SON DAKİKA

Kibirlenmek alçalmak demektir – Erhan Sezer yazdı

Ve sevgi, dünyanın her yerinde aynı gülümsemeyi yaratır…

Bu haber 14 Nisan 2019 - 1:20 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Eskiler, ” kibirlenmek alçalmak demektir. ”derlerdi. Bu sözün, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin geçerliliğini daima koruyacağına dair şüphe yok. Kendisini, hak edilmiş kayda değer bir niteliği olmamasına karşın, toplumun üzerinde gören, toplumsal hayatı düzene sokmak için oluşturulmuş yasaları hiçe sayıp, şahsi düşüncesi nazarında bir yasa oluşturan ve farklı düşüncelere garez besleyip, inatla kendi yanlışını savunan bir insanın, kibirden ve nefretten beslendiğini kim yadsıyabilir ki? Mükemmel olduğunu sanmasına karşın bu, geçicidir ve sadece sonunu oluşturur.

Dünyanın neresinde olursa olsun, kişiliğinde ve akıl dünyasında bu yönde ilerleyen bir insan, idaresi altında olan bir kitleye fayda sağlayamadığı gibi aksine söz konusu yanlışı büyüterek, geri dönüşü zor hataların doğmasına sebep oluyor. Tarihe baktığımızda, aradığımız soruların cevaplarını bulmakta zorlanmayacağız. Daha iyi bir düzen, daha adil bir yaşam ve mutlu edilmiş bir toplum kurma vaadi ile iktidara gelip, belirgin bir güce ulaştıktan sonra kendisi tiranlaşan diktatörlerin sonu vahimdir. Sadece kendi sonlarını hazırlamakla kalmadıkları gibi ülkelerinin de geri kalmasına, toplumun ümitsiz bir hale girmesine ve kurumların itibarlarının feci şekilde zedelenmesine de neden olurlar.

” Önemli olan büyük ve iyi görünmek değil, gerçekten büyük ve iyi olmaktır…” der Beethoven. Adil olmak, ama yenilgi sırasında bile adil olmak önemlidir. Politikanın kir saçan uzuvlarından arınıp, yaşamı ve devleti temelden koruyan adalet duygusuna sahip olmak; kinden, kibirden ve nefretten uzak gerçekçi bir akıl ve merhametli bir yürekle toplumun farklı katmanlarına yaklaşıp, empati kurabilmek, günümüz modern çağının, yöneten kişilerden beklediği en önemli özelliktir. Ki bu, aynı zamanda bir insanı insan kılandır.

Ve fakat, tarihimiz ne yazık ki bize parıltılı bir manzara sunmaz. Gözlerimizin görebildiği, çoğunlukla karanlığın ortalığa yayılan iğreti rengidir… Gökten indirildiği rivayet edilen Allah’ın son kitabı, Arap toplumu tarafından şiddet ve baskı yolu ile inanmayan toplumlara kabul ettirildi. Mekke aristokrasisine karşı mütevazı bir direniş başlatan Muhammed’in dini, güçlü, otoriter ve düzenleyici bir yapıya ulaştıktan sonra üstün olan inancın zayıf olan üzerindeki hükümranlığına ve baskısına tanık oluruz. Tabi bu salt bununla sınırla kalmaz…

Toplumsal düzenin yozlaşmasına isyan edip, Tanrının emirlerini taşıdığını iddia ederek insanları kendisine inanmaya çağıran İsa, onu taşlayan Yahudilerin önünde çarmıha gerilir ve çatlamış dudaklarından şu kelimeler dökülür. ” Tanrım, tanrım, beni neden terk ettin? ” Onun bu hayalkırıklığını çağrıştıran sözleri, geleceğin zamanında güçlü bir ton kazanacaktır. Hatta öyle güçlenecektir ki, onun adına kurulan din ve kilise, dünyayı yönetme ve dönüştürme misyonu edinecektir. Zira Tanrı adına yürütülen, her iki tarafın da haklı olduğuna inandığı bu savaşlarda milyonlarca insan ölür. Başlangıcı oldukça mütevazı ve adil bir anlayışa dayanıp, sonrasında ise alaşağı ettiği zorbalığa dönüşen bu yıkıcı yürüyüş, tarihin uzun soluklu döneminde olduğu gibi neden günümüzde de hiç değişmez?

Peki niçin? İnsan ırkı belirgin bir güce ulaştıktan sonra dehşetli bir güç sarhoşluğuna yakalanıp, kendisinden farklı düşünenlere karşı neden düşman kesiliyor ve düşüncelerini zorbaca bir yöntemle kitlelere dayatıyor? Neden? Daha fazla güç, daha fazla saygı, daha fazla imtiyaz için mi?

Eğer böyleyse, bunun baştan sona bir yanlışlar zinciri olduğu muhakkak. Çünkü asla yıkılmaz denilen nice diktatör, günü geldiğinde hiç ummadığı bir anda yıkıldı. Bu, öylesine kötü bir son ki, sahibine verdiği ceza; tarih ve toplum huzurunda sorumlusu olduğu ölümlerden, acılardan ve esaretten yargılanmak ve sonsuza dek suçlu olarak kalmaktır. Sonunun böyle olacağını bile bile bir insan neden bu denli bir kibre, öfkeye ve zorbalığa kendisini teslim edebilir ki? Bu, bana sorarsanız korkunç bir hastalıktan başkaca bir şey değil.

Ne kadar ütopik görünse de ben her zaman sevginin kazanacağına inanırım. Günümüz dünyası, kendisinden aşağı gördüğü bir ırkı, zehirli bir besinle zehirleyerek öldürecek kadar namussuz insanlara tanık olsa da, zamana şekil verecek olan kötülüğün demir pençesi değil, ömürlerini halka adamış asil ruhların saygıdeğer anılarıdır. Tarih, milyonlarca insanın ölümünden sorumlu olan Hitler’i değil, onun tiranlığına sesini yükselten şair Brecht’in cesur dizelerini hatırlayacaktır. Çünkü, insanlığı ortak bir noktada birleştirecek olan nefret değil, sevgidir. Ve sevgi, dünyanın her yerinde aynı gülümsemeyi yaratır…

Erhan SEZER
Toronto

Erhan Sezer
Erhan Sezererhansezer@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.