SON DAKİKA

Ilısu barajı geçmişi sular altına gömmeye hazırlanıyor – Kieran Cooke

Bu haber 28 Aralık 2018 - 20:38 'de eklendi.

 

Türkiye’nin yeni Ilısu barajı ile köyler ve tarihi alanlar sular altında kalacak. Bu baraj ile Irak’ta da su krizini de derinleştirebilir.

 

Editör notu: Dünya’daki en büyük iki baraj projesi –biri Türkiye’de, diğeri Etiyopya’da- neredeyse tamamlanmak üzere. İkisi de Orta Doğu’da yaşayan milyonların yaşamını derinlemesine etkilemek ve hâlihazırda ciddi su sıkıntısı çeken bölgelere yeni gerginlikler taşımak üzere.

İlk iki raporda, çevre gazetecisi Kieran Cooke, Türkiye’nin güneydoğusundaki Dicle nehri üzerindeki dev Ilısu barajını inceliyor.

Ilısu barajını ile binlerce insanın yaşam alanı tehdit altına girecek ve yer değiştirmek zorunda kalacaklar. Dünyanın en değerli arkeolojik zenginlikleri sonsuza dek yok olacak. Irak’ta, zaten kritik seviyede olan su kıtlığı problemleri daha da büyümek üzere.

Ertelemeler ve aşırı maliyet söylentileri ile geçen yıllardan sonra, birkaç ay içinde mühendisler Türkiye’nin güney doğusunda, ülkenin Irak ve Suriye ile güney sınırına yakın bulunan Ilısu Barajı’ndaki son çalışmaları tamamlayacaklar ve Dicle nehri boyunca uzanan 400 km uzunluğundaki su rezervuarını doldurmaya başlayacaklar.

Çoğunluğu Türkiye’nin Kürt yurttaşları olan yerli halk ve sınırın öteki tarafında, Irak’ta yaşayanlar gergin bir şekilde süreci izliyor ve bekliyor.

Neredeyse 2 kilometre genişliğinde ve 130 metre uzunluğundaki 1200 Mw’lık Ilısu Barajı, Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) merkezi projesi.

Ankara Türkiye’nin en yoksul bölgelerini kalkındırmak için barajın hayati önemde olduğunu; evler, tarım ve endüstri için enerji sağlayacağını ve aşırı ihtiyaç duyulan istihdamı yaratacağını söylüyor.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı bir ifadesinde, barajın temiz enerji kaynaklarını artırıp sera gazı salınımını kayda değer oranda düşürerek çevresel yarar sağlayacağını belirtiyor.

Ayrıca baraja karşı mücadele edenlerin, projeden etkilenen köy ve bölge sakinlerinin sayısını abartıldığını söylüyor.

Türk yetkililer, barajın Irak’ın su kaynakları üzerindeki etkisi ile ilgili endişelere yer verecek bir durumun olmadığını belirtiyorlar.

Bu sene Haziran ve Ekim’de, yetkililer Irak’ın endişelerine bağlı olarak rezervuarı doldurmaya başlama planlarını ertelediklerini duyurdular.

Ancak pek çok kişi, hala ciddi endişe içinde.

Uzun yıllar Ilısu projesine karşı süren uluslararası kampanyanın bir parçası olan Viyana merkezli sivil toplum kuruluşu Riverwatch’un CEO’su Ulrich Eichelmann Middle East Eye’a aktardığına göre: “Planın tümü tam bir felaket, çok korkunç.”

“Türkiye’nin güney doğusunda binlerce yıllık tarih sular altında kalacak ve Irak’ta, ülkenin güneyinde kalan bataklıklar gibi dünyanın en büyük kültürel ve ekolojik alanları tehdit altında bırakacak. 21.yüzyılda böyle bir şeyin yaşanıyor olması inanılmaz.”

Tarihi alanlar sular altında

llısu Barajı kaynağına 80 km mesafede bulunan Hasankeyf beldesi 12000 yaşında ve bir zamanlar ünlü İpek Yolu’nun geçiş noktalarından biri olan bu belde, yeryüzünde aralıksız olarak ikamet edilen en antik yerleşim alanlarından bir tanesi.

Barajın rezervuarı doldurulduğunda, Hasankeyf’in büyük bölümü, pek çok tarihi eser ve Dicle kıyıları boyunca uzanan Neolitik mağaralar, suyun en az 30 metre altına batmış olacak.

Nehir boyunca uzanan diğer kasabalar ve yerleşim yerleri de yüksek ihtimalle yok olacak.

Hasankeyf’in 3000 sakinine şu anki beldenin kuzeyinde inşa edilen yeni evlere taşınmaları söyleniyor. Sadece evlerinin değil aynı zamanda turizme bağlı olan gelirlerinin de yok edilmek üzere olduğunu söyleyen yerli halktan pek çok kişi buna itiraz ediyor.

Hasankeyf’i Koru İnisiyatifi ekibi geçen sene Alman yayıncı DW’ye şunları ifade etti: “Geçmişi olmayan insanlar geleceklerine karar veremezler. Sadece geçmişimizi yok etmiyorlar ama aynı zamanda hem gelirimizin hem de geleneğimizin kaynaklarına ellerimizden alarak geleceğimizi de yok ediyorlar.”

Türk yetkililer, rezervuarın su altında kalan harabeleri keşfetmek isteyecek dalgıçların da aralarında olduğu pek çok turisti bölgeye çekeceğini söyleyerek bu görüşlere katılmıyor.

Birkaç tarihi bina ve anıtın yeri de değiştirildi. Bu ayın başlarında, 600 yıllık Eyyubi Camii’nin son bölümü su seviyesinin üzerinde kalan alana yapılan yeni Hasankeyf Kültür Parkı’na yerleştirilmeye başlandı.

Londra British Museum’dan arkeolog John MacGinnis, uzun yıllar boyunca Ilısu barajından yaklaşık 160 kilometre uzaklıktaki Ziyaret Tepe’de arkeolojik bir kazıda çalışan uluslararası ekipteydi. Bir zamanlar Tuşhan olarak bilinen Ziyaret Tepe alanının büyük bölümü Ilısu rezervuarı dolduğunda sular altında kalacak.

Antik zamanlarda, yani bundan 2800 yıl önce- bu yerleşim yeri, Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan ve “Bereketli Hilal”  olarak adlandırılan bölgede kurulu zamanının en büyük krallığı olan Süryani imparatorluğunun eyalet başkenti idi.

Macginnis’e göre: “Bu alanın tamamı medeniyetin ilk kurulduğu bölgenin bir parçasıdır ve araştırılacak pek çok sit alanı mevcut. Ayrıca henüz kazılmamış ve incelenmemiş pek çok materyal de toprak altında. Sorun şu ki Süryani yapıları –su altında korunması mümkün olmayan ve sonsuza dek yok olacak-kil ve çamurdan yapılma. Arkeolojik bir bakış açısı ile söyleyecek olursak olan şey tam bir felaket.”

Para krizi

Ilısu ve rezervuarı etrafındaki bölge, hükümetin barajı, özellikle Kürt nüfusu başta olmak üzere yerli halk üzerinde daha fazla kontrol sağlamaya yönelik bir araç olarak kullanma niyetinde olduğu iddiasıyla her geçen gün militarize oldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, baraj projelerine muhalefet edenleri, Türkiye’nin bir terör örgütü olarak gördüğü yasadışı Kürdistan İşçi Partisi’ni (PKK) destekledikleri iddiası ile suçladı. Ilısu taslağında çalışmaların başladığı 2006 yılından beri tartışmalar ve ciddi gecikmeler birbirini izledi.

Denizaşırı ülkeler baraj için kredi vermeyi reddetti; 2009 yılında yabancı şirketler, Türkiye’nin çeşitli çevresel kriterleri ve sözleşmelere bağlı diğer kriterleri karşılayamaması ile yerel ve uluslararası STK’ların baskısı nedeniyle projeden çekildi.

Yabancı bankaların projeye destek vermeyi reddetmesiyle de Türk bankaları hükümet tarafından fon sağlamaları için baskı altına alınmaya başlandı.

Türkiye mali piyasasında bu yılın başlarında yaşanan lira değerinin düşmesine neden olan krizi, Erdoğan yönetimi altındaki prestijli dev projelerde gecikmelere ve bütçe aşılmasına neden oldu.

Ilısu barajının resmi maliyeti 1.5 milyar dolar olarak açıklandı; gözlemciler, projenin finansman ve ihalelerini şeffaf olmamakla suçluyor.

Hidro-hegemonya

Bu yılın başlarında, Irak’ta 80 yıl içinde yaşanan en büyük kuraklık döneminde, Ilısu barajının aşağısında, Dicle’nin Irak’ta kalan bölümünde su seviyesi en düşük noktasına ulaştı.

Canlı hafızada ilk defa, Bağdat’taki insanlar nehrin karşı kıyısına su içinde yürüyerek geçebileceklerini fark etti. Fırat’ın su seviyesi de aşırı şekilde düştü. Irak’ın güneyinde tarımda yaşanan ciddi su krizi özellikle darbe vurucu oldu.

Dicle ve Fırat birlikte Irak suyunun yüzde 90’ından fazlasını karşılıyorlar. Hem Türkiye’de hem de Irak’taki sulama projelerinde kullanılan pestisitler ve gübrelerin nehir sistemine geri akması ile her iki nehir de artan oranda kirlendi.

Irak, yaz aylarındaki su kaybından dolayı Türkiye’yi suçluyor.

Bu arada uluslararası su anlaşmazlıkları hakkında yazan akademisyenler, Türkiye’yi bir “hidro-hegemon” örneği olarak kullandılar; GAP projesini, kaynakların ele geçirilmesi ve su üzerine rekabetin niteliğini inşa eden taraf lehine önemli ölçüde değiştiren “büyük altyapı”nın “ana örneği” olarak gösterdiler.

Ancak Türk yetkililer, suyun “adil, makul ve verimli” bir şekilde paylaşılmasını sağlamayı amaçladıklarını vurguladılar. Ayrıca barajın, su akışının hem Türkiye’ye hem de komşularına fayda sağlayacak şekilde yönetilmesine ve kontrol edilmesine olanak sağlayacağını da savunuyorlar.

Türk yetkililer yazın hükümetin Irak’ın endişelerini göz önünde bulundurarak Ilısu barajını doldurmayı ertelemeyi kabul ettiğini söylediler. Ankara’nın Bağdat Büyükelçisi Fatih Yıldız, kararın bizzat Erdoğan tarafından alındığını söyledi. Yıldız, Twitter’da “Şu andan itibaren, Dicle suları, Ilısu’da bir damlasına bile dokunmadan Irak’a aktarılıyor” diye yazdı. Ancak hidrologlar bunun birçok yönden içi boş bir jest olduğuna; bu duyurunun yapıldığı yaz aylarında zaten barajı doldurmak için çok az suyun bulunduğuna dikkat çekiyorlar.

Türkiye’nin, 2019 yılının ilk aylarında Dicle’nin kaynağındaki kar erimesini takiben Ilısu’daki faaliyetleri başlatması muhtemel.

Irak’taki kuraklığın ve Dicle’deki yıkıcı derecede düşük su seviyelerinin tüm suçlusu Ilısu Barajı değil. Aynı zamanda İran da Dicle’ye akan ırmak kollarında suyu kendi tarım düzenleri için yönlendiren bir dizi baraj inşa ediyordu. Irak, İran’daki büyük ölçekli Daryan barajının inşası konusunda ayrıca endişeli.

Irak, son 30 yıldır ya savaş koşullarında ya da ekonomik yaptırımlar altında felç olmuş durumda. Geçen yıldan itibaren geri çekilmeye başlamış olsa da hala bir güvenlik tehdidi oluşturan İslam Devleti örgütü militanları tarafından, 2014 yılında, Musul barajı da dâhil olmak üzere, topraklarının üçte birini istila edilmiş olarak gördükten sonra hala yaralarını sarıyor.

Su sistemleri de dâhil, altyapısının çoğu yok edildi. Yolsuzluk ve kronik hale gelen yönetim zafiyeti de su kıtlığına katkıda bulunan faktörler arasında.

İklim değişikliği barajları boşa düşürebilir

Geri planda beklenen şey tüm bölgeyi sıcaklıkların yükselip yağışın düştüğü bir gelecekle yüz yüze bırakan muhtemel iklim değişikliğinin nehir seviyelerinde daha fazla düşüşe neden olması. Irak, Orta Doğu’nun iklim değişikliğine karşı en savunmasız ülkesi olarak değerlendiriliyor. Benzersiz bir medeniyete ev sahipliği yapan ve UNESCO dünya mirası alanı olan Basra etrafındaki ünlü bataklıklar dahil ülke güneyinin büyük bölümünde kuraklık başladı bile. Artan tuz yoğunluğu akarsu sistemlerini ve toprağı zehirliyor.

İklim değişikliğinin Türkiye’de Ilısu barajı ve GAP projesine de ciddi etkisi olabilir.  Bölgede araştırma yürütmenin hassasiyetleri nedeni ile ismini vermek istemeyen bir iklim bilimcinin söylediğine göre: “Barajlar su akışı ve yağış alma alanlarına ilişkin belirli tahminlere dayanarak inşa edilir. Peki, ya Fırat ve Dicle’deki su seviyelerini besleyen Türkiye’deki Toros ve Zagros dağlarında kar yağışı azalırsa ne olur? Sıcaklık artmaya devam ederse ve rezervuarlardaki buharlaşma hızlanırsa ne olur? O zaman tüm baraj inşaları, tüm topraklardaki sel, insanların yer değiştirmesi ve tarihi medeniyetlerin sular altında kalması insanların yerinden edilmesi ve eski uygarlıkların sular altında bırakılması  boş yere olacaktır.”

 

Çev. Eylül Deniz Yaşar

Oijinal makale: Middle East Eye sitesinden alınmıştır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.