SON DAKİKA

Seçim sonuçları ve “AKP seçimle gider mi?” – Aziz Tunç yazdı

Bu haber 11 Nisan 2019 - 19:27 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Seçimlerden sonra yapılan tartışmalardan birisi de Erdoğan’ın/AKP’nin seçimle gidip gitmeyeceğine dair tartışmadır. Bu tartışma, bundan önce yapılan seçimlerin sonuçlarından hareketle ve genel olarak Erdoğan’ın sürdürdüğü politikalar göz önüne alınarak, Erdoğan’ın seçimlerle gitmeyeceği görüldüğünden hareketle ortaya çıkmıştır.  31. Mart seçimlerinde AKP’nin hezimeti ortaya çıkınca, bu görüşe yönelik eleştiriler gündeme oturdu. 

 Eleştirilerin özet şu; “AKP seçimle gitmez diyorlardı, 31. Mart seçimleri bu tezi çürüttü, AKP’nin seçimle gidebileceğini gösterdi.” Hatta bazıları, ortaya çıkan sonuçtan hareketle ve hızını alamayarak “AKP seçimle gitmez” diyenleri, “halkın gücüne güvenmemekle” suçladılar.  Sanki halkın gücünün tek göstergesi seçimlermiş gibi.

Tartışma önemli ve gerekliydi, çünkü Erdoğan’a karşı mücadelenin nasıl yürütüleceğine dair belirlemeler bu tartışmanın sonuçlarına göre şekillenecektir

İşin doğrusu bu eleştirilerin, siyaseti bir toplumsal sorun olarak görmek yerine matematiksel bir olgu olarak ele almaktan kaynaklandığı görülmektedir. Evet, sayıların siyaseten de  anlamlı olduğu “alan”lar vardır  ve seçimler, bu “alan”ların başında gelir.

 Ancak tam da siyasetin özgünlüğünden dolayı seçimler, sayısal sonuçlarından bağımsız olarak, toplumsal anlamda, çok daha değiştirici ve etkileyici sonuçlar ortaya çıkartabilmektedirler. Bu nedenle siyaset, sadece sayısal veriler üzerinde bir değerlendirmeye tabii tutulduğunda, yapılan, siyasetin yanlış anlaşılması ve anlatılması olur. Seçimler, önemli siyasal aktiviteler olmalarına rağmen, sonuçları itibarıyla, siyaseten belirleyici olmayabilecekleri gibi, tersi de, yani sayısal çoğunluğa sahip olmasa bile, siyasal bir güç, siyaseten belirleyici konumda olabilir. 

Gerçek böyle olduğu içindir ki yıllardan beri sayısal çoğunluğu olmasa bile HDP ve önceli partiler, Türkiye ve Kürdistan da siyasetin asli unsuru olarak varlık gösterebilmektedirler. Yine çok klasik olacak ama ikna etmeyi kolaylaştırabilir, Lenin’in Bolşevik partisinin devrimi yapabilmiş olması, bu gerçekten dolayıdır. Yine PKK’nin Kürt siyasal yapısı içinde, azınlık olduğu dönemlerde bile en etkili güç olması, bu gerçeğin sonucudur. Demek ki siyasal ve sosyal hayatta sayılar, bütün önemlerine rağmen, her zaman her şeyi belirleyemeyebiliyorlar.

Bu gerçeklikten hareketle AKP, seçimleri kaybettiği halde, gasp ettiği iktidarı terk etmeyecektir.  AKP’nin seçimle gitmeyeceği gerçeği, AKP’nin bugüne kadar yaptıklarına bakılarak görülebilir.  Yani AKP, 7. Haziran’dan beri iktidarı kaybetmiş, ama iktidarı terk etmemektedir.  Ayrıntılar bilinmektedir. 7. Haziran’dan sonra 1. Kasım seçimleri AKP tarafında, zor ve hileyle ve kan dökülüp, katliamlar yapılarak kazanılmıştır.   Sonraki seçimlerin de benzer birçok manipülasyon ve zor yöntemiyle gasp edildiği bilinmektedir. Bu gerçekler ortadayken AKP’nin bu seçimde yaşadığı hezimetle, iktidarı bırakabileceğini varsaymak, fazlasıyla safdillik olur.

Öte yanda AKP’nin seçimlerle gidebileceğini düşünmek, AKP’nin bundan önceki seçimleri meşruiyet içinde kazandığını kabul etmek ve AKP’nin bütün hırsızlıklarını, yalan ve zorbalıklarını gözlerden kaçırmak anlamına gelir. 

Erdoğan’ın seçimle gitmeyeceği söylenirken, Erdoğan, seçimlerden az oy almayacak, Erdoğan, seçimleri kaybetmeyecek denmiyor. Erdoğan, seçimlerde az oy alsa ve bu anlamda kayıp etse bile iktidarı bırakmayacaktır. Söylenen,  bugün olan ve doğru anlaşılması gereken budur.  AKP’nin kaybettiği 31. Mart seçimlerinden sonra yaptıkları bu gerçeğin açık ifadesidir.  AKP, bu seçimleri kaybetmemek, iktidarını bırakmamak için elinden gelen bütün zorbalıkları yaptı mı, yaptı, kullanabileceği bütün yöntemleri kullandı mı, kullandı. 

 AKP, bütün hukuksuzluklara ve zorbalıklara rağmen HDP’nin doğru politikasıyla, 31. Mart seçimlerini kaybetti. Böylece AKP/MHP faşizmine karşı bir zafer kazanıldı. 

Ancak AKP/MHP çetesi, bu gelişme karşısında, bundan önce Türk devletinin hiçbir hükümetinin yapmadığı her hileye başvurarak, bin bir türlü yol ve yöntemle sürdürdüğü iktidar gaspını devam ettirmeye, seçim sonuçlarını yok saymaya yönelmiştir.   

Daha önce yapılan ve herkesin malumu olan baskılar ve hukuksuzluklar  bir yana, en son, İstanbul seçimlerine ilişkin olan bitenler, Mardin’de Ahmet Türk’e mazbatasının vermemesi, kendilerinin kaybettiği bütün yerellerde sudan gerekçelerle sayımlar yenilenirken, son derece haklı gerekçelerle HDP’nin itirazlarının reddedilmesi, KHK’li olduğunu ileri sürerek daha önce onay verdiği  ve kazanan adaylara mazbatalarını vermemesi, AKP’nin seçimlerle gitmek istemediğinin açık ifadesi değilse neyin ifadesidir. Erdoğan, seçimlerle gitmek istemediğini, hiçbir şüpheye yer bırakmadan, bu seçimlerden de açıkça göstermiştir. 

AKP’nin seçimle gitmeyeceği söylenirken, AKP’nin her şeye muktedir olduğu anlatılmadığı gibi, tam tersine, AKP/MHP çetesinin hangi yolla gideceğine dair daha realist bir görüş ileri sürülmektedir. AKP/MHP çetesinin, seçimlerde yenilseler bile güçlü bir toplumsal basınç olmadan iktidarı terk etmeyeceği, bunun için de bütün demokrasi güçlerinin, AKP/MHP kliğine karşı mücadeleyi kesintisiz devam ettirmesi ve her mücadele yol ve yöntemine başvurması gerektiğine dikkat çekilmek istenmiştir.

 Şimdi ikinci noktaya bakmak gerekir. Erdoğan, neden iktidarı bırakmak istemiyor? Çünkü Erdoğan, kendisine biçtiği bir misyonun gereğine uygun bir tutum izlemeye çalışmaktadır. Buna göre Erdoğan, yeni Osmanlı/İslam/Türk devletini kurmak istiyordu ve bu Erdoğan’ın temel/vazgeçilmez misyonuydu. Osmanlı/İslam/Türk devletinin kurulması, Türk devletinin mevcut Kürt sorunu başta olmak üzere demokratikleşme sorunlarının aşılması için de tasarlanmıştır.  O nedenle Erdoğan’ın bu projesi ve politikası, Erdoğan’ın Türk devletinin diğer klikleri tarafından da kabul edilmesine, söz konusu hâkim kliklerinin de desteğini değilse bile olurunu almasına yol açmıştır.

Erdoğan, ilk hükümet olduğu dönem, izlediği sözde liberal, sahte politikalarla yarattığı Kürt sorunu çözeceği umuduyla, toplumun çeşitli kesimlerinden destek almıştır.  Erdoğan, aldığı bu destekle, devlet için de gücünü arttırdı, gücünü artırdıkça yaptığı Ergenekon operasyonlarıyla devletin içinde ki diğer klikleri tasfiye etti ve devletin ana hâkim gücü olarak devletleşti.

  Devletleşen Erdoğan, o günden beri, devletin bütün olanaklarını kullanan tipik bir diktatör olarak devleti yönetmektedir. Buna bağlı olarak Erdoğan, seçimleri, hükümetten/iktidardan gidebileceği bir argüman olarak değil, politik göz boyama ve meşruiyetini onaylatma amacıyla kullanmaktadır.   Dolayısıyla Erdoğan, seçimleri kaybetmesine rağmen iktidarı bırakmamak için elinden geleni yapmaya çalışmaktadır. Erdoğan’ın iktidara gelmesinin ve iktidar gaspını devam ettirmesinin temel dayanağı bu misyon ve politikadır.        

Ancak Erdoğan öyle istiyor diye her şey Erdoğan’ın istediği gibi olacaktır anlamına gelmeyecektir.  AKP ve Erdoğan, seçimlerde kaybettiği gibi, sürdürülecek çok yönlü mücadele ile faşist diktatörlüğünü de kaybedecektir. Faşizme kaşı mücadele ve AKP/MHP çetesinin yeni yönelimlerine, saldırı ve gasplarına karşı demokratik güçlerin direnişi, yayılarak ve çeşitlenerek devam ettirilecek ve AKP/Erdoğan/MHP çetesi tarihin çöplüğüne süpürülecektir ve o günler sanıldığı gibi çok uzak değil, çok yakındır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.