SON DAKİKA

Usta oyuncu Ayşen Gruda hayatını kaybetti

GÜNCEL, KÜLTÜR-SANAT, SİNEMA

İyi insan olmaya çalışmak – Erhan Sezer yazdı

Nefretin, öfkenin, kibrin, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin olmadığı, huzur ve barış dolu bir Türkiye özlemi ile bu deneme yazısını bitiyorum. Herkese selam, herkese hasret…

Bu haber 07 Ocak 2019 - 23:02 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Belki de hayatın içinde kendimize en fazla pay bulduğumuz şeydir, ‘şiddet’ denilen kavram. Bunu salt fiziksel bir müdahale ile sınırlı tutmak, meseleyi tüm boyutları ile değerlendirmemiz için yetersiz kalabilir. Kelimelerimizde kullandığımız sert ifadeler, gözlerimizde yarattığımız gergin bakışlar bile yerine göre şiddetin bir parçası olarak ele alınabilir…

Henüz küçük yaşlarda şiddet olgusu ile başlayan bu erken tanışıklık, zaman içinde rutin bir hale dönüşerek söz konusu kişiyi çabuk sinirlenen, otokontrolünü sağlayamayan ve çözümü şiddette arayan ürkütücü bir sadizme sürükleyebilir. Ki yaşanan her olumsuz olayın temelinde, psikanalitik yaklaşımların da öngördüğü gibi, çocukluk döneminde edinilen olumsuz bilgilerin güçlü payı bulunmaktadır. Bu da gösteriyor ki nefret, öfke ve şiddet sarmalında büyüyen bir çocuğun gelecek adına sağlıklı düşünebilen bir birey olma olasılığı da ciddi anlamda düşmektedir.

Elbette aşırıya varan bir sevgi gösterisi içinde büyütülüp, her istediği yerine getirilen bir çocuk için de gelecek adına olumlu fikirlerimiz olmayacaktır. Zira bu tip çocuklar birer yetişkin olup yaşam içerisindeki rollerini almaya başlayınca görmeye alışık olduğu ilgili bakışların azalması ile bir müddet sonra bocalayacak; karşılaştığı engelleri aşmakta güçlük çekerek ciddi bir özgüven bunalımı yaşayacaktır. Bu da kimisini zaman içinde belirli suçlar işlemeye itecek, kimisini ise depresif bir yalnızlığın içinde tüketerek, özbenlik kaybı yaşatacaktır.

İngiliz felsefeci ve aydınlanmacı Bertrand Russel’a göre bir çocuk tıpkı bir yetişkin gibi ele alınmalıdır. Sorduğu sorulara ciddiyetle cevap verilmelidir. Zira sorusu yanıtlanmayan, basit bir takım kurgularla aldatılan ve devamlı baştan savılan her çocuk, doğru olanın ne olduğunu bulmak adına güçlük çekerek, zamanla daha zayıf ve kolay aldanabilen bir yapıya bürünecek, kendisine anlatılan yalan yanlış hikayelere inanıp, sorgulama alışkanlığı edinemeyecek ve dünyada hemen her insanda gördüğümüz tipik bir sıradanlık içinde ömrünü tüketerek, hayatın genel şablonu içinde yer alan tipik bir vatandaş olarak kalacaktır. Bu da gösteriyor ki, küçük yaşta alınan her bilgi, yetişkinlik döneminin temelini kuran en kıymetli malzemedir.

Çocuk eğitimi üzerinde bu kadar sık durmamın sebebi, takdir edersiniz ki, bugünün her katilinin bir zamanlar çocuk olmasıdır. Dünyaya gözlerini açan her bebek, ırkçılık yapmak, cinayet işlemek, şiddet uygulamak gibi amaçlar edinerek büyümezler. İyiliğin tam olarak ne olduğunu bilmedikler gibi kötülüğün de ne olduğunu bilmezler. Herkese aynı minvalde bakar, ilgiyle inceler, gülümser ve olduğu yerde kendini eğlendirmeye çalışır. Fakat çevreden aldığı eğitimle iyilikten ya da kötülükten yana bir eğilim gösterip, bu doğrultuda yetişkin bir vücuda ulaşır.

Şiddeti eleştirdiğimiz kadar kuşkusuz onun karşısındaki suskunluğumuzu da eleştirmeliyiz. Eğer bir yerde birisine yönelik bir şiddete tanık olup, ” Bana ne yahu! Karışıp da dertsiz başımı derde mi sokacağım? ” gibisinden bir düşünceye sahip olduğumuz anda bir bakıma en az şiddeti uygulayan kişi kadar suçlu oluruz. Evet, belki o tokadı biz atmadık, ama o tokadın atılmasına seyirci kaldığımız için biz de sorumluyuz ve o tokadı biz de atmış sayılırız.

Bu da ne yazık ki dünyanın daha tehlikeli bir hale evrilmesine neden olacaktır. Zira her duyarsızlık, şiddet taraftarı olan bir kişinin cesaretinde azımsanmayacak bir artış yaratacaktır.

” Dünya; kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir…” diyen Albert Einstein’ı kim haksız bulabilir ki?

Bizim memlekette şiddet haberleri okumaya alışığızdır. Daha geçen gün Hatay’da bir babanın okul ödevini yapmadığı için altı yaşındaki oğlunu öldürdüğü haberini okudum. Ne korkunç! Normalde evladına bakmaya bile kıyamazken, bir baba nasıl bir süreçten geçiyor ki, korkunç bir cinnet geçirip, ele avuca gelmez bir neden yüzünden çocuğunu vahşice öldürebiliyor?

Peki eğitim verdiği bir üniversitede öğrencisi tarafından korkunç bir şekilde saldırıya uğrayarak öldürülen Ceren Damar Şenel! Onunhikayesi, aslında ülkemizdeki eğitim sisteminin baştan sona değişmesi gerektiğini göstermiyor mu?

Ayakta alkışlayarak dinlediğim şu saygın sözler, eğitim şehidi olan Ceren Demir Şenel’in eşi Levent Şenel’e ait. O, bu sözleri, acısı yüreğinde tüm sıcaklığı ile taze bir şekilde dururken eşinin cenazesinde söylüyor;

” Benim eşim bir eğitim şehididir. Görevini hakkıyla yapmaya çalışırken hayatını kaybetmiştir. Tüm Türkiye daha düne kadar ismini bilmediği bir kız için kenetlenmiş durumda. Benim genç arkadaşlarımdan küçük bir istirhamım var. Arkadaşlar, bunu söylemek benim haddime düşmez ama iyi bir hukukçu, iyi bir mühendis, iyi bir doktor değil iyi bir insan olmaya çalışın. En önemlisi bu. İnsanları sevin ve hiçbir zaman kötülüğe kötülükle cevap vermeyin. Bu olayla da inşallah bu ülkede eğitim sistemindeki bazı yanlışlıklar ve pek çok konuda bir duyarlılık farkındalık oluşacaktır…”

Ne kadar etkili, ne kadar metanetle söylenmiş sözler, değil mi? Oysa ne çok isterdik bu son derece insani olan fikirlerin, ülkeyi yönetmesini. Ama baktığımızda öfkeden, şiddetten ve cehaletten gücünü alan bir tabaka hakim ülkenin başında. Devamlı bağıran, ona buna fırça atan, daima kendisini haklı gören ve en ufak bir eleştiriye bile katlanamayan bir liderin yarattığı bu sosyal gerilimde elbette toplumun etkilenmemesi söz konusu olamaz. Televizyon ekranlarında boy gösteren dizilerin olmazsa olmazıdır şiddet ve silah. Kanunların ve mahkemelerin sesini değil, eline silah alıp, kendi adaletini kendisi tesis etmek isteyenlerin sesini duyarız sıklıkla. Okul-sokak-ev üçgeninde asla değişmez bu. Sevginin, merhametin, mütevazılığın ve aklın esamesi okunmaz artık. Çünkü, iyi yürekli olmak kaybettirir. Çünkü para ve otorite, gücü temsil eder. Çünkü bir mafya babası bir bilim insanından daha fazla itibar görür böyle bir düzende…

Hayır, bu köhne anlayışa tüm gücümle itiraz ediyorum. Böyle gelmiş böyle gitmemeli. Türkiye, şiddet ve yolsuzluk haberleri ile tanınmamalı. Şiddetten, cehaletten ve nefretten yana olanlara karşı sesimizi yükseltmeli ve onların ülkemizi mahvetmelerine asla izin vermemeliyiz… Okuyan, araştıran, sorgulayan, düşüncelerini özgürce açıklayan ve özgürce yaşayan bir neslin ülkesi olmalı Türkiye. Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet haberleri ile değil, hayır, ne münasebet! Yaptığı bilimsel keşiflerle, insan haklarına duyduğu saygıyla, barışı canı pahasına korumasıyla, adil ve bağımsız mahkemeleriyle, bilgi ve düşünce üreten nitelikli okullarıyla, adil, dürüst ve namuslu yönetimi ile adından söz ettirmeli… Ve ben bunun hiçbir zaman gerçek olmayacak bir hayal olduğuna inanmıyorum. Dünyanın farklı farklı ülkelerinde yaşasak bile biliyoruz ki köklerimiz bu ortak anavatana bağlı. Tek istediğimiz ülkemizin akıldan, doğrudan ve barıştan yana bir değişim geçirmesi, çağdaş dünyadaki yerini alması ve sözde değil, gerçekte bir hukuk devleti olmasıdır.

Nefretin, öfkenin, kibrin, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin olmadığı, huzur ve barış dolu bir Türkiye özlemi ile bu deneme yazısını bitiyorum. Herkese selam, herkese hasret…

Erhan SEZER
Toronto

Erhan Sezer
Erhan Sezererhansezer@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.