SON DAKİKA

Sarı Yelekliler, populist bir toplumsal hareket mi? halkin isyani mi?

Bu haber 29 Kasım 2018 - 15:02 'de eklendi ve kez görüntülendi.

FERSUDE – Paris’te bir haftayı geçkin süredir devam eden ve Türkiye’de bazı sol çevreler tarafından neredeyse “coşkuyla” karşılanan Sarı Yelekliler eylemini, University of Paris 8 (Paris 8 Üniversitesi) Öğretim Üyesi Sosyolog Engin Sustam ile konuştuk.

Fransa’da akaryakıta yapılan zammı protesto eden eylemlerle başlayan Sarı Yelekliler Hareketi, özellikle Türkiyeli bazı sol çevrelerce tamamıyla sahiplenildi. Eylemin içeriğini, yapısını çok tartışmadan yapılan bu sahiplenmeyi, Paris’te yaşayan ve University of Paris 8 (Paris 8 Üniversitesi) Öğretim Üyesi olan sosyolog Engin Sustam ile konuştuk. Sustam, “Sarı Yelekliler” hareketini, sol çevrelerin desteklediğinin aksine aşırı sağın örgütlediği bir hareket olduğunu belirtiyor ve Türkiyeli bazı sol çevrelerin eyleme destek vermesi ile ilgili “Türkiye’deki sol şunu kaçırıyor sanırım. Fransa’da ki eylemi başından beri örgütleyen Fransa aşırı sağı iken neo-liberal Macron karşıtlığı anti-kapitalist repertuarmış gibi okunuyor olabilir. Belli sol eklenmeler olsa bile politik bir mesafeden baktığımızda eylem hala anti-kapitalist bir formda değil. Hatta Macron karşıtlığı dışında (aşırı sağ da aşırı sol da Macron’a karşı) eylem sözlüğü pek net değil aslında.” Diyor.

Engin Sustam ile söyleşimiz şöyle:

Sarı Yelekliler hareketi son günlerde en çok konuşulan eylemler arasında. Kim bu sarı yelekliler?

Sarı yelekliler hareketinin ortaya çıkış sebebi, akaryakıta yapılan zam alakalıydı, lakin sonrasında eylemin repertuarı alım gücündeki düşüşe yönelikte görünür oldu ve elbette eylem farklı yelpazelerdeki dinamikleri biraraya getirerek hükümet karşıtı bir kalkışmaya evrildi. 2018 yılının son döneminde ilkin Fransa’da ardından Belçika’da kendini göstermeye başladı diyebiliriz. Genelikle orta sınıf ve kırsal alandan (ilçelerden) gelen nüfus ağırlıklı iken sonrasında orta sınıf kentlileri de kapsayan bir protesto biçimi oldu. Bundan dolayı son zamanlarda orta sınıf beyaz Fransızların etkinliğinde büyük yoğunlukla ilerleyen bu eylem, kendini Paris sokaklarında da görünür kıldı. Sarı yelekleri giymelerinin nedeni ise bir yandan bu yeleklerin trafikle alakalı oluşu diğer yandan protesto dinamiğinin görünür olma isteğiyle alakalı olarak trafik güvenlik yeleğinin taşınmasıdır. Özellikle bildiğiniz üzere ya kaza anında ya da bisikletlilerin trafikte görünür olmak için giydikleri bir yelek bu. Onlar da biraz bu popülist durum üzerinden hareket ederek bu protesto biçimini kurdular, diyebiliriz. İlk sanırım özellikle aşırı sağın güçlü olduğu bölgelerde FN (Ulusal Cephe), Le Pen taraftarlarının  bölgelerinde etkili olduklarını görüyoruz. Çıkışı itibariyle belirli aktörlerin sadece orta sınıfın populas (popüler / popülist) ağları üzerinden şekillenen bir barikat ve blokaj hareketi olarak solun açıkçası eylem repertuarını kullandılar, ve sanırım bu anlamıyla belki Fransız sağının ilk sokak manevrası demekte yarar var. Ve elbette eylem Belçika’ya da sıçradı, ama orada sadece Fransız kantonunda görünür olarak örneğin Flaman bölgesinin pek dikkate almadığını görüyoruz, ve orada bu protesto biçiminin pek etkili olduğu söylenemez.

