SON DAKİKA

Ne çok şey öğreniyoruz bu hayatta – Erhan Sezer yazdı

Bu haber 21 Mayıs 2019 - 8:00 'de eklendi.

Hayatın içinde ve hayatın bahşettikleri ile büyüdükçe, tecrübelerimizin ışığında yeni şeyler öğreniyor ve öğrendiklerimizin bir kısmını bilinçaltımızda saklıyoruz. Bunlar son derece basit şeyler de olabilir yahut düşüncelerimize keskin bir dönüş veren kritik olaylar da. Yaşadığımız her olay, az ya da çok üzerimizde bazı izler bırakır. Örneğin, gözlerini dünyaya açtıktan okula gitmek için beklenen yaşa ulaşana dek anadili olarak bildiği Kürt dilinin aslında yasaklı bir dil olduğunu öğrenen ve ilk öğrenim hayatında öğretmeninden yediği bir tokatla bunu asla unutmayacak şekilde belleğine kazıyan bir Kürt çocuğunun henüz o yaşlarda içinde komplike bir duygu taşıması gibi.

O, okuma ve yazmayı öğrenmeden evvel devlet denilen aygıtın katı kuralları ile tanışmış, kendisini ifade etmek için kullandığı anadilinin yüzünde patlayan bir tokada değecek kadar tehlikeli olduğu idrakine varmıştır. Ona sunulan yahut dayatılan tek şey, resmi otoritenin uygun gördüğü dili öğrenmesi, onunla her işini görmesi ve kendi anadili ile olan bağlarını zayıflatmasıdır. Şimdiden batıdaki emsallerinin çok gerisinde bir eğitim hayatına başlayarak, öncelikle eğitim alması için şart koşulan dili öğrenmesi ve bu dili kullanarak topluma seslenmesi gerekmektedir… Kavramları ve duyguları yeni yeni tanımaya başlayan bu yaştaki bir çocuğun hayata dair ilk sınavının yasaklar olması trajiktir. Onun hayattan öğrendiği ilk bilgi de budur. Haklı bile olsa yasağı delmenin bedeli, suratta patlayan sert bir tokat…

Elbette hayattan alınacak çok şey vardır. Ömrü hapishane kapılarında beklemekle geçmiş, yüreğinde yer edinen kaygıyı gözlerinde büyütüp, ak renkte saçlarını beyaz bir tülbente sararak yollara düşmüş ve çocukları yaşındaki üniformalı memurların hayasızca şiddetine maruz kalmış anaların ağıtlarına tanıktır topraklarımız. Barışa ve yaşama dönük çağrılarında koca bir hayatın yaşanmış tecrübesi vardır. Her kelimeleri hüzne çağrışım yapsa da yine de umuttan sakınmaz… Onların dizlerinin dibine oturursunuz. Onları izler ve dinlersiniz. Ellerinde taşıdıkları fotoğraflarda kimisinin evladı, kimisinin kardeşi, kimisinin çocukluk arkadaşı olan insanlar vardır. Yıllardır bir umut arar dururlar onlardan geriye kalan tek bir hatırayı kucaklamak için. Ve fakat, otoritenin bir Kürt çocuğuna verdiği katı ders onlar için de geçerlidir. Zira hak aramak yasaktır. Seksen yaşında yüreği yaslı bir anne bile olsanız otoritenin zorbalığı sizi zulmünden muaf tutmayacaktır.

Ne çok şey öğreniyoruz bu hayatta değil mi?

Kitapları kendisine rehber edinen, hayatı boyunca doğruyu ve güzeli arayan, çok sevdiği ülkesinin kötüye giden gidişatına üzülüp, arada bir başını uzatarak,’neler oluyor?’ diye soran ve sırf otorite ile aynı fikirde değil diye fişlenip, işinden, mesleğinden edilen bir insandan beklediğimiz, söz konusu haksızlığı kabullenip, sessizce kendi köşesine çekilmesi değildir elbette. Çünkü onun hayattan öğrendiği bundan fazlasıdır. O, ayağa kalkıp silkelenecek, olduğundan daha fazla kararlı görünecek ve kendisine bu haksızlığı reva görenlerle mücadele edip, adaletsizliğe karşı susmadığını, asla da susmayacağını gösterecektir… Bir insanın hayattan aldığı aynı zamanda onun kişiliğine katılmış bir harçtır. Bu harç, umuttan, inançtan ve dirençten ibaretse, o kişinin sırtını hangi zorba yere getirebilir?

Yine de bazı hikayelerin sözcüklerle tahrif edilme olanağı yoktur. Zamanın kötüye çaldığı bir anda, kaba saba elleri ile kendisine dokunan bir adama ürken gözlerle bakar yedi yaşında bir kız çocuğu. Ne yapması, nasıl tepki vermesi gerektiğini bilmez. Çünkü henüz kötülüğü tanımamış, insan denilen yaratığın kötülükte nasıl sınırları aştığına tanık olmamıştır. Onun hayattan alacağı bu korkunç tecrübe, kuşkusuz ilerideki tercihlerinde belirgin bir rol oynayacak; kendisine vereceği değer ve ilgi, onu bu bağlamda bir noktaya taşıyacaktır. “Ölülerin sahibi kördür..” der Cegerxwîn Agır û Pirûsk isimli şiirinde. Belki de o, içinde öldürülen bir çocukluğun geçmişini taşıyarak hayata ve onun verdiklerine bundan sonra daima bu kuşku ile yaklaşacaktır.Belki de bedenini ölüm orucuna yatırmış bir yürekte hayat bulur umut dediğimiz o şiirsel ezgi. Günden güne tükenen halinde derman kalmasa da, gözlerin ışığında hep bir iyimserlik vardır. İnsanın insana zulmetmediği, inançların ve kimliklerin özgür bırakıldığı, zorbalığın ve savaş çılgınlığının unutulduğu bir geleceğe çağrıdır bir bakıma ölüme yaklaşılan o her saat.

Yahut sürgündesin. Ülkenden çok uzakta, yazdığın dille hiç alakası olmayan bir yerde gözlerin belki de uzakla dalmış, çocukluğunun geçtiği sokakları özlüyorsundur. İçinde bir öfke hep var. Haksızlığa uğradığını düşünüyor, çok şey anlatmak istiyor, ama sıra konuşmaya gelince tıpkı bir çocuk gibi bocalamaya başlıyorsun. Bahar gelmiş, çiçekler açmış, gün ışımış, ne fayda! İçinden geldiği gibi gülemiyorsun bile. Aklın hep geride bıraktığın ülkende. İçin içini yiyor. Ne vakit ülkende bir haksızlık peyda olsa bu en fazla sana dokunuyor. Yediremiyorsun kendine. Toprağın ve insanın artık yeter dediği bu zamanda bunca haksızlık ve adaletsizlik yüreğine fazla geliyor çünkü!

Ne çok şey öğreniyoruz bu hayatta! Aşkı da nefreti de. Doğruyu da yanlışı da. Umudu da umutsuzluğu da… Korkaklığı da cesareti de…

Erhan SEZER
Toronto

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.