SON DAKİKA

İnsan yalnızca onuru için yaşamalıdır – Erhan Sezer yazdı

Bu haber 04 Mart 2019 - 20:03 'de eklendi.

Çağımızın insan kişiliğini her geçen gün bir nebze daha yozlaştırdığı bu zaman diliminde zor zanaattir onurlu yaşamak. Yalanın ve namussuzluğun, gittikçe büyüyen bir çığ gibi altına aldığı insan yaşamının ne denli pespaye bir hale ulaştığına tanık oluruz çoğu vakit. Aslında baktığımızda kötü olan dünya değildir. Dünyayı yaşanmaz hale getiren kötü insanlar da değildir. Belki de omuzlarına en fazla sorumluluk yüklememiz gerekenler, hayatın akışını uçuruma sürükleyenler karşısında sessiz kalanlar olmalıdır.

Elbette insanın olaylar ve olgular karşısındaki duruşu, onun kişisel tercihine bağlıdır. Yaşadığı çevreden aileden aldığı eğitime kadar düşünce deryasında oluşan fikirler, bir bakıma ona nasıl adım atması gerektiğini öğretmektedir. Söz konusu bir haksızlığa şahit olduğunda, eğer bu haksızlık kendisini ilgilendirmiyorsa, sessiz kalıp, yoluna devam edebilir ve hiçbir şey olmamış gibi geceleyin başını yastığa rahatlıkla koyabilir. Bunun için onu suçlayanlar olacaktır, ama o, dönemin otoriter ve hukuk dışı uygulamalarına işaret edip, yok yere başına bir dert almak istemediğini söyleyerek davranışını aklamak isteyecektir. Ki haksız da sayılmaz. Çünkü, nerede haksızlığa karşı bir direniş bas gösterse, halkın vergileri ile maaşı ödenen devletin kolluk kuvveti orada olur ve kendisine verilen talimat gereği mevzubahis eylemi bastırmak için canhıraş bir karşı saldırıya geçerek önüne kim çıkarsa gözaltına alıp, görevini yerine getirmenin rahatlığı ile dönüş yoluna geçer.

Bir de zulme doğrudan ya da dolaylı şekilde ortak olanlar vardır, ki bu sınıfa girenlerin durumu, insanlığın geldiği nokta itibariyle daha utanç verici bir ruh haline tezahür eder. Kendisini etkin bir güce ait hissetmek isteyen bu kimse, içindeki megaloman hislerin itkisi ile zayıfın karşısında otoritenin yanında yer alıp, büyüklenme ve zenginleşme hülyaları içine dalar. Öylesine kendisinden geçer ki, gerçeklere gözlerini kapattığı gibi gerçekleri haykıranlara karşı derin bir öfke ve kin beslemeye başlar. Onun nazarında iyi, güzel ve haklı yoktur. Sadece çıkarlar vardır ve onu istenilen şekilde adım atmaya iten de bu çıkarların bizatihi kendisidir.

Yalan, iftira ve yolsuzluk üçgeninde geçen hayatından imtina etmediği gibi güce karşı olan hizmetkâr kişiliğinden de asla taviz vermez. Haklı olanı suçlayıp, onu yok yere cevaevine göndermek için yalancı tanıklık etmek, birilerini toplum nazarında hedef gösterip, can güvenliğini tehlikeye atmak ve işlerin istediği gibi tıkırında gittiği bu anlarda kesesini devletin kasasından doldurup, üstüne üstlük ortalık yerde namustan ve ahlaktan bahsetmek ancak bu tipte kişilerin altından kalkabileceği bayağılıklar olabilir.

Sadece yazarlığı ile değil, onurlu kişiliği ile de bende derin bir etki bırakan büyük yazarımız Sabahattin Ali’nin Kasım 1947 yılında kaleme aldığı ‘Ne Zor Şeymiş’ isimli deneme yazısından bir alıntıyı sizinle paylaşmak istiyorum;

” Bugünün itibarlı kişileri gibi, kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık, han, apartıman sahibi olmak, sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp kavurmak emellerine kapılmadık. Bütün kavgamızda kendimiz için hiçbir şey istemedik. Yalnız ve yalnız, bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları araştırmak istedik.
Bu ne affedilmez suçmuş meğer! Neredeyse, yoldan geçerken mide uşakları arkamızdan bağıracaklar: “Görüyor musun şu haini! İlle de namuslu kalmak istiyor ve ahengimizi bozuyor…”
Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hattâ bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?
Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bereket, zora katlanmasını bilen bu millet de namuslu…”

İnsan dünyaya bir kez geliyor. Doğduğu andan öleceği vakte değin türlü dönemeçlerden geçiyor. Onun gerçekte yaşayıp yaşamadığını ise ölümünden sonra bıraktıkları tayin ediyor. Babam bana her zaman, ‘en önemli mirasın şerefli bir isim bırakmak olduğunu’ söylerdi. Bugün Türkiye, aklın ve merhametin uzağında bir öfkeve cehaletle yönetiliyor. Yaşamlarını zor zor geçindiren insanların vergileri ile lüks bir yaşam inşa edip, devlet hazinesini bir partinin propaganda aracı olarak kullanmak namuslu bir davranış mıdır? En ufak bir eleştiriye bile tahammül edemeyip, cezaevi hücrelerini muhalif insanlarla doldurmak ve sonra kalkıp, demokrasiden ve özgürlükten bahsetmek ne kadar dürüstçe bir anlayıştır? Ya sırf kendi desteklediği bir parti yolsuzluk yapıp, toplumu yoksullaştırırken ve ülkenin daha otoriter bir eğilime sürüklenmesine sebep olurken, buna seyirci kalıp, üstüne üstlük bir de olup bitenleri fanatik bir haleti ruhiye ile savunan vatandaşa ne demeli?

Hayatta aldığımız kararlar yalnızca bizi bağlamaz. Zulme ortak olmak ya da onun karşısında durmak, geleceği de tayin eder. Hepimiz bilmeliyiz ki, geleceğin günleri, ancak insanın içindeki iyilik duygusu yüceltildiği takdirde aydınlık kazanacaktır. Seçim sizin! Zulme ortak olabilir, sessiz kalabilir yahut da karşı durabilirsiniz. Ama unutmayın ki, tarih, insana ve özgürlüğe dair bir çift sözü olan kişileri yazacaktır. İnsan, kuşkusuz hayatın her alanında onuru için yaşamalıdır. Zira, insan denilen canlı aşağılık mertebesinde olmayı hak etmeyecek kadar şerefli bir varlıktır…

Erhan SEZER
Toronto

Erhan Sezer
Erhan Sezererhansezer@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.