SON DAKİKA

Mülteci – Erhan Sezer Yazdı

Bu haber 17 Aralık 2018 - 0:01 'de eklendi.

Mülteci…

 

Tek bir kelime. Yazılması ve okunması son derece kolay. Peki, içinde taşıdığı anlam? Ya onu tıpkı bir etiket gibi gittikleri ülkelerde yıllarca üzerinde taşıyan insanların gözlerindeki dilsiz kederin anlamı?

 

Bazen sözcüklerin bir şeyleri anlatmakta yetersiz kaldığını düşünürüm. Çünkü öyle anlar geliyor ki, söz konusu meseleyi insana anlatma görevini yalnızca bakışların sırrında yatan duygular üstleniyor ve bize bundan ne anlamamız gerektiğini bir tek bu duygular anlatıyor.

 

Korkunç acılardan geçen ülkelerden geliyor bu insanlar! Çoğu, savaşın yaşamda yarattığı yıkımlara birebir tanık olmuş. Yakınlarını kaybetmişler, evlerini, işlerini, yarınlarını ve belki de en önemlisi umutlarını… Dünyanın ülkelerinde dolanmak, içlerinden birisinin kendisine sığınma hakkı tanımasını dilemek, bu minvalde zamanın güç rüzgarlarına karşı durup, ayakta kalabilmeyi başarmak. İnsanlarından uzak, vatanından ve dilinden kopuk bir hayatın içinde bocalayıp, yine de küçük bir ümitle hayata yeniden başlamak için devamlı atılımda bulunmak…

 

Dünya gittikçe daha acımasız bir yer olmaya başlıyor. Gün geçmiyor ki dünyanın bir yerinde haksızlığa uğratılmış, öldürülmüş, tecavüz edilmiş, umutları çalınmış insan öyküleri okumayalım. Hangi insanı dinlesek, hangi taşın altına baksak, gözlerimizi yaşamın içinde ne tarafa çevirsek, daima bizleri huzursuzluğa iten bir şeyler keşfetmemiz mümkün oluyor. Bu olup bitenleri görmezden gelip, hayatımıza hiçbir şey olmamış gibi de devam edebilir yahut dünyanın sorunlarına kafa yorup, insanlık değerlerinin gelişimine yönelik bu iğreti saldırılara dur da diyebiliriz. Bu, tamamen kendi içimizde hesabını yaptığımız ve inandığımız muhakemenin gücüne ve donanımına bağlıdır.

Bu satırları yazarken Portekiz edebiyatının unutulmaz ozanı Fernando Pessoa’nın bir sözü geliyor aklıma;

 

“Kimseyle alay etme, kimseyi küçük düşürme, kalbinin en ücra köşesinde bile yapma bunu. İnsan yaşamı alaya alınmayacak kadar hüzünlü ve ciddidir…”

 

Bir insanı yargılarken çoğu zaman kendi payımıza hataya düştüğümüz anlar olur. Çünkü yaptığımız yargılamaların önemli bir kısmı, gözlerimize göründüğü kadarının bir sonucu olmaktan öteye gitmiyor. Söz konusu kişinin görünümü, duruşu, hareketleri, hatta ten rengi, milliyeti ve dini bile bir yargılamada hükme varmamız ve o kişiye kesin bir hüküm vermemiz için yeterlidir. Oysaki bunun çok ötesinde yatan hikayeler vardır ve bizler bunu öğrenmek için bir adım bile atmayız.

 

Milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yapan bir ülkeden geliyorum. Daha düne kadar yabancı bir kimlik altında vatanından uzakta bir ülkede yaşamanın nasıl bir his olduğunu bilmezdim. Ama insan bazı şeyleri görerek ve yaşayarak öğrenince, öğrendikleri zihninde daha kalıcı bir iz bırakıyor meğerse… Dün Türkiye’de, kendi ülkemde yaşarken, kendilerini solcu olarak gören çevremdeki bazı arkadaşlarımın Suriyelilere yönelik öfkeye, kimi zaman da ırkçılığa varan yaklaşımlarına tanık olur ve bundan üzüntü duyardım. Bu yönde tepki gösteren arkadaş çevremi anlıyordum. Sonuçta kendi kendine yetebilen bir ülke değildik ve sorunlarımız çözülmüş de sayılmazdı. Ama diğer taraftan ülkelerini, dillerini, kültürlerini ve yaşam biçimlerini bırakıp, yabancı bir ülkeye gelmek zorunda kalan o insanları da anlıyordum. Kendilerinin başlatmadıkları alçakça bir savaştı bu…

 

Kendi ülkemin de dahil olduğu dünya ülkeleri, Suriye üzerinde pek çok planlar yapıp, planlar bozdu. Para, petrol, silah ve uyuşturucu trafiği bu süreçte hiç olmadığı kadar arttı. Yüzlerce, hatta binlerce silahlı terör grupları türedi. Dünyada ne kadar kan dökmeye hazır canavar güruh varsa Suriye topraklarına gelip, kendilerine vaat edilen şeyler için can aldılar. Daha on yaşına gelmemiş kız çocukları, çember sakallı, iğreti görünüşlü, cahil mollaların koyunlarında bekaretlerini ve çocukluklarını kaybetti. Diğer taraftan eli kalem tutması gereken erkek çocukları askeri kamplara alındı, ellerine neredeyse boylarına kadar gelen silahlar verildi ve onlara insan öldürme dersleri anlatıldı… Ve yazmaya elimin gitmediği nice vahşi olaylar, Musa’yı, İsa’yı ve Muhammed’i dünyaya peygamber olarak göndererek, onların aracılığı ile insanlığın içinde bulunduğu kötücül durumun düzeltilmesini bekleyen Tanrının gözleri önünde oldu…

 

Ben dünyanın sanıldığı gibi komplike olduğuna inanmıyorum. Dünyamızda farklı dinden, kimlikten, kültürden, inanıştan milletler olsa da benim nazarımda insanları ikiye ayıran tek şey, iyi ya da kötü olmaları. İyiliğin durmadan yara aldığı, namuslu insanların artık demode bir anlayışla değerlendirildiği, iyilik yapmanın gün geçtikçe nadir bir özellik kazandığı bu kötücül çağın farkında olsam da, büyük yazarımız Yaşar Kemal’in de dediği gibi, belki bir yerlerde, bir köşelerde kuş alıp salıverecek kadar yüreği yufka birkaç insan kalmıştır, kim bilir belki…

 

Yine dönüp dolaşıp aynı sözcük üzerinde duruyoruz;

 

Mülteci…

Limitin üzerinde bir sayı ile köhnemiş botlara binip, azgın sularla boğuşarak Avrupa ülkelerinden birilerinin kapısını zorlayan ve artık bu anlamda her şeyi çaresizce ardında bırakıp, incitici bir kimlik altında yaşamayı göze alan bu insanların hikayeleri kuşkusuz tek bir kelimeye sığmayacak kadar insanlığı yakından ilgilendiriyor. Eğer insanlık olarak gelecek adına bir şeylerin iyi yönde değişmesini istiyorsak, insanları yargılamadan önce onlara kulak vermeli, hikayelerini sonuna kadar dinlemeli ve dünyanın kötü yöneticilere bırakılmayacak kadar güzel olduğu hakikatini tümüyle sahiplenmeliyiz…

 

 

Evet, tüm zerrelerimizle istemeliyiz ‘adaletin’ dünyanın her yerinde bulması idealizmini…

 

Erhan SEZER

Toronto

Erhan Sezer
Erhan Sezererhansezer@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.