SON DAKİKA

Ne yapma(ma)lı? – Aziz Tunç yazdı

HDP ve bütün legal/demokratik kurumların çalışma olanakları yok edilmekte, çalışanlarının büyük bir kısmı ya tutuklanmakta veya çalışamaz duruma düşürülmektedirler.

Bu haber 10 Mart 2019 - 13:43 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Toplumsal mücadele sürecinin farklı bir evresinde geçildiği ortadır. Özellikle 7 Haziran seçimlerinden önce başlayan ve ara vermeden sürdürülen faşizmin yarattığı baskı ve tahribatlar, toplumsal mücadelenin alanını, biçimini ve ağırlığını doğrudan etkilemiş bulunmaktadır.

Son yaşanan gelişmelere kısaca bakıldığında gerçeğin bu yanını daha net görmek mümkündür. Türk devleti işgalci bir devlet olarak, Kürdistan’ın İran dışındaki parçalarını da işgal etmek amacıyla bir savaş sürdürmektedir. Bu işgal çabalarının yanında, Kuzey Kürdistan’ın her karış toprağında, yıllardır sürdürülen korkunç ve kuralsız bir savaş, hız kesmeden ve daha da derinleşerek devam ettirilmektedir.  Türk devleti, her gün Kürt askeri güçlerini yıpratmak, Kürt halkıyla Kürt siyasal/askeri iradesi arasındaki bağı kopartmak için, uçakları, tankları, topları ve her türlü silahıyla saldırmaktadır.  

Efrin’in işgali, Güney Kürdistan’da işgalci girişimler, bir gün Kandil’e, başka  bir gün Rojava’ya, olmadı Şırnak’a, Cudi’ye, Cizre’ye saldırmak, Türk devletinin rutin saldırıları olmuş durumdadır. Bunların yanında, Rusya’ya tavizler vererek Kürtlere karşı tutum almalarını sağlamaya çalışmak, Almanya’ya yeni-yeni sömürü kaynakları sunarak Alman devletini Kürtlere saldırtmak, Türk devletinin yoğun faaliyet alanlarından bir diğeridir.  Aynı şekilde Fransız devletinin, Kürtlere yapılan saldırılara karşı sessiz kalmasını sağlamak için verilebilecek en yüksek sus payını vermekten hiçbir tereddüt etmeyen de Türk devletidir.  En son insanlığın yüz akı olan Kürt halkının devrimci önderlerine karşı, ABD’nin saldırgan bir tavır almış olmasının da, Türk devletinin ABD’ye verdiği tavizler sonucu gündeme geldiğini söylemek,  ne allemeyi cihan olmayı,  ne de kahin olmayı gerektirir.

Demokratik Kürt belediyelerinin kayyumlar aracılığıyla gasp edilmesi,  HDP’nin genel eş başkanlarının ve bir çok vekilinin tutuklanması bu saldırıların bir diğer boyutudur. Son günlerde yine HDP başta olmak üzere,  toplumsal kesimlerin örgütlü gücüne/kurumlarına, demokrat şahsiyetlere, aydınlara, gazetecilere, sanatçılara, akademisyenlere, aynı korkunç  baskılar devam etmektedir. HDP ve bütün legal/demokratik  kurumların çalışma olanakları yok edilmekte, çalışanlarının büyük bir kısmı ya  tutuklanmakta veya çalışamaz duruma düşürülmektedirler. Bütün bu zorbalıkların sonucunda kitlelerin  yaşamsal kaygıları artmakta ve mücadele kabiliyetleri sınırlandırılmaktadır. Eskisi gibi yoğun kitle katılımlarının olduğu gösterilerin yapılamıyor olması, kitlelerde yaratılmış olan bu yaşamsal kaygılardan dolayıdır. Buna rağmen örgütlü çevre ve kesimler, kitlelerin bu ruh halini dikkate alarak, yeni eylem ve etkinlikler planlamaya, daha yaratıcı eylem biçimleri geliştirmeye çalışmaktadırlar. Bu çabaların daha da artırılarak sürdürülmesinin gerekliliği açıktır, ancak konumuzun dışında olduğu için değerlendirilmemiştir.  

Türk devleti bundan önce olduğundan daha yoğun ve kuralsız bir baskı uygulamakta, ayrıca büyük bir yalan makinasıyla toplumu yanlış yönlendirmekte, bir dizi sahte algı oluşturmaktadır. Yaklaşan yerel seçimlerde, hem “çıplak zor” yöntemi en şiddetli biçimde kullanılmakta hem de yalan makinaları olan TV ve gazeteler her türlü alçakça yöntemle algı oluşturmaya çalışmaktadır.  HDP’nin büroları korsanca basılmakta, açlık grevinde bulunanlar zorla gözaltına alınmakta, bütün adaylarına her türlü zorbalık yapılmakta ve bütün bunlara rağmen halk güçlerinin aleyhine bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Bunların hepsi ve daha fazlası doğrudur  ve yakıcı gerçekliklerdir.  Ancak iki gerçeklik daha var ki en az yukarıdaki gerçekler kadar somut ve elle tutulur gerçekliklerdir.

Birinci gerçeklik, bütün bu zulüm dünyasının  mimarı olan egemen faşist diktatörlük ve Erdoğan,  bütün bunları güçlü oldukları için değil, güçsüzlüklerinden dolayı yapmaktadırlar.  İkinci gerçeklik ise, başta Kürtler olmak üzere devrimci/demokratik halk güçleri, bugün, tarihlerinin en güçlü, en örgütlü ve kazanmaya en yakın oldukları bir dönemi yaşamaktadırlar.

O nedenle belirtilen zorluklardan , zorbalıklardan  ve ortamın olumsuzluklarından,  karamsarlık üretmek, ne  doğrudur ve ne de gereklidir. Ayrıca ve özellikle de bu momentte, karamsarlık ve umutsuzluk üretmek hiç kimseye fayda sağlamaz.  

Mevcut durumda ilk olarak yapılması gereken, kazanma perspektifine kilitlenmek, her yeni dünyayı yaratanların yaptığı gibi “göğü fethetme ruhunu” kuşanmaktır. Bu anlamda direnenlerin pratiğine bakmak, onların sesine kulak vermek, söylediklerine dikkat kesilmek ve söylenenlere uygun bir pratik geliştirmek, ilk yapılması gerekendir.

Bugünün ikinci önemli görevi ise, sürecin, sadece zulme karşı direnmek olmadığını, tespit etmek ve bu gerçekliğe dair bir pratik tutum geliştirmektir. Bu anlamda, bugün, “zulmün kalesini yerle bir etme” perspektifiyle hareket etmek, temel görevleri buna göre kavramak ve belirlemek hayati önemdedir. Mevcut durumda görevler, sadece Erdoğan’a ve devlete karşı mücadele etmekle sınırlandırılamaz. Esas olan Erdoğan’ı yıkmayı hedefe koyan bir mücadele plan ve perspektifidir.  

 Üçüncüsü, umutsuzluk, karamsarlık yayan ve üreten hiçbir anlayışa, analize ve yoruma pirim verilmemelidir. Bu türden “yeni ve özgün mücadele yolları bulma arayışları, çoğu zaman yolu kaybetmekle sonuçlandıkları” için bu yaklaşımlarla kitlelerin bilincinin bulanıklaştırılmasına, fırsat ve imkan verilmemelidir.

  Dördüncüsü, demokratik muhalefetin dilinin ve perspektifinin net ve kararlı olması önemlidir. Esneklik ve güç toplama adına, ikircikli, her tarafa çekilebilen, suçluluk duygusuyla malul, mağduriyetten beslenmeye çalışan,  savunmacı yaklaşımlardan medet uman, bir dil, doğru ve dönemin dil’i değildir.

Beşincisi, bütün süreçleri izleyen, an’lık, sürekli ve sistemli tepkiler verebilen politikalar geliştirilebilmelidir. Bu anlamda ilk olarak demokratik muhalefetin her bileşenine karşı sürdürülen baskılara tepki gösterebilecek ve aynı anda ve her defasında tutum alabilen bir mekanizma oluşturulmalıdır.

Altıncısı, uluslararası kamuoyu, sürekli ve sistemli olarak faşizme ve faşist saldırılara  karşı, etkili ve yaygın  bir biçimde bilgilendirilmelidir. Dünya halklarının aktif desteği örgütlendirilmesi de bu anlamda önemli bir görevdir.

Bütün zorluklara rağmen, başta Kürtler olmak üzere,  kadınlar, Aleviler, emekçiler ve tüm ezilenler, yani kısacası demokratik devrimci muhalefet, sanılandan daha önemli avantajlara sahiptir. Siyasal Kürt hareketinin çok yönlü, çok yoğun ve çok çeşitli biçimlerde sürdürdüğü mücadele, devrimci yapı ve kurumların ortaya koyduğu kararlılık, legal/demokratik siyaset ve kurumların  gösterdiği direniş, Alevilerin mücadelesi, uluslararası kamuoyunun ciddi ilgi ve desteği ve en önemlisi, doğabilecek büyük fırsatları, zaferin gerekçesi yapacak güçlü ve yüksek yönetme yeteneği olan  bir örgütlülüğün varlığı, bütün bunlar, kazanmayı sağlayacak olan büyük imkanlar ve değerlerdir.  

Bütün bu gerçekler ortadayken ve bu imkanlardan hareketle tarihi ve hayati önem arz eden kazanmaya kilitlenmek gerekirken, bunun yerine, yüksek analiz adına eksantrik tahlillerle, kaotik komplo teorileriyle  toplumun bilincini bulandırmak, bugününün ruhuna uygun değildir.

  Türk devletinin, Kürt halkının ve Türkiye demokratik muhalefet güçlerinin, siyasal tarihlerinden özgün bir dönem yaşandığı, yukarıda belirtilmişti, vurgu olması için bir kez daha belirtmiş olalım. Bu nedenle bu dönemin karakteristik özelliği, demokratik muhalefet güçlerinin kazanmasının, faşizmin, ırkçılığın ve gericiliğin kaybetmesinin yaşandığı bir dönem olmasıdır. Bu somut ve hayati gerçeklik, bilince çıkartılamaz, ülkenin, bölgenin ve dünyanın gidişatı, bu gerçekliğin ışığında anlaşılamazsa, geleceği öngörmek mümkün değildir. Gelecek öngörülemezse,  mücadele etmek ve mücadeleyi  kazanmak  için gerekli enerji açığa çıkartmak mümkün olmaz.

Halbuki tarih, fırsat ve imkan sunuyor ve emrediyor; kazanabilirsiniz. Onun için “mutlaka ve bugün kazanacağız” diyerek ve dönemin ruhuna uygun  bir atılımcı ruhla mücadeleye dahil olmak günün görevidir.  .

Aziz Tunç
Aziz Tunçaziztunc@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.