Sosyal medya üzerinden eyleme yapılan çağrılar, spontan ve “apolitik” (ki eylemin aktörleri başından beri bu şekilde tarif etti) olarak kendini örgütleyen bir dinamik olarak kamusala yansıdı. özellikle bu  hareketin ortaya çıkmasını sağlayan dönem 17 kasım 2018 dönemi sonrasıdır. Apolitik olduğunu söyleyen çağrılara rağmen enteresan bir şekilde politik bir eylem olarak, solu da kendi politik gündemine oturtmaya başladı. İlkin Faşist parti (FN) lideri Marine Le Pen’in ve taraftarlarının desteklediğini ve hatta bir bölgede Sarı Yeleklilerin jandarma yerine sınır kontrolü yapıp kamyonda olan “kaçak” göçmenleri ihbar edip bunu videoya aldıklarını ve sonrasında “Polis ve Jandarmanın yapamadığı işi, vatanı koruma görevini Sarı Yelekliler yerine getirdi” dediklerine şahit oluyoruz. Müthiş kafa karıştıran bu eyleme ne yoksul banliyölerdekiler ne de göçmenler hala dahil olmuş değil. Sadece son günlerde 2016’da polis tarafından Paris banliyölerinin birinde öldürülen  Adama Traoré adına kurulan Adama Komitesi yer alacaklarının çağrısı yaptılar. Aynı zamanda Boyun eğmeyen Fransa sol hareketinin liderlerinden olan Jean-Luc Melenchon da destek çağrısı yaptı. Bu eyleme başından Fransa’nın büyük sendikalardan biri olan CGT tedirgin yaklaşarak sonrasında sadece bölgesel düzeyde insiyatif üzerinden eyleme katılma kararı aldılar, anarşist sendika CNT hiçbir açıklama yapmadı. Fransa bayraklarıyla ilerleyen ve açıkçası gözlemlerime dayanarak edindiğim sağ görünümlü bu protesto biçimi, solun daha önceki eylemlerinde olan toplumsal cinsiyet, yoksullaşma, göçmen hakları, ırkçılık vs gibi temalara dokunmuyor, tersine bu temalar eylemin aktörlerinin pratik ettiği bir durum olarak görünüyor, ki bundan dolayı bir çok kişi bu eyleme katılma konusunda tedirgin ve temkinli. Göçmen karşıtı, aşırı sağcı rüzgarın estiği bu hareketi imleyen ve eylemin başında daha “elbette ki bizi ( CGT sendikası) bu sağ blokun yanında düşünmeyeceksiniz” diyen bir sendika açıklaması da var. Bu eylemin içinden alternatif yani sol eğilimli bir eylem örgütlenilmeye çalışılsa da sanırım pek başarılı olmayabilir.

Medya ve politika yorumcular orta sınıf popüler bir hoşnutsuzluğun bu isyanı karakterize ettiğini söylemekteler. Özellikle yakıt fiyatları, karbon vergisi, satın alma gücünün düşmesi, orta sınıfın rahatsızlıkları vs. 2005’ten beri devam eden prekerya karşıtı eyleme, ya da 2016’daki Gezi’ye çok benzeyen Gece Ayakta başkaldırısına hiç benzemiyor. Bu eylem repartuarı bana güvensizlik hissi veriyor diyebilirim. Prekerya dediğimiz, Fransızcada ve Türkçede de kullanılan, eğretilik ya da geleceğe dair güvensizlik hali sanırım orta sınıfın pek sorunu değilmiş gibi (oysaki öyle) Fransız ulusuna ya da yerelliğine vurgu yapılması, orta sınıfların o sinik ruh halini de ele veriyor gibi. Yani  bir anlamda beyaz Fransızların da içine dahil olduğu bu protesto ne kadar sol tarafından kapsanmak istense de ne anti-kapitalist bir duruşu var, ne de hala yoksulları ya da göçmenleri cezbetmiyor. Tersine konuştuğum bir çok kişi tedirginliği ifade ediyor. En genel ifadesiyle bu analiz eylemin sosyolojik valizine dair bir temel açıklama gibi okunmalıdır.

Macron hükümeti seçildikten sonra, 2017, aşırı özelleştirme siyaseti bir güvensizlik ortamı yaratı. Özellikle dejenarasyon ve soylulaştırma projeleri üzerinden ortaya çıkan bir hoşnutsuzluk, yeter diyenlerin artması (ki bugün sağın içinde de bu neoliberal siyasete karşıt bir çıkış oluştu) genel grevden, işgallere dair bir çok farklı eylem repertuarına şahitlik etti. Bu süreç bana İstanbul’da AKP ve Erdoğan Hükümetinin gerçekleştirmeye çalıştığı bugün ki siyasal ekonomik hali hatırlatıyor, ve bu yapıya benzer bir durumdan farklı olarak Türkiye de anti-hukuk işlediği gibi, şiddet, tek partili adam dönemi olan totalitarizm hakim. İstikrarsız bir şekilde ilerleyen siyasal ve ekonomik erezyonun tabiatı olan spontana isyanlar, ve faşist rejimler, durumlar aslında benim son zamanlarda ele aldığım ve yakında kitap olarak ta çıkacak bu dönemin okuması diyebilirim. Sarı Yelekliler aslında 21 yy eylem alanının hem içinde (Brezilya’yı hatırlamak lazım) hem de dışında, keza eylemin yoğun bir parçası Avrupa Birliği karşıtı olduğu gibi, Fransız yurd, ulusculuğu tanımına aşırı milliyetçi bagaja sahip demekte zarar görmüyorum. Enteresan olmasının sebebi aşırı sağın ilkin ayaklanması, enteresan değil keza bu hoşnutsuzluk Fransa’da orta sağ sınıfların kendini ifade biçimi olarak kamusal alana ilk kez yansımıyor tarihte bunun ciddi örnekleri var.

 

İşçi  direnişi mi, halk direnişi mi?

Yapısı itibariyle elbette bir işçi hareketi değil. Özellikle orta sınıflar üzerinden ilerlemesi hareketin dinamiğinin bir işçi hareketi olmadığını zaten gösteriyor. Bir sosyal hareket. Ama popülist eğilimli bir toplumsal hareket. Bir halk hareketi olarak örgütlenme kapasitesi var mı net değilim, daha çok belirttiğim gibi populas (popüler). Sarı Yelekli hareketine dair farklı analizlerden konuşmak gerektiğini düşünüyorum ama bana heterojen bir hareket gibi gelmiyor. Birinci nokta bir halk hareketi mi sorusundan çok bu hareketin eğilim olarak neden benzin zammı üzerinden gittiği ve neden örneğin kriz ortamında ki yoksulluğa vurgu yapmadığı ve neden anti-kapitalist bir formunun olmadığı sorusunu sormakta yarar var. Yoksullaşma, fakirlik, göçmen sorunları savaş karşıtlığı, ırkçılık ve ayrımcılık (ve örneğin yabancı öğrencilerin kayıt paraları 10 katı arttı) v.s. bunlara dair hiçbir tanım yok, içindeki sol dışında. Oysa ki günümüz Fransa’sı acayip bir krizin ortasında, prekarya, yoksullaşma ve  güvensizlik (A. Negri bugün özelikle bunların vuruculuğundan bahsediyor) meselelerinin  gündeme oturduğu en kaygan zeminlerdeyiz. Yani bu protesto ya da kalkışma tam da bunu sorgulamıyor. Hoşnutsuz olan Fransız orta sınıfının temel olarak bu hoşnutsuzluğunu ortaya sermesi kötü değil ve hatta alım gücünün düşmesinin protesto edilmesi de (keza maaşlar yerinde duruyor). Sadece bu durumun ihmal edilmiş kırsal bölgelerdeki insanların tepkiselliği üzerinden Fransızlık üzerinden tarif edilmesi tedirgin edici ve bu sefer göçmenleri, işsizleri rahatsız ediyor olabilir. Sosyolojik olarak bu şey orta sınıf ve altlardaki ekonomik ve sosyal nedenlerden kaynaklı Macron hükümetine karşı gösteri sebebi olarak kendini gösterdi. Yani Macron hükümetini eleştiren, onu istemeyen, onun projelerini reddeden bir orta sınıf hareketi kamusalı işgal ediyor ve blokaj kuruyor. Sosyolojik olarak bu hareketin nereye evrileceği konuşunda çok netleşemediğimiz bir minvalde gidiyor hareket. Kısa zamanda bitebilecek bir hareket gibi de görünüyor. Sosyal bilimler sabrıyla bekleyip bu sosyal hareketin nereye evrildiğini görmek gerektiğine inanıyorum.

Bu hareketin çok karmaşık olarak içinde barındırdığı farklı dinamikler var olsa da aşırı sağ figürün başından öne çıkması, aktörlerinin göçmen karşıtı hatta faşist düzeyde bir konumlanışa sahip oluşu bizim gibi otoritarizmin ve ırkçılığın genelleştiği ortamlardan gelen göçmenleri daha da tedirgin ediyor. Ondan dolayı sol hareketler, işçi sendikaları şu an yavaştan ama temkinli şekilde dahil oluyorlar. Elbette ki şunu belirtmekte de yarar var. Sol, işçi sendikaları bu toplumsal hareketi bir şekilde başka bir rüzgara yönelik olarak kurmak istiyorlar. Yani Fransa’nın son önemli sorunlarından olan işsizlik, kağıtsızlar, ekonomik ve politik kriz, toplumsal baskı ve göçmen sorunu gibi bir sürü farklı dinamiklerin hepsinin bileşimi dahilinde bu hareketi oraya evirmek istiyorlar. Bir şekilde de 2005-2006’daki CPE yani prekarya karşıtı eylemlerin, banliyö eylemlerinin, 2016’daki gece ayakta kalkışmasının devamlılığı olarak da kurmak istiyorlar. Ama bu ne kadar başarılı olur şuan pek net değilim. Ondan dolayı hem dahil olup gözlemlemek hem de toplumsal alanı okuma sabrıyla biraz beklemek gerektiği düşünüyorum. Ama en son benimde gözlemlediğim, gittiğim, Şanselize’de Elisa Sarayının önündeki büyük barikat ve blokajla birlikte Fransa bayraklarıyla yapılan gösteri, açıkçası pek ulusal retorik barındırmakla birlikte polis ile karşılaşma ve polisle çatışma anlarında farklı dinamikler mevcuttu. Burada Gezi deki protesto biçimine hiç benzemiyor desek yeridir. Keza Gezi eylem repertuarı açısından tamamen klasik toplumsal hareket okumalarının tamamen dışında, yeni özgürleşme alanlarına dair ifadeyi güçlü kılıyordu. Aynı şekilde bu şey kendini Kürt alanında özerklik retoriği üzerinden başka şekilde gösterdi. Sarı yelekliler eylemlerine en son söylenen yanılmıyorsam yaklaşık olarak 300-350 bine yakın insanın katıldığıydı.

Şunu da belirtmekte yarar var, sosyolojik olarak bu gösteriyi yapanların, isyan edenlerin en önemli işi çevre illerden çıkmış olmaları. Bu halen şehirlerde büyük etkisini göstermedi. Paris’in dışında ya da Paris’in banliyölerinde hala etkisini görmüyoruz. Bunun en önemli sebeplerinden birisi sanırım, hareketin bazı aktörlerinin başta da inatla belirttiğim üzere aşırı sağın içinden oluşu. Aşırı sağcı oluş, ırkçı, cinsiyetçi, göçmen karşıtı oluş ondan Macron karşısında samimi durmayan imajlar olarak seyreliyor. Bunların hepsi bir şekilde bu popülist kızgınlığın patlaması olarak ta okunabilir. Bu durumlar sanırım bu dinamiğin çokta örgütlenmemesini, başka alanlara sıçramamasını sağladı, lakin 1 Aralık çağrısı var ve ona da bakmakta fayda var. Çok güçlü bir mobilizasyon yeteneğine sahip bir hareket olarak kendini gösterdiyse de, sosyolojik olarak da orta sınıfın arzuları, rahatsızlıkları üzerinden giden bir protesto biçimi olarak görselleşiyor. Örneğin müthiş politik olan ama kendilerine  apolitik bir hareketiz demenin sebebi solun eylem bagajından uzak okunmasını sağlamak olabilir. Burada ondan sanırım belli bir vatandaşlık duygularını sorgulamakta pek yarar var, sol romantizm üzerinden ilerleyip hazır cevap kavram dizinleri oluşturmak yerine.

Türkiye’de birçok sol demokrat yayın organı Sarı Yelekliler’in eylemini kutsayan bir noktadan haberler yapıyor. Bu yanılgının nedeni ne?

Meselemiz zaten hükümet karşıtı her eylemin kutsanıyor oluşu. Dedim ya anti-kapitalist hiç bir formu olmayan otonom olarak örgütleniyor gibi gözükse de aslında belirli aktörlerin etkinliği üzerinden yürüdüğünü de hissettiğimiz bu kalkışmaların hazır reçeteler üzerinden okunuyor olması. Türkiye’de neden bu hareket bu kadar popüler oldu, pek anlamıyorum sanırım direniş tarih, toplumsal hareket tarihi güçlü Fransa’dan ya da Avrupa’dan bir şeyler umuluyor olsa gerek, bu mümkün. Avrupa da ve Fransa da özellikle çok ciddi potansiyel başkaldırı biçimlerinin olacağını hissediyorum ama bu buradan gelmeyecek, tam da müthiş şekilde sistemden en çok zararı gören yoksullardan yani prekerleşen gruplardan, katmanlardan toplumsal alanlardan, göçmenlerden vs gelecek ve bu gelen isyanın en önemli içeriği sanırım hem rizomatik olacağı hem de anti-kapitalist olup başka bir dünya üzerine iddianın oluşudur. Ondan dünyalaşmış bir kapitalizm çağında sadece benzin zammı karşıtlığı belki de başka büyük dalgalanmaların sebebi olacak. Türkiye de bu şekilde okunmasının en büyük sebebinin muhalefet üzerinden buldozer gibi geçen bir iktidarın herkesi kriminalize ettiği bir dönemde, herkesin yeni bir kalkışma umuduna duyduğu inançtan olsa gerek, ki ben de buna dahil. Ama diğer yandan Türkiye’de ki solun belirli romantik okumalardan vaz geçmemiş olmasından da kaynaklı olabilir, keza hala eylem bagajları eski sol yaklaşımların belirli okumaları içinden ele alınıyor. Oysa anti-kapitalist olmayan hiçbir şey yerel olmaktan öte bir şey ifade etmiyor, tam da bu eylemin söz dağarcığında örneğin ekoloji ve kadın dinamiğinin olmaması. Lakin Montpellier bölgesinde Feministler kadına karşı şiddet gününde açıkçası Sarı Yeleklilerin eylemini mora boyadılar desek yeridir, belki de en keyifli anı buydu bu kalkışmanın. Genel itibariyle Türkiye’de yanlış bir bilgi akışı var. Kimler nasıl okuyup aktarıyor bilmiyorum ama bu bir halk hareketi değil. Ama Populas. Halk tanımını açmak gerekiyor. Solun bu anlamıyla 1844 Marks’ın El Yazmalarında ki tarife bakması gerek. Bunu bize M. Abensour öneriyor. Buradaki halk kavramının yeniden nasıl ele alınması gerektiğini görmemiz gerektiğine inananlardan biriyim. Arjantinli teorisyenlerden biri olan Miguel Abensour’un söylediği çok güzel bir şey vardı, “Devlete karşı demokrasi” kitabında. “halk bir heterojen yapı.” Yani aslında meseleyi nasıl okuduğunuzla da alakalı bir bu tespit. Keza halk faşizmi de arzulayan kitle olabiliyor. Abensour Devlete karşı gerçek demokrasi dinamiğinin olduğu yerde olan halkı kollamak gerekir der, yani kavramın nereden okunması gerektiği sanırım çok önemli.

