SON DAKİKA

“İGA görevlisi bizi vatan haini olmakla itham etti” Tutuklu işçiler savunmalarını yapıyor

Bu haber 05 Aralık 2018 - 17:17 'de eklendi ve kez görüntülendi.
FERSUDE – 3.Havalimanı işçilerinin yargılandığı duruşma, tutuklu işçilerin savunmalarıyla devam ