cumhuriyet Gazetesi’nin 7 Temmuz 2019 tarihli, “Genelevleri kapatma önerisine seks işçilerinden tepki,” haberi üzerine Konur Sokak “direnişçileri”nden bir böyyük solcu aplamız “Seks işçiliği ne demek; gönder eşini o da işçilik yapsın o zaman işse…” şeklinde bir tweet atmış. Doğal olarak da bu tweete başta lgbti örgütleri ve feministler olmak üzere birçok kesimden, seks işçileri temsilcisinden ve marjinal-muhalif şahıstan çok yoğun reaksiyon yağmış.

OKKALI BİR REAKSİYON DA BENDEN GELSİN O ZAMAN:

Pek bir ulu solcularımızın büyük düşü olan sosyalizm ve hatta komünizm, “verili haliyle” özünde kapitalizmle gerdeğe girmektir. Sendikal mücadele denilen şey başlık parası pazarlığı, “ücretleri iyileştirmek” ve “eşit işe eşit ücret vermek” ise, işçinin ağzına yüz görümlüğü olarak yapıştırılan sus paylarıdır.

Bedenini satan kadına işçi denilmesini işçiye ve emekçiye hakaret olarak görürken, hepsi vahşi kapitalist sistemin birer yağlı dişlisi olan silah, kozmetik, hibrit tohum, gdo, ilaç vs fabrikalarında; başta banka, hukuk ve sözde eğitim olmak üzere bütün sözde çağdaş yaşam mekanizmalarında çalışan beden işçilerini ve zihin emekçilerini kutsayan sözde devrimci zihniyet ise iğrenç bir kanalizasyon çukurudur.

O kadar iğrençtir ki, kendinizi yırtarcasına savunduğunuz bu zihniyete karşı çıkanlara yanıt verirken tıpkı, “Benim de Ermeni komşularım var, bir zararlarını görmedim,” cümlesi gibi, “Benim de tanıdığım LGBTİ’li arkadaşlarım vardır,” şeklinde rezilin rezili bir ırkçı cümle kurdurmaktan tutun; kendinizi bu ülkedeki en büyük ve kesintisiz devrimci hak mücadelesini veren bir halkın üstünde görüp, “Kürt arkadaşların direnişe ilgisi, bize hayranlıkları onları rahatsız ediyor. Kitlelerini bize kaptırmaktan, onları devrimcileştirmemizden çok korkuyorlar,” dedirtecek kadar haddini bilmezleştirir sizi.

Hem bu utanmazca lafları eden, hem de “Seks işçiliği ne demek; gönder eşini o da işçilik yapsın o zaman işse…” cümlesini kuran çok sayın böyyük devrimci kadın arkadaş, sana bir şey söyleyeyim mi; şimdi sen bu olayı sözlerinin satır arasında pezevenklik olarak görüyorsun ya, şunu bil ki karısını hayvanlar üzerinde korkunç deneyler yapılan kozmetik malzemelerinin üretildiği bir fabrikaya işçi olarak gönderen erkek ne kadar pezevenkse, seks işçiliği yapmaya gönderen erkek o kadar pezevenktir. Şayet mevzunun adını fuhuş, seks işçisinin ismini de orospu koyuyorsan; silah fabrikaları en büyük fuhuş sektörü, o fabrikalarda ötekileştirilmiş halkların tepesine yağan bombaları imal eden fabrika işçileri de en yırtık orospulardır.

Ne oldu, acıttı mı cicim? Acıtsın! O çürümüş ciğerleriniz yansın da hem gerine gerine devrimci geçinip hem de kokuşmuş ideolojilerinizden aldığınız tiksinç cüretlerle aşağılayarak bir “işçi” sıfatını bile çok gördüğünüz sistem kurbanlarına laf ederken iki kere düşünün.

Bedenini satmak işçiliktir arkadaşım! Hem de en ağır işçilik. Hem de en masum işçilik. Sen ağzını doldura doldura “suç” diyorsun; ama belki de içinde en ufak suç barındırmayan tek işçilik!.. Hiçbir seks işçisinin emeği sonucu kimsenin başına bombalar yağmaz, hiçbir hayvanın üzerinde ölümcül deneyler yapılmaz, kimseye hormonla zehirlenmiş besinler yedirilmez, kimsenin çocuklarının ruhu okul denilen embesil yetiştirme fabrikalarında müfredat denilen zımbırtıya biat edilerek iğdiş edilmez, hiçbir kesimlik hayvan mezbaha denilen katliamhanelerdeki daracık deliklerde antibiyotikle şişirilip doğranmaz, hiçbir kazın boğazından ciğerleri daha yağlı olsun diye yara yara yiyecek sokuşturulmaz. Bütün bu korkunç suçları ve yüzlerce sayfa sıralasam bitiremeyeceğim çok daha fazlasını senin fahişe ile aynı sıfatı taşımasına dahi katlanamayarak kutsadığın işçiler işliyor allahın oportünisti, fahişeler değil. Bunlardan hangisi gerçek suç ha? Hangisi? Fahişeninki mi, senin kutsal işçininki mi?

İTHAM EDİYORUM: Bir kadının yeri gelip günde kırk tane kimi oğlu, kimi torunu, kimi dedesi yaşında; kimi frengi, kimi verem, kimi hepatit, kimi aids; kimi işkenceci sadist; kimi boğmayı, kimi vurmayı, kimi doğramayı seven pis kokulu herifin altına yatıp üste de işleri bitince suratına orospu diye tükürülmesine; kadınına çocuğuna varana kadar toplumun her kademesinden insan tarafından dışlanıp aşağılanarak çoğunu kendisini sözde koruyan dayakçı ve tecavüzcü pezevengine verdiği paradan kalan üç kuruşla son derece sefil bir ömür sürdürmesine ve zavallı hayatının genellikle gene bir pislik herif tarafından bıçaklanarak ya da bir köşede perperişan ölerek sona ermesine “tercih” ve “kolay yol” diyebilen herkes zalimdir!

Biz, neredeyse bütün Yeşilçam filmlerinde geçen, “Bedenime sahip olabilirsin; ama ruhuma asla!” repliğiyle büyümüş bir kuşağız ve ben hakikaten bu cümleyi çok severim. Her zamanki dobralığımla açıkça söylüyorum ki çok ağır bir tehdit altında, “Ya bedenini ya da herhangi bir yandaş medyada ırkçı faşist yazılar yazarak ruhunu satacaksın; birini seçmek zorundasın, yoksa sevdiklerin aç kalacak,” vs deseler; o aşağılık yerde yazarak ruhumu satmaktansa bir saniye düşünmeden bedenimi satmayı tercih ederim. Bu kadar da iddialı konuşuyorum.

Hayat da bu ülkede başlı başına bir tehdittir ve genelde de kırk katır ya da kırk satırın dışında ideal olana dair üçüncü bir seçenek sunmaz insanlara… Üstelik de çoğu, aile içi ya da dışı şiddet, yoksulluk, eğitimsizlik, tecavüz kurbanı ve genellikle güvendikleri erkekler tarafından genelevlere satılan bu kadınların, onlar hakkında bu aşağılık cümleleri kuranlarınki gibi bir tercih şansları bile olamamıştır.

Size asıl ‘kolay yol’ un ne olduğunu söyleyeyim mi? Kolay yol şu hayat denen korkunç tehdidi bertaraf edip sikindirik konforlar elde etmek uğruna sevmedikleri heriflerin namuslu karıları rolünü oynamak; çoğu birbirinden ahlâksızlık ve insanlık suçu abidesi olan sözde onurlu meslekleri icra etmek için ruhunu satmaktır!

Tamamen bilinçli bir tercihle ruhunu satan beyin fahişeleri, bedenini satmak ‘zorunda kalan’ seks işçilerini ‘kolay yolu seçmekle’ yargılıyor; onlara haklarını arayabilmeleri için son derece gerekli olan “işçi” sıfatını bile çok görüyor. İlahi komedya!

EMEĞE GELİNCE; HANGİ EMEK?

Hadi buyrun, o yapış yapış sol jargonunuzla göklere çıkarmaya pek bir bayıldığınız o “emek” kavramına bir de olgunun özüne nüfuz ederek mercek tutalım; ve bu işe, başımızı devekuşu gibi gömdüğümüz kumdan çıkararak, kendimize hiç sormadığımız birtakım sorular sorarak başlayalım:

Bir anda bütün patronların kafasına saksı düşse ve hepsi dünyanın her yerindeki bütün işçilere muhteşem maaşlar vermeye başlasa, hatta onları fabrikalarına ortak yapsa; yani emek sömürüsü tamamen bitse, bu durum verili sistemin vahşi özüne dair neyi değiştirir?

Daha yüksek maaşa silah üretmekten; daha yüksek maaşa siyanürlü altın çıkarmaktan; daha yüksek maaşa nükleer santrallerde çalışmaktan; daha yüksek maaşa bir yandan iyileştirirken öte yandan hasta eden ilaçlar; daha yüksek maaşa çocukların genetiğini bozan gdo’lu gıdalar, kanserojen giysiler, yiyecekler, içecekler, oyuncaklar imal etmekten; daha yüksek maaşa milyonlarca ağacı keserek beton yığınları, residenceler, yollar, tüneller inşa etmekten; bütün fabrikaların atıklarıyla doğayı daha yüksek maaşa katletmekten, daha nice kıyımın daha yüksek maaşa gerçekleşmesine devam etmekten başka ne sonuç doğurur?

