SON DAKİKA

Mustafa Sarıtaş: Her zaman iyiler kazanmaz belki ama kötüler mutlaka kaybeder!

Bu haber 03 Aralık 2018 - 21:40 'de eklendi ve kez görüntülendi.

FERSUDE – Gazete Fersude Psikoloji Söyleşileri serisi Radyo programcısı, Tiyatro oyuncusu ve yazarı Mustafa Sarıtaş ile devam ediyor.

Kendisinden bahsederken “İyi bir insan olma yolunda iyi adımlarla ilerleyen, iyiliğe talip, genelde neşeli, bazen öfkeli, oldukça sabırlı, mütemadiyen merhametli, gözyaşını içinde saklayan özgür ruhlu unutkan insan.” diyen Mustafa Sarıtaş, Gazete Fersude’den Yasemin Akkaya’nın sorularını yanıtladı.

 

Fersude Psikoloji Söyleşileri’nin 10 Soru 10 Cevap serisinde Yasemin Akkaya’nın bu haftaki konuğu,  Radyo programcısı, Tiyatro oyuncusu ve yazarı Mustafa Sarıtaş

 

1. Hayatınızda asla unutamadığınız ve sizin için en etkileyici olay neydi tam olarak?

Aslında unutkanlık seviyesi ortalamanın üzerinde seyreden birisi olarak bu soruya doğru cevabı verememekten endişe ediyorum. Anahtar unutmak ya da kaybetmek konusunda mahir olduğumu söyleyebilirim. Bir dönem çilingirlerin gözdesi ve geçim kaynaklarından biriydim mesela. 🙂

Elbette asla unutmam dediğim birçok anı birikti zihin defterimde. Üzeri tozlanmış ve yıllanmış hatıralarım da var, hala dumanı üstünde, tadı damağımda ya da henüz ağrısı dinmemiş yaşanmışlıklarım da… İnsan hayatta her şeyi yaşamaya hazır olmalı. Zira yaşıyor her şeyi… Mesela hiç hesapta yokken, aklının ucundan bile geçmezken bir anda ülkenden vazgeçebiliyorsun! İnsan hayatta her an düşmeye hazır olmalı. Zira düşüyor sık sık. Mesela yıllık planda, yapılacaklar listesinde olmamasına rağmen günün birinde anadan babadan kardeşten vatandan ayrı düşebiliyorsun. Peki neden? Aslında bunun bir tek sebebi var. Gücü elinde tutan zihniyetle ayrı düşünmek, gücün güçlünün önünde diz çökmemek. Onurunu, insanlığını, özgürlüğünü ayaklar altında çiğnetmeme uğruna her şeyi geride bırakıp hayallerini ve umutlarını bir bavula sığdırıp yola koyulmak… Kendi adıma ah-u vah edip isyan etmemekle beraber hala yaşıyor olduğum bu zoraki göç süreci sanırım hayatımın unutulmazları arasında şimdiden yerini almıştır bile.

2. Bu unutamadığınız olayla nasıl başa çıktınız nasıl savaştınız?Öncelikle şunu söylemem lazım. Yaşadıklarım benimle aynı kaderi yaşayan insanların yaşadıklarıyla kıyaslandığında zulüm deryasında bir avuç su eder mi bilmiyorum. Ama yine de birçok insanın üstesinden gelemeyeceği bir süreç yaşamış da olabilirim. Beni yakından tanıyan insanlar genelde psikolojik harpte başarılı olduğumu söylüyorlar. Kendimi ikna etme konusunda fena değilim sanırım. Sorunuza dönecek olursak ki dönelim, Cahit Sıtkı Tarancı’nın yolun yarısı olarak gördüğü bir yaşta her şeyi geride bırakıp hayatı sıfırlamak, yeni bir dile, yeni bir kültüre, yeni bir para birimine, ambalajını ilk defa gördüğün yeni yiyecek ve içeceklere, farklı tadlara, farklı bir iklime alışmak elbette kolay değil. Zaman zaman neredeyim ben, napıyorum burada gibi sorular sorduğum oldu kendime. Ama o sorulara takılıp kalmadım hiç bir zaman. Bir defa bu bir tercih değil zorunluluktu. Yani bütün bu yaşadıklarımız aslında biraz da kaderin karşımıza dikilip “Üzgünüm dostum ama hayat tepeden tırnağa senin tasarlayıp dilediğin gibi at koşturabileceğin bir parkur değil” diyerek kendini hatırlatmasıydı. Önemli olan bunun farkına varmak. Bu insanı rahatlatan da bir farkındalık aslında. Şunu anlıyorsun, benim iradem ve tercihlerim hayatımı nerede, nasıl, kimlerle ve hangi şartlar altında sürdürebileceğim konusunda tamamen etkisiz eleman. Ama benim iradem ve tercihlerim iyi, erdemli, onurlu, omurgalı bir hayat sürme konusunda tam yetkili merci.

Yaşadığım durumla başa çıkmada temel dayanaklarımdan biri bu argümandı diyebilirim.

3. Hayat felsefeniz ve size moral veren şeyler nelerdir tam olarak?Çok sık tekrar ettiğim bir söz var.
“Şükür en büyük huzur ve mutluluk limanıdır.” Bu sözü çok sık tekrar ediyorum, çünkü birilerine faydası olabilir mi, birilerini motive edebilir mi sorusunun cevabını bilmemekle beraber bu sözün bana iyi geldiğini çok iyi biliyorum.

Ve mizah… Onsuz bir hayat yumurtasız menemen gibi benim için. Menemen demişken, bekar evinde yaşadığımız yıllarda ismini verip kendisini rencide etmek istemediğim bir arkadaş sabahın köründe ısrarla bizi uyandırıp “Hadi kalkın abi bir menemen yapmışım parmaklarınızı yersiniz” deyip bizi sofraya oturtmuştu. Ve tavada sadece haşlanmış domates ve biber vardı. İyi de bu menemenin yumurtası nerede diye sorduğumuzda “Aaa pardon abi ya unutmuşum” demişti. Parmaklarımızı yemedik ama kafayı yiyebilirdik. Menemen dediğin zaten kaç malzemeden yapılıyordu ki yumurtayı unutmuştu. 🙂 Ama mizah denilen şey de zaten tam olarak burada ortaya çıkıyor. Uykunun en tatlı yerinde yumurtasız menemen için uyandırılmak kimileri için kavga kimileri içinse kahkaha sebebidir. İşte biz bu durumlarda kah kaha atmayı tercih edenlerdeniz. Bardağın dolu ya da boş tarafını görmek konulu bir mesaj verecek değilim. Zaten bu yaşıma kadar bardağın boş tarafını sorun yapan birini de görmedim. Ama insan her şartta ve durumda kendisine iyi gelecek, seratonin rezervlerini artıracak, yüz kaslarını hareket ettirecek bir detay yakalayabilir.

Ve tabi ki iyi insanlar, iyi dostlar. İyilerle birlikte kalamayan insanların iyi kalması da pek mümkün değildir sanırım. Hele ki kötülüğün ve kötülerin altın devrini yaşadığı şu dönemde! İyilikte, iyi kalmakta ısrar etmeli insan. Her insan ömrünün bir döneminde iyilik çorbasına tuz biber atmış olabilir ama mühim olan iyi olmak değil, iyi kalmak ve iyi ölmektir.4. Elinizde olsa ilk olarak adalet sisteminde neleri değiştirmek isterdiniz?

Aslında bu soru günümüz Türkiye’sinde devenin boynundaki eğriliğe çözüm aramak gibi bir şey. Neresini düzeltelim, nereden başlayalım ki? Bir defa adalet dediğimiz şey herkese eşit mesafede duran herkesin de ona eşit mesafede durduğu bir sistem olmalı. Gücü eline geçirenin rafa kaldıramayacağı kadar ağırlığı olan sistemin adıdır adalet! Kurşun geçirmez yelek giyen insan tehlikeli sularda gezmeye daha rahat cüret eder. İşte bizde de milletvekili, bakan, başbakan, Cumhurbaşkanı zırhını üzerine giyenler adalet karşısında daha cüretkar olabiliyor. Bu zırhı genelde suçlarını gizlemek, satın alamadıkları dürüst insanları susturmak, rakiplerini ezip geçmek için bir kalkan bir kılıç olarak kullanıyorlar.
“Elinizde olsa adalet sisteminde neleri değiştirmek isterdiniz?” diye sormuştunuz. Sorunuza cevap olur mu bilmem ama bugünün Türkiye’sinde siyasetin kapı kuluna dönüşmüş adalet sistemini kısa vadede adam etmek için ne yazık ki sihirli değnekten çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Üzgünüm. 🙂

5. Kadına Şiddet ülkenin en önemli sorunu ama azalmak yerine hep bir artım var; bununla nasıl başa çıkabiliriz neler yapmalıyız?Ülkemizde bariz bir adamlık sendromu yaşanıyor. Nargile kafelerden yükselen dumanlar vasıtasıyla ülkenin dört bir tarafına dağılan bir virüs sanki bu. Ağdalı cümlelerle, harflerin üzerine basa basa “Benim annem de bir kadındı, kadınlar bizim için kutsaldır” deyip perde arkasında kadınların canına okuyan, kutsalını (!) ayakları altına alan zombiler türedi dört bir yanda. Belinde emanetle dolaşan, anne ve babasının içi cız ede ede emanet ettiği kızına eşya muamelesi yapan tuhaf bir vampir türü. “Senin karın olduğunu bilmiyordum al beni vur” diye ahlaksızlığını silahla örtmeye çalışan, çok enteresan kırmızı çizgileri olan, kareli çizgili ekose ceket giyen çok acayip adamlar bunlar! Güçlünün zayıfı ezdiği bir düzende yaşıyorsanız ve bu düzende hukuk orkestra şefi değil de sadece bir enstrümansa kadın da, yaşlı da, çocuk da, hayvan da, muhalif de ezilenler safındaki yerini alıyor ve tüm bu insanlık dışı uygulamalar sıradanlaşıyor. En tehlikelisi de bu zaten! Zulmün, adaletsizliğin, acının, gözyaşının sıradanlaşıp halkın tüm bu olanlar karşısında hissizleşmesi ve hatta zulme alkış tutması. Bence bugün ülkede tam olarak yaşanan bu aslında.

6. Psikolojik destek olmanız gerekirse buradan bu sohbetimizi okuyan insanlara neler demek isterdiniz?Çok klasik olacak ama umutlarını hep taze tutsunlar. Her zaman iyiler kazanmaz belki ama kötüler mutlaka kaybeder! Umut tacirliği yapmıyorum, bu tavsiyenin bana kazandırdığı maddi hiçbir kar payı da yok ayrıca. 🙂 Kendilerini çok yorgun ve tükenmiş hisseden bazı dostlar “Yıllardan beri aynı sözleri duymaktan bıktık, hiçbir şeyin biteceği, düzeleceği falan yok” diyebilir ki zaman zaman bu tür tepkiler duyuyoruz. Peki diyelim ki motorları maviliklere süreceğimiz o güneşli güzel günleri biz göremeyeceğiz ama bizim çocuklarımız, gelecek nesiller görebilecek. Onlar adına mücadele etmenin, umudunu taze tutmanın neresi kötü? Bunun için yaşamaya, hayata tutunmaya değmez mi? 🙂

7. Hayatınızda dönüm noktası olarak belirlediğiniz bir dönem var mı? varsa nedir?Lise son sınıfta mezuniyet gecesinin organize işleri ve moderatörlük görevi sınıfın ortak kararı ve müdür yardımcısının emriyle bana verilmişti. Hani her sınıfta mutlaka öğretmenlerin ya da arkadaşların komik yanlarını, karakteristik özelliklerini keşfedip herkese kahkaha attıran birisi vardır ya? Sanırım bizim sınıfta o kişi bendim. İlk başta nerden aldım bu belayı başıma diye hayıflandığım bu görevin başıma gelen en güzel şey olduğunu zaman içinde daha iyi anladım. Zira mezuniyet gecesinde yuttuğum o ilk sahne tozu ve mikrofonla tanışmam çok uzun yıllar sürecek bir serüvenin de temel taşları oldu benim için. Radyo programı yapmak, skeç yazmak, tiyatro oynamak, tiyatro oyunu yazmak yönetmek ve tiyatro öğretmenliği yapmak… Galiba her biri benim için ayrı bir şükür sebebi.

8. Mutlu olmak için en çok neye ihtiyacımız var?

Hepimizin mutlu olmaya ihtiyacı olduğu kesin ama herkesin mutluluk anlayışı çok farklı olduğu için herkese iyi gelecek bir mutluluk reçetesi sunmak da hiç kolay olmasa gerek. Dolayısıyla ben sadece “Mustafa Sarıtaş mutlu olmak için neye ihtiyaç duyuyor?” sorusuna cevap verebilirim. Bir defa özgürlüğüne çok düşkün bir insanım. Özgür düşünüp özgür yaşamak olmazsa olmazlarım, vazgeçilmezlerim arasında ilk sıradaki yerini her daim korur. Asi bir kişilik olmamakla beraber hayatımın hiç bir döneminde herhangi bir yere bağlı zincirlerim, prangalarım olmadı. İşte bu benim için çok kıymetli ve mutluluğun ta kendisi. Küçük çocuklar gibi gökyüzünün kızıllığında ardından iz bırakarak süzülen uçakları uzun uzun seyretmek hala en sevdiğim hobilerim arasındadır. Daha ortaokul yıllarında onlarca güvercinim vardı. Bilenler bilir, güvercinleri gökyüzünde süzülüp takla atarken izlemek muhteşem bir duygudur. Uçurtmanın ipinden tutup saatlerce gökyüzünde salınışını izlemek kimilerine göre çok sıkıcı olabilir ama benim için her bir dakikası dolu dolu yaşanan çok özel anlardır. Özgürlüğün paha biçilemez bir değer olduğuna inananlardanım. Uğruna ağır bedellerin ödendiği kıymeti kendinden menkul çok yüce bir değerdir özgürlük. Braveheart filminde gördüğü türlü işkencelerin ardından af dileyip hayatta kalabilecekken son nefeste ÖZGÜRLÜK çığlığı atan William Wallace kimi etkilememiştir ki? Nelson Mandela’nın o harika sözünü hatırlamadan da geçmeyelim. “Özgürlük için gökyüzünü satın almanıza gerek yok. Ruhunuzu satmayın yeter.” Selam olsun ruhunu satmayan o güzel insanlara…

9. psikolojik olarak cahil insanlarla nasıl iletişime geçiyorsunuz onlarla nasıl bir savaşın içindesiniz?Cehalet, mücadelesi en zor alanlardan biri sanırım. Cahil insanlar genelde saplantılı, cüretkar ve fanatik olurlar. Farklı fikirlere kapalı, ikna edilmesi çok zor insanlardır. Tecrübeyle sabit olduğu için söylüyorum. Akraban da olsa, arkadaşın komşun da olsa dünyanın üçgen olmadığını anlatmak gibi basit bir tartışmanın sonunda bile bir adım yol alamadığını görmek insanı kahrediyor. Bu yüzden cahillerle mücadele etmek ya da onları ikna etmek yerine (sinek bataklık denkleminde olduğu gibi) cehaletle mücadele etmek en doğru yöntem gibi geliyor bana.

Bir eğitim sistemimiz var mı bilmiyorum ama varsa da bu sistem adeta insanların cahil kalması için tasarlanmış sanki. Sorgulamayan, araştırmayan, gazetelerin sadece resimlerine ve manşetine bakan, büyük harflerle konuşan, slogan atarak yaşayan kompleksli bir toplum birilerinin işine geliyor. Dilediği gibi yönetip istediği gibi at koşturmak isteyenler bu kitlenin hep var olmasını istiyor. Malesef bu kitleyle mücadele etmenin ne derece zor olduğunu bir süredir bizzat yaşayarak tecrübe ediyoruz. Ne zaman nasıl düzelir bilemem ama günün birinde adalet heykeli düştüğü yerden kalkıp terazisini ve kılıcını yeniden eline alabilirse ondan sonra yapılacak ilk iş tarihin en büyük eğitim seferberliğini başlatmak olmalıdır.
10. aslında kimsiniz?İyi bir insan olma yolunda iyi adımlarla ilerleyen, iyiliğe talip, genelde neşeli, bazen öfkeli, oldukça sabırlı, mütemadiyen merhametli, gözyaşını içinde saklayan özgür ruhlu unutkan insan.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.