Burada dikkat edilmesi gereken halk kavramının içinin idealize edilip koflaştırılması tehlikesi de var. 1. nokta, Türkiye’deki sol şunu kaçırıyor sanırım. Fransa’da ki eylemi başından beri örgütleyen Fransa aşırı sağı iken neo-liberal Macron karşıtlığı anti-kapitalist repertuarmış gibi okunuyor olabilir. Belli sol eklenmeler olsa bile politik bir mesafeden baktığımızda eylem hala anti-kapitalist bir formda değil. Hatta Macron karşıtlığı dışında (aşırı sağ da aşırı sol da Macron’a karşı) eylem sözlüğü pek net değil aslında. Sokak gösterilerindeki güçlü enerjiyi, karnaval havasını, farklı kimliklerin konumlanışını, radikal demokrasi talebi, işçi hoşnutsuzluğunu, kadınları, LGBTİQ’ları vs bir çok farklı muhalefet  dinamiğini burada hala görmüyoruz. Bunun yerine sirküle olan, başka imajlar görmeye başlıyoruz: bunlardan birisi sağın ırkçı cinsiyetçi önemli söylemlerinin öne çıkışı. Fransız ulusalcılığının ya da bayraklarının öne çıkışı. Fransız topraklarına dair konuşma zemininin öne çıkışı ama Avrupa krizinden bahsedilmemesi, hareketin popülist bir eylem babında yurt konumunda ilerlediğini gösteriyor. Elbette ki beklemek gerekiyor. Türkiye solunun Fransız solu ile hangi şekilde ilişkilendiği konusunda net değilim. Özellikle buradaki Türkiyeli, Türk ya da Kürt göçmenlerin bu meseleyi nasıl diasporadan okuyup oraya aktardıkları konusunda bence biraz kafa karışıklığı doğduğuna inanıyorum.  Ama yani belirli bölgelerde mesela, solun güçlü olduğu belirli bölgelerde de sarı yeleklerin eylemi gösterileri var elbette ama bu bütünü kurmuyor. Örneğin Bask bölgesinde bazı noktalarda elbette. Burada Türkiye solunun hemen kendi ajandasından çıkarttığı, belirli kavramları çok hızlı şekilde kullandığına inanıyorum. Biraz sosyal bilimler ve sosyolojik tespit ve analiz etme tavrı gerekiyor gibi. Bir aktivist olarak gözlemlerimi yukarıda sıraladım, diyebilirim ki sakin bir şekilde analiz etmek gerek. Arap Baharının Arap Devrimi ilan edilmesi gibi hızlı okumalar, sonunda gelen faşizmi ve totalitarizmi hep gözden kaçırabiliyor, Mısır, Türkiye ve Brezilya örneklerinde olduğu gibi. Ve ayrıca eğer bir halk hareketi ise bu halk hareketinin içindeki dinamikleri nasıl sorgulayacağız. Halk dediğin kavramın kendisi de demin dediğim gibi bazen faşizmi arzulayabiliyor. Halk kavramı bu anlamıyla her şeyi arzulayabilen bir kapasiteye sahip, bir dinamiğe de sahip olabilmektedir. Ondan halk hareketi diyerek, bu işin sanki sadece sol tandanslı göstermek bana bariz abartı geliyor. Bu bir başkaldırı biçimi, bir toplumsal hareket evet. Bir isyan sebebi olarak benzin ve dizel zamlarını öne çıkarıyor.. belki bu anlamda orta sınıftan gelişi, popülist bir eğilime sahip oluşu, belirli bir isyan eğilimine yönelebileceği konusuna benim biraz kafamı karıştırıyor diyebilirim. Sosyal hareketleri okumada, protesto biçimlerinde solun biraz kendi taşıdığı kavramların dışına göz atması gerekiyor. Özellikle bizim gibi Avrupa da yaşayan göçmenlerin, sürgündekilerin bu tür eylemlerdeki risk oranlarının ne olduğunu, iyi sorgulaması gerektiğine inanıyorum.

2.nokta ise, bu başka bir ayrıntı. İspanya da Falanjistler ve Frankocular gibi bu hareket Pujadizm denilen, 1950’lerde politik ve sendikal hareketin kurucularından olan Pierre Poujade denilen bir kişinin eylem anlıklarına pek benzemesi açısından da enteresan. Keza Poujade’ın kurduğu sendika, savaş sonrası Fransa’sında gelenekçi, küçük burjuvaya, ulusal orta sınıfa dair konumlanan bir sendikaydı. Esnaflar üzerinden yürüyen bir sendikaydı. Ulusalcı bir sendikaydı. Fransa halkı gibi ideolojik bir söylem üzerinden yürüyordu. Pujadizm dediğimiz, orta sınıfın kızgınlığı ve iktidara karşı nefreti üzerinden yürüyen bu metodu bugün sahiplenen kişi sanırım Marine Le Pen. Le Pen bir anlamda Fransa devletinin, ulusunun güçlülüğünden vurgu yapan ulusal cephenin liderlerinden biri olarak bu ideolojiye yakın. Bu anlamıyla eyleme baktığımız zaman, sosyolojik olarak, belli aktörlerinin, militanlarının bir yandan rejime karşı durduğunu görüyoruz evet, ama bu duruş reaksiyonel bir popülizmi imliyor. Anti Parlamentarizm var örneğin. Diyeceksin ki anarşistlerde öyle. Elbette anarşistler anti parlamenterist, lakin bu dinamiğin söz dağarcığı kesinlikle anarşist hareketin kurguladığı bir figür değil. Faşist hareketin temel noktalarından biridir, yapıları itibariyle bulunulan parlamenter sisteme karşıdırlar lakin öneri tek adam rejimi ya da diktadır. Oysa ne anarşistler ve ne de Marksist hareketler bu şekilde bir durumdan gelecek toplumundan bahsetmiyorlar. Anti parlamenter çizgilerin taklidi ancak ulusalcı oluşlarından ileri geliyor. Elbette bazı sol partiler ve özellikle sosyalistler, Troçkistler bu hareketin sağcı olmadığını iddia eden bir pragmatik eylem tespitleri var, ama ben öyle düşünmüyorum. Eylemi gözlemlemek için bilerek gidip gözlemleyen biri olarak; ben bu hareketin hiçbir yerinde bir göçmen, toplumsal cinsiyet, işsiz formu vs ye denk gelmedim ya da kendimi orada hissetmedim.

Fransız aşırı sağı sokağı bu kadar hareketlendirecek bir güce sahip mi?

Fransız aşırı sağının böyle bir gücü var mı? Şuan Avrupa’da yükselen ırkçılığı dikkat edersek Evet olabilir!

Sosyalist partinin iktidarda olduğu zamanlar itibariyle, belirli siyasi İslamcı şiddet hareketlerinin Paris’te ki saldırılarından sonra, Fransa’daki aşırı sağ ve faşist hareket müthiş bir yükselişe geçti. Özellikle göçmen karşıtlığı üzerinden örgütlenen bu yükseliş ve ciddi bir boyuta geldi. Beni su sarı yeleklilerin eylemlerinde rahatsız eden de zaten tam da bu göçmen karşıtı döneme bu şekilde gelişi ve tv’lerde bazı eylemcilerin direk cinsiyetçi, ırkçı konuşmalarıydı. Hatta bir Fransız arkadaşımın, meslektaşımın dediği gibi Fransız sağının belki de  hayatında ki ilk gövde gösterisi. Yani  bir toplumsal hareketi spontane şekilde kurabilme etkinliği var mı acaba Fransız sağının sorusu elzem olsa gerek.  Bir iki yıl sonra yapılacak Fransa’daki seçimlerde Macron’un karşısında güçlü bir sol aday hala yok ve olacağa da benzemiyor. Le Pen dışında alternatif bir aday da yok. Tam da geçen seçimlerde bildiğiniz üzere, şans eseri çıkan hükümet olan Macron, tamamen faşist hareket kazanmasın diye solun desteğiyle iktidar oldu. Eğer bu eylemler bu şekilde sağ imajla devam ederse, bu popülizm ile devam ederse sanırım bu dinamik Le Pen’i Macron karşısında iktidara götürebilir. Böyle bir risk var.

İşçi hareketleri ve sol gruplar Fransa’da bu eyleme destek veriyor mu?

Evet işçi hareketleri, işçi sendikaları, sol partiler şu an itibariyle bu ırkçı yükselişi, riski hissettikleri için dahil olmaya çalışıyorlar. Özellikle birçok yerde eylemi kendileri örgütlüyorlar, sağın ve faşist hareketin eline geçmemesi için elinden geleni yapıyorlar. Ancak sosyal medyada ve medyada sirküle olan, yayına geçen söylemler sağ üzerinden olduğu için, sol hareketler ve işçi hareketlerin bu eylemi ele geçirme ve güçlendirebilme kapasitesine sahip olup olmayacağını ileri zamanda daha iyi görebileceğiz. Yani eğer başka bir türlü protesto biçimine evrilmezse, sönümlenme kapasitesi yüksek bir kalkışma diyebilirim. Bize buna dair hala bir veride sunmuyor yani geleceğe dair. Çok spontane bir şekilde gelişti, çok hızlı bir şekilde sönebilir. Hızlı bir şekilde gelişip, hızlı bir şekilde sönmesi bana bir anlamda Mısır’ın Tahrir’ini hatırlatıyor ya da 21 yy kapsayan bu yeni isyan ve başkaldırı biçimlerini ama bu Sarı yelekliler Seatle’ın devamı değil. Mısır’daki Arap baharından sonraki meydanı ve sokakları ele geçiren isyandan sonra darbe ve darbeden sonra askeri bir hükümet iktidara yerleşti. Türkiye’de de çok farklı bir şey olmadı açıkçası, yani Gezi isyanı sonrası, 2013’ten sonra, Gezi direnişi ve Kobane eylemlerinden sonra AKP hükümeti tamamen sokak gösterilerini yok eden despotik bir şiddet rejimini uyguladı. Bu anlamda spontane olarak gelişen her isyan dalgasının aynı zamanda totaliter rejimlere kayma anları da olabilmektedir. 21. Yüzyılın en büyük tehlikelerinden biri kapitalizmin küresel boyutta bir kontrol toplumu ve rejimlerini oluşturmasıdır. Ondan totaliter ya da post-totaliter rejimlere dönebilecek ciddi sertleşme zeminleri örneğin Lula’dan sonra da Brezilya’da kendini görünür kıldı. 1950-60’larda Yüzyılın başlarındaki isyan hareketlerinin bir örgütlenme kapasitesi organizasyonel bir ilerleme kapasitesi vardı. Oysa bugün ile geçmişteki dinamikler arasındaki en büyük farklardan biri, bugün ki isyan hareketlerinden sonra çok hızlı bir şekilde toplum kendini totaliter rejimlere evirebilecek bir arzuya sahip olabilmesi, bütün bu ağ / rizomatik başkaldırı, sosyal medya akışkanlığına rağmen. Ben biraz da küresel bir kapatılma anlığında yaşadığımızı olan biten her şeyin 2010 krizi ve Suriye’de ki savaşında bir devamı olduğunu düşünmekteyim. Karşımızda dünyalaşmış ulusaşırı şirketlerin jandarması haline gelmiş yerel hükümetler ve kapitalist makine var, ve isyanlar küresel boyutta yol almadıkça sanırım pekte mümkün olmayan bir şiddet rejimleri anlatısına yönelebiliriz ve elimizde buna dair müthiş malzemelerimiz var. Bunu artık biraz kurcalamak gerekiyor.

Sokak eylemleri olarak görülen hareket’in temel amacı ne?

Bu hareketin en başında söylediğim gibi, belirli bir profilleri var. Bunlardan birisi orta sınıfa dahil olmaları. İkincisi bu hareketin bir kızgınlık sonucu kendini örgütlüyor olması, ama bu anlamıyla elbette İspanya kızgınlar başkaldırıları gibi değil (Los Indignados). Bu hareketin en iyi ve vurucu yönlerinden biri de spontane ve sosyal medya üzerinden örgütlenebilme eğilimine sahip olmasıydı. Bu hareketin çıkışında benzin ve dizel zamları, ikinci nokta Fransız otobanları paralıdır, onlar yükselmişti. Radarlar çoğalmıştı. Arabaların ne kadar sağlıklı olup olmadığına dair bir durum ortaya çıkartmıştı. Bu anlamda bir toplumsal hareket olsa bile, mesela bu hareketin bir ekolojik projesi yok, hükümetten talep ettiği demokratik, toplumsal değişim projesi –işsizliğe, fakirliğe, göçmen soruna karşı- bir bildirgesi yok. Popüler kızgınlık hareketi olarak kendini gösteriyor. İnsanlar çok çalışıyorlar, az para alıyorlar, maaşları düşük, alım güçleri azalıyor, zam artıyor, vergi artıyor, bu da orta sınıflarda belli kopma semptomları yaratıyor. Yurttaşlık hissinde belli kopma semptomları yaratıyor. Bu hareket bu kopma semptomları üzerinden kendini gösterdi. Bu tür eylemselliklere baktığımızda, sağ tandanslı ve popülist olduğunu tespit edebiliyoruz elbette.

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.