Bu vahşi ve de acı gerçeğin karşısında, sistemin devamlılığının ve yaşamın içine edilmesinin garantisi olan çağdaş emeğin ‘kutsallığı’ndan bahsetmek, halt etmenin daniskasıdır.

Karşılığında ne kadar yüksek maaş alırsanız alın, çağdaş emek özünde kapitalizmin en harlı yakıtı, kanlı ve kirli bir eylemden başka bir şey değildir.

İnsana harcanan emek kutsaldır.

Çocuğa harcanan emek kutsaldır.

Hayvana harcanan emek kutsaldır.

Düşünceye, sanata, şiire, müziğe harcanan emek kutsaldır.

Sevgiye harcanan emek kutsaldır.

Aşka harcanan emek kutsaldır.

Kutsal diye bir şey varsa, o sadece yaşamı, insanı ve bir bütün olarak doğayı koruyan, güzelleştiren, anlamlandıran şeydir.

Bunların dışındaki hiçbir emek kutsal değildir!

İnanılmaz bir aymazlık ve sorumsuzlukla böceklerden bile daha hızlı üreyen ve doğaya en ufak bir katkısı olmadığı gibi, bir de üste her şeyi virüs gibi yok eden insan yaratığının bütün canlıların ve güzelliklerin katledildiği kanlı ve kirli bir çarkın içinde sadece hırslarını ve karnını doyurabilmek uğruna harcadığı ‘mecburî suç ortaklığı’ emeğin neresi kutsal acaba?

Verili sistemin içinde çalışmak zorunda olan hiçbir işçinin emeği kutsal değildir.

Verili sistem içinde üretilen çağdaş emek KUTSAL DEĞİL, MECBURİ BİR SUÇ ORTAKLIĞIDIR!

Emeğin kutsallığı teranesi, sistemin devamlılığını sağlayan en büyük safsatadır.

İnsanın gerçekten ihtiyacı olan her şey doğada var. Bilimin, tıbbın ve teknolojinin hayatımıza sağladığını zannettiğimiz çoğu şeye gerçekte ihtiyacımız yok. Olmadığı gibi, özünde mutsuzluktan, acıdan, tatminsizlikten başka bir şey sağlamıyorlar bize.

Sadece kenevir bitkisi bile sağlıktan giyinmeye, barınmaya, temizlik malzemesine, yakıta, kâğıda varana kadar temel gereksinimlerimizin neredeyse tamamını hem de doğaya en ufak bir zarar vermeden karşılayabilecek kapasitede büyülü bir hediyesidir bize doğanın. Havayı temizler, bir kesersiniz üç günde yeniden çoğalır, işlenirken hiçbir zehirli atık üretmez. Tam da bu yüzden kapitalizmin devleri tarafından iftira atılarak yüz yıl önce yasaklanmıştır.

Bu kadar tiksinç bir hızla üremesek, bu kadar bencilce tüketmesek, herkesin doyacağı kadar tarım alanı, su, orman ve meyve ağacı var dünyada…

Dünyanın sahibi bir avuç kompradorun salt birbiriyle yarışabilmek uğruna habire büyüttüğü ihtiyaçlar listesindeki çöpleri üreten emekçiler olmakta övünülecek de kutsanacak da hiçbir şey yok.

Korkunç bir simülasyonun çaresiz ve aptal kurbanlarıyız hepimiz, hepsi bu.

Üstelik de çoğumuz, zannettiğimizden çok daha yakın bir gelecekte yapay zekâ ile destekli yeni insan türünün karşısında Harrari’nin dediği gibi sefil bir “alt tür” pozisyonuna düşüp birbirimizi yiyerek geberip gideceğiz. Siz hâlâ çoktaann tedavülden kalkmış demode ideolojilerinizin klişe ezberleriyle kurulduğunuz Kof Dağı’nın tepesinden herkese parmak sallaya sallaya bik bik edip duruyorsunuz.

Gerçek bir devrimci, emeği ve emekçiyi kirleten bu katil sistemin kanlı kârlarından daha fazla pay almayı değil, bu kötücül oyunu bozmayı; sistemi tamamen yıkıp, yaşamı sil baştan yeniden kurgulamayı hayal eder.

Gerçek bir devrimci, devrimden önce evrim düşü kurar.

Bu handikaplar bugünden yarına çözülemiyorsa da var olan hem trajik he mi de çirkin gerçekliğini ‘kutsallık’ mavalıyla allayıp pullamaz.

En önemlisi de, değiştirmekten aciz olduğu sürece bu vahşi çarkın irinli dişlilerini çevirecek yeni neferler yetiştirmek için fütursuzca üremez.

İşte bir komünist ile anarşist arasındaki fark budur. Komünist, verili sistemin bütün mekanizmalarını aynen koruyarak sadece revize edip, onun kanlı gelirlerini eşit dağıtmayı düşlerken; anarşist o sistemi bütün iç ve dış dinamikleriyle tamamen yıkıp vatansız, sınırsız, bayraksız, devletsiz, ağasız, ordusuz, patronsuz, silahsız; asla ırk, din, cinsiyet ve tür ayrımı yapılmayan, doğayla özdeş, yani sınırsız bir hayal gücüyle a’dan z’ye sil baştan kurgulayacağı barışa endeksli yepyeni bir dünya ütopyasının peşinde koşar. Yani anarşist silahı daha yüksek maaşla üretmeyi değil, silah üretmemeyi hedefler.

O pek bir yücelttiğiniz sosyalizm ve hatta komünizm, verili düzende kapitalizmle gerdeğe girmektir. Sendikal mücadele denilen şey başlık parası pazarlığı, “ücretlerin iyileştirilmesi” ve “eşit işe eşit ücret” ise işçinin ağzına yüz görümlüğü olarak yapıştırılan sus paylarıdır.

Patronsuz ve pezevenksiz bir dünya istiyorsanız, o dünyayı hayal ederken sınır tanımayacak; bütün varoluşu yeniden kurgulayacak; kurguladığınız o yeni dünyayı bire bir hayata geçirecek, ondan sonra konuşacaksınız. Kuramadığınız süreçte ise bu rezil çarkın içinde hepsi mecburî olarak yaşam mücadelesi vermekte olan hiç kimseyi birbirinden ayırmayacak, fabrika işçisini kutsarken seks işçisini işçiden bile saymamazlık edip onu hak arama alanından şutlamayacak, en az kutsadığınız işçininki kadar onun hakları için de mücadele edeceksiniz. Etmiyorsanız da o çifte standartlı oportünist varlığınıza devrimci mevrimci demeyeceksiniz.

Emek Kızılderililer, Aborijinler gibi varoluşun, doğanın ve kendisinin özünü kavramış kadim halklar zamanında kutsaldı; artık sadece ağır çekim bir cinayet biçimidir. Ona kutsal deyip bu kutsallık teranenizin uğruna birtakım insanları hak arama arenasının dışına postalarken iki kere düşününüz derim. Büyük ruh Ulu Manitu, tam da lâyık olduğunuz gibi birer kokarcaya çevirir sonra sizi.

Rabia Mine

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

2 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

[…] Seks işçiliği, verili düzendeki en masum iştir – Rabia Mine yazdı […]

Furkan kibar13 Temmuz 2019 / 11:40Cevapla

İşçi kelimesi ortaya meta koyan insana denir. Önce bunun ayrımını doğru düzgün yapmanız lazım. Sosyalizm komünizme bir geçiş aşamasıdır ve bu aşamanın görevlerinden birisi de, beden gücüyle işin en aza inmesidir. Sendikal hareketler konusunda size katılıyorum, sosyal demokratlar zaten sizin karaladığınız tezi kullanıyor. Lenin okuması yaparsanız göreceksinizdir, Lenin sendikalizmi en güzel eleştirenlerden birisiydi. Komünizm yerine anarşizmi savunmanızdan da anladığım bakunin okuması yapmadığınız oldu. Bakunin okuması yaptıktan sonra komünizmi anarşizmle karalayın daha net cevap vereceğim bu konuya. Tek bir solcu/sosyaliste sinirlenip bu denli ağrı yorum yapmanız da sadece sizin içler acısı durumunuza gülmeme sebep oldu. Konuya dönecek olursak seks işçisi yerine seks emekçisi demek daha doğru bi terim olur. İşçi meta üreten kişiye denir. Gel gelelim desek bile sizin gibi seks emekçilerini savunacak değilim insanların bedenlerini kullanıp para kazanmalarını savunamam. Eğer bu gün bunu meşrulaştırırsak yarında alanlara çıkıp çocuk işçilere sendika sloganı atarız. Seks işçilerinin büyük çoğunluğu sistem kurbanı;erkek arkadaşı tarafından geneleve satılan, yaşamını idame ettirebilmek için bunu yapmak zorunda kalan insanlardan oluşmakta. Bizim derdimiz bunlara özgürlük değil de bunlara neden olan olguyu ortadan kaldırmak olmalıdır.