SON DAKİKA

Mezopotamya Su Forumu – Ercan Ayboğa yazdı

Bu haber 02 Nisan 2019 - 15:56 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Suyun hegemonya kurmak için bir silah olarak kullanılmaması gerektiğini yaymak istiyoruz halklarımıza. Su barışın aracı olsun diyeceğiz. Su varlıklarının böyle tahrip edilip kirletilmesinin, anti-demokratik karar alma mekanizmaların da sonucu olduğunu vurgulayacağız. Buna karşı demokratik-ekolojik su havza koordinasyonları oluşturmamız lazım.

“Su hayattır” veya “Su gibi aziz ol” gibi sözlerini hayatımızda çok duymuşuzdur. Son yıllarda Ilısu, Silvan ve Dersim’deki yıkım ve sömürü getiren barajlara karşı toplumsal mücadelelerin de etkisiyle bu daha da sıklaştı. Bunun sonucu “Su boşa akmasın” sözünü sorgulamaya başladı bir çoğumuz. Doğa ve doğal yaşamın, doğal su varlıkları olmaksızın mümkün olmayacağı bilincine de bir çoğumuz vardı. Suyun kültürel ve manevi boyutunu anlamaya çalışanlar da çoğaldı.

Kürdistan’da özgürlük ve dayanışma için mücadele edenler, su varlıkları ve bütünen doğanın savunulması, onlarla tekrar dengeli bir yaşam kurulması gerektiği bilincine 2000’li yıllarla varmaya başladığı zaman, neo-liberalizmin de etkisiyle doğa hiç bir zaman olmadığı kadar saldırı altına girdi. Devletler, irili ve ufaklı şirketlerle birlikte doğayı ve onun unsurlarını sınırsız şekilde rant olarak görmeye başladılar. –ekonominin ne pahasına olursa olsun ‘büyümesi ve kalkınması’ gerekiyordu- Mezopotamya, Anadolu ve İran coğrafyasında binlerce HES’li veya HES’siz barajlar da bunun ifadesiydi.

Su hem azalıyor hem kirleniyor

Sulara, ormanlara, toprağa, toprağın altına tarihte olmadığı kadar bir saldırı yaşıyoruz bu dönemde. Son 20 yılda, teknik ve mali imkanların da artmasıyla çiftçilerin bir çoğu kontrol ve lisans olmaksızın yer altındaki suları daha fazla üretmek için aşırı derecede çekiyor. Aynı zamanda çevremizin kirliliği de artıyor. Bunun içinde akarsuların kirliliği önemli rol alıyor. Su krizinden bahsedince sorun sadece suların azalması değil, kirlilik de onun kadar suya erişimde zorlayıcı faktör.

Bunun üstüne küresel düzeyde yaşanan iklim değişikliği de kendisini gittikçe göstererek sorun ve çatışmaları derinleştiriyor. Bütün Mezopotamya coğrafyası dahil Ortadoğu’da yağışta 1999 yılından beri yüzde 10 düşüş söz konusu. Bu düşüşün yüzde 25’i aşması birkaç düzine yıl içinde bekleniyor. Ama devletler bunu görmezden gelerek, projelerini eski su debileri varmış gibi hayata geçirmeye çalışıyorlar.

Savaşın yarattığı tahribat

Mezopotamya deyince savaşları da asla unutmamak gerek. Bütün Mezopotamya bölgesi ya sürekli savaş yaşıyor ya da hep savaş eşiğinde bulunuyor. Savaş, ölüm ve zorla göçün dışında milyonlarca kez atılan bomba, kimyasal silah, yanan veya sızan petrol kuyuları, etrafa atılan çöpler, yanan ormanlar ve tarım alanları ve kirletilen akarsular demek.

Demokrasi ve özgürlük de yok Mezopotamya’da. Bir istisna var, o da Rojava/Kuzey Suriye’dir. Fakat burası da sürekli işgal saldırıları ile karşı karşıya ve ambargo ile kıtlıklar içinde müthiş direniş göstererek ayakta kalmaya çalışırken, bütün devletlerin “kontrollü ambargosuyla” karşı karşıya. Bunu aşmak için halkların dayanışması varsa da çok eksik. Demokrasi olmayınca kararlar tek merkezden kimseye danışılmadan alınıyor.

Barajlar hegemonya aracı

Barajlar TC ve kısmen İran devleti tarafından hegemonya aracı olarak 90’lı yıllardan beri kullanılmaktadır. Genelde kamuoyunda ses çıkarmayarak bunu yaparlar, ama 1998’de Suriye’ye karşı olduğu gibi bunu açık tehdit haline de getirebilirler (Bunun sonucu PKK lideri Abdullah Öcalan Suriye’yi terk etmek zorunda kaldı).

DAİŞ suyu silah olarak kullandı

Tarihin en zalim terör örgütlerinden biri olarak 2013 yılında DAİŞ/İŞİD adıyla ortaya çıkan örgüt bunu çok daha ileri bir noktaya taşıyarak suları akış aşağı bölgelere ya tamamen kesti ya da suyun baraj kapaklarını kapatarak taşkınlara neden oldu. Su hiçbir zaman bu şekilde doğrudan silah olarak kullanılmadı. Genel olarak Suriye ve Irak’taki savaşta su kaynaklarına ve baraj gibi su yapılarına sahip olmak önemli bir hedef haline geldi.

Mezopotamya’da anlaşma yok

Demokrasiden uzak, diktatör, dört ulus-devleti arasında on yıllardır görüşmeler yapılsa da nehirler konusunda karşılıklı uzlaşı sonucu anlaşma yok. İki devlet arasında protokol veya bir anlaşma olabiliyor zaman zaman, ama bunlar geçici formüller ve bazen pek de yerine getirilmiyor. Dünyanın çoğunda ‘sınırları aşan’ nehirler için (Nil de buna dahil) devletler anlaşabilirken Mezopotamya için bu hiç de geçerli değil.

Tahakküm değil kardeşlik aracı

Böylesi bir ortamda Mezopotamya Su Forumu’nu düzenliyoruz. Aslında su etrafında Mezopotamya düzeyinde demokrasi ve eşitlik temelinde siyasi ve sivil aktörleri bir araya getirme fikri yıllardır değişik kesimlerce ifade edildiği için Mezopotamya Su Forumu çok yeni bir fikir değildir. Kürt Özgürlük Hareketi bunlar arasında belki de en çok fikirleriyle ön plana çıkıyor; çünkü özgürlük hareketi sadece devletler arasında bir anlaşmadan bahsetmiyor, daha çok halkların, yerel toplulukların ve sivil toplum kuruluşların su uzlaşısını öneriyor.

Suyun tahakküm aracı olarak değil de halkların kardeşliğini geliştiren bir olgu olarak görülmesini dile getiriyor. Bu sözlerin lafta kalmadığını, bazı eksikliklere rağmen Kuzey Kürdistan’daki yerel yönetim ve Rojava’daki bölgesel yönetim pratiği çabasından anlayabiliyoruz. Bu fikirleriyle yıllardır mücadele eden ekolojistlerle benzeri çizgide olduğunu söyleyebiliriz.

Yıllara dayalı gönüllü birliktelik

Ortadoğu’da daha önce devletleri aşan küçük de olsa bu denli sağlam bir sivil toplum ağı nadiren oluştu. MSF’yi düzenleyen grupların aktivist sayısı öyle çok değil, kendi toplumları içinde etkileri de sınırlı. Ancak yıllardır birbiriyle gönüllülük temelinde ortak çalışmakta ve birbirine güvenmekteler. İşte gücü ve sağlamlılığı burda saklıdır. Çalışmalarıyla milliyetçilik ve dinciliği aşan görüş ve pratikleri halklar arasında yaymaya katkı sunuyorlar. Milliyetçilik ve dinciliğin Ortadoğu’da her türlü demokratik ve özgürlükçü mücadelenin önünde engel olduğunu unutmayalım.

Rejime alternatif siyaset için

Bu yazıyı okuyanlar arasında bize hayalci diyen çıkabilir. “Ortadoğu’da bu denli yıkıcı savaşlar devam ederken, milliyetçilik ve dincilikle birlikte patriyarkal düşüncüler bu kadar güçlüyken, nasıl olur da kendinize apayrı hayal dünyası kuruyorsunuz” denilebilir. Yine “Gücünüzü bu tür tali işlere değil de mevcut rejimlerin değişmesine kullanın” denilebilir. Bunu diyenler tamamen haksız değil. Fakat böylesi bir görüş halklar açısından yararlı değil ve biraz da umutsuzluğun ifadesidir. Tarihte birçok defa denildiği gibi tek kaybedilmeyecek şey umuttur. Bizce MSF gibi demokrasi ve adaleti hedefleyen çalışmalar, mevcut rejimlerin siyasetlerine alternatif demokratik görüşlerin güçlenmesi ve kararsız insanları motive etmek demektir. Kadın hareketlerin faaliyetleri bu çerçevede en iyi örnektir.

Peki nelere yol açabilir Mezopotamya Su Forumu?

Öncelikle MSF, devletlerin su politikalarına karşı yıllardır geliştirdiğimiz eleştirinin daha fazla insan ve kamuoyuna ulaşmasında yardımcı olacak. Özellikle baraj ve büyük sulama sistemlerine dayanan merkeziyetçi-tahakkümcü politikaların sadece elitlere yaradığını ve geniş halk kesimlerine sosyal, kültürel ve ekolojik olarak yıkım getirdiğini vurgulayacağız. Kapitalist modernitenin suya yaklaşımının, bölgesel yönetimlere ve belediyelere güçlü şekilde yansıdığını hatırlatalım, bunun en iyi örneği Güney Kürdistan hükümetidir: TC ve İran’ın barajlarından dolayı kendi toprağında çok daha fazla baraj inşa etmek istiyor.

Su barışın aracı olsun

Suyun hegemonya kurmak için bir silah olarak kullanılmaması gerektiğini yaymak istiyoruz halklarımıza. Su barışın aracı olsun diyeceğiz.

Yine suyun miktarı belli, birçok unsur gibi üretilemez. Ancak fonksiyonları sağlıklı işleyen ekosistemlerle temiz şekilde ve yeterli miktarda toplumun erişimine açık olabilir.

Su varlıklarının böyle tahrip edilip kirletilmesinin, anti-demokratik karar alma mekanizmaların da sonucu olduğunu vurgulayacağız. Buna karşı demokratik-ekolojik su havza koordinasyonları oluşturmamız lazım; sivil toplum en az merkezi ve bölgesel hükümetler kadar, karar süreçlerinde yer almalı. Biz parlamenter rejimlerde geliştirilen klasik katılımcılık prensibinden de ileri gitmek istiyoruz.

Su Meclisi için ilk adım

Sonuç olarak vizyonumuz olan Mezopotamya Su Meclisi’nin kurulması için ilk adımı olan bir ağı kurmayı düşünüyoruz. Ağı kuracak olan belli sayıda sivil toplum kuruluşunun zamanla ilke ve somut hedeflerini belirleyerek mesleki kuruluşları, sendikaları ve demokratik yerel yönetimleri de dahil etmeyi hedeflemesi gerekir. Uzun vadeli hedef ise bütün aktörleri buna dahil etmesidir.

6-8 Nisan’da

Uzun bir hazırlık sonrası 6 ve 8 Nisan 2019 günleri arasında Mezopotamya Su Forumu (MSF) Güney Kürdistan’ın Süleymaniye kentinde düzenlenecek. 2012 yılından beri Dicle nehrinin savunması için ortak kampanya yürüten Iraklı, Kuzey, Batı ve Güney Kürdistanlı, İranlı ve Avrupalı bir kaç sivil toplum kuruluşu 2018 yılının başında bu fikri hayata geçirmek amaçlı çalışmalara başladı. Süleymaniye Üniversitesi’nde düzenlenecek MSF’ye 200 civarında su aktivisti, araştırmacı, yerel yönetim temsilcisi ve ekolojistlerin katılması bekleniyor. Katılımcılar, özellikle Mezopotamya havzasında bulunan dört devlet ve (en az) beş ülkeden gelecek.

  • İlk günde 3 temel sunumla (barajlar; ekosistem; katılımcılık) birlikte genel tartışmalar olacak,
  • İkinci günde 40’ün üstünde sunumun olacağı 10 tane atölye düzenlenecek.
  • Üçüncü günde ise Kuzey Kürdistan, Kuzey Suriye, Irak ve Güney Kürdistan’ın yerel yöneticileriyle bir panel sonrası atölyelerin sonuçları toparlanıp deklarasyon hazırlanacak.
  • Birinci ve ikinci günün sonunda kültürel performansların düşünüldüğü MSF’de Kuzey Kürdistan’dan gelenlerin hazırladığı Dicle Nehri sergisi de kurulacak.
  • MSF’de şu beş dilde simültane çeviri yapılacak: Arapça, Kürtçe (Sorani), Farsça, İngilizce ve Türkçe.
  • MSF’ye katılmak isteyenlerin mutlaka kayıdını web site üzerinden yapması gerekmektedir. MSF, web sitenin dışında facebook ve twitter hesapları üzerinden de takip edilebilir.

Web site:

www.savethetigris.org//international-mesopotamian-water-forum/

Email: coordinator.en@savethetigris.org

Kaynak: Yeni Özgür Politika

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.