SON DAKİKA

İki Jarmusch ve bir fincan kahve- Berna Güler yazdı

Bu haber 17 Ekim 2018 - 23:58 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Jim Jarmusch bağımsız sinema kavramının en haşin çocuğu. Kimsesizlerin kimsesi bir sinema mesihi, kıyıda kalmış yaşamlardan yıldız kümeleri oluşturan çapsız bir punk varsa o, bizim Jarmusch işte. Büyüleyici hikâyeciliğinde şekillenen, samimiyet ile soğukluğu aynı anda hissettiren eserleriyse bağımsız sinema için birer yapı taşı niteliğinde. Bu çok güzel bir hikâye; sokak arasında yanan bir ateşin başında ikinci şaraba nereden para bulacağını düşünüyorsan yalnız değilsin! Jarmusch’da düşündü bunu. Bazen bir blues barda dans ettiğin sarhoş adam, bazen ucunu yakalayamadığın felsefe sohbetlerinin sessiz dinleyicisi.. Ondan bir sigara istersen ‘öyleyse bir de kahve ha?’ diyeceğine şüphe yok benim için. Nitekim Jarmusch olmak, tüm otoritelere sırt çevirmekti. Dizginlenemeyen ruh ve zihin bazen ‘öz’ kontrolden bile çıkabilmeliydi. Sınırları aşmak adına, Jarmusch’a selam olsun!

Viva Langlois!

Yılların yılları geriye kovaladığı 1953 yılnda, Amerika’da dünyaya gelen Jarmusch, doğduğu yer olan Ohio’dan üniversite yıllarına kadar ayrılmadı. Amerikan Dili okumak için New York’a gitse de kaderi alt metinde farklı işlenmişti bir kere. Mezuniyetine bir dönem kala içindeki kontrolden çıkmış ikinci Jarmusch ile kavga etti. Bu ikinci Jarmusch, birinci Jarmusch’un hayal bile edemeyeceği bir tutkuyu fitilliyordu. İflah olmaz bir sinema aşığıydı ve iflah olmaz bir sinema aşığı yaratmak için kasıp kavruluyordu alt benlik ikinci Jarmusch. İkisi içinde en doğru olanın sinemayla sevişmek olduğunu ve denemezlerse sonsuza dek pişman olacaklarını anlattı birinci Jarmusch’a. Sinema aşkı öyle bir noktadaydı ki;  üretmek evet, toplum ya da sanat ya da ben ya da sen için ama üretmek! İkinci Jarmusch kazandı en nihayet ve akabinde Paris’e yollandılar. Birinci Jarmusch biraz tedirgin ve biraz kaybolmuş savrulurken Paris sokaklarında ikinci Jarmusch bir kahin gibi biliyordu sanki geleceği. Öylesine emin ve çoşkundu ki az sonra göreceklerdi neler olacağını.

Jarmusch burada Sinematik’in kurucusu ve o dönem halen başında olan Henri Langlois ile tanıştığında, işte tam o anda film başladı!

Fransız sinemasının dev isimlerinden Henri Langlois (13 Kasım 1914, İzmir) bir kırılma noktasıydı. 30’lu yılların başlarında film koleksiyonculuğuna başladı ki o dönem için, üstelik devletin hiç desteği olmadan elli bin küsür filmi muhafaza etmek nasıl bir aşktı böyle? Ayrıca 1936’da Georges Franju ile Sinematik’i kurmuştu. 1974’te Akademi, 1977’de Cesar Onur Ödülü’nü almıştı, buna şaşırmıyorum elbet fakat konu bu değil. Langlois bir kırılma noktasıysa eğer, adına yaraşır bir kırılma olsun bu. Bir devrim olsun mesela, ‘68 Fransa Devrimi!

Henri Langlois, 1968 Fransa Devrimi’ni fitilleyen ateşti. Sinemanın bağrına düşen kordu, acıdan yoğrulan güçtü. Halka yakınlığıyle bilinen Langlois, Sinematik aracılığıyla özellikle sosyalist gençlere sinema adına birçok imkân sağladı ve özgürlük alanı açtı. Bu çabaları ise Sinematik’ten –kendi evinden- kovulmasıyla sonuçlandı. Fakat bu bir son değildi, yıkım hiç değildi! 1968’de Cannes Film Gösterimi esnasında, Jean-Luc Godard ve François Truffaut kendilerini sinema perdesine asarak bu adaletsizliği protesto ettiler. Aynı anda sokaklar birçok yönetmen, aktör, profesör ve öğrenciyle doldu, tek bir ses ile: Yasaklamak Yasaktır!

Jarmusch küllerinden bir daha ve bir daha doğan biricik Anka kuşu Langlois ile tanıştığında, iki Jarmusch yek vücut oldular en nihayet. Tek bir şey için vardılar: Sinema, hemde en bağımsızından!

Sinemada daima absürt boyutlarda özgürlükçü olan Jarmusch, aklına gelen her şeyi sahneye aktardı. 19. yüzyılın Batı Amerikası’nda işlenen Dead Man gibi bir film var bu dünyada! William Blake’e yoldaşlık eden karakter “Nobody” bir Kızılderili. Benlik mücadelesi, karakter çatışmaları, yeni yol arayışlarıyla Blake’in kişisel evrimi ve ilahi yolculuğunda yanında olan “Nobody”, beyaz bir adamla siyah bir adamın yanyana oluşunu hatta siyah adamın beyaz adama yol gösterişini ve bilgeliğinin naifliğinden kendisine “Nobody” (hiç kimse) deyişini öyle bir işledi ki, Hollywood sinema evrenine bir darbeydi bu. Ki film, Western temasında vuku bulmasına rağmen klişelerin aksine 19. yüzyılda Batı Amerika’da yaşanan şiddet ortamını mistik bir ahenkle gözler önüne serdi.

Jarmusch özellikle yıldız olmayan, gizli yeteneklerin peşinde koştu. Öyle ki kendi takım yıldızını oluşturdu ve bu kült kadro hemen hemen her filmde baş gösterdi. Jarmusch, ilk önce karakterleri biçimlendirdi ve hikâyeler kendiliğinden şekillendi. Üstelik hikâye oluştuktan sonra doğaçlamaya herhangi bir sınır tanımadı Jarmusch, bu da yeni muhabbetler getirdi beraberinde. Yani A şehrinden yola çıktığımızda B şehrine ulaşmak için binlerce yol vardı, üstelik B şehrine ulaşmak istemiyorsak C şehrine gideriz! Bu şehirleren bazılar: Stranger Than Paradise (1984), Down By Law (1986), Mystery Train (1989), Dead Man (1995), Only Lovers Left Alive (2013) ve uzar gider.. Ama ben bu şehirlerden birinde durup dile getirmek istersem, ilk göz ağrım Coffee and Cigarettes’e merhaba derim.

Coffee and Cigarettes (2003)

Senaryo ve yönetmenlik koltuğundan el sallayan Jarmusch bu filmi 95 dakikadan bizlere sunuyor. Tom Waits, Roberto Benigni, Bill Murray başta olmaz üzere; Steve Buscemi, Iggy Pop hatta Jack ve Meg White’a kadar geniş bir kadrodan yakalıyor bizi filmimiz. Aslında kısa metrajda çekilen birkaç sahnenin kolajından bütünlüğü yakaladı Coffee and Cigarettes, böylelikle on bir bölümlük ilahi uzun metraj hâlini aldı. Kahve ve sigara eşliğinde gelişen sohbetlerin naifliğini tarif edemiyorum. İnsanlığın bir zaafıydı bu ve Jarmusch bunu gördü. Evet çok basit, yan yana gelen kahve ve sigara. Üstelik herkesin evinde! Buyrun size bir doğaçlama sahnesi, lütfen sadece muhabbet ediniz. Bağımlılık duygusu farklı renklerden, cinsiyetlerden, karakterlerden çıksa da; masa aynı masa, sigara aynı, kahve aynı. Doğum ve ölüm kadar hepimizi kucaklayan bağlayıcı noktalardan birine 11 farklı dünyadan baktı Jarmusch. Üstelik tek mekanda işlenen sahnelerin siyah-beyaz akışı, kesinlikle cezp edici! Bağımsızlığın en bağımlılıklı haliydi Coffee and Cigarettes.

Berna Güler
Berna Gülerbernaguler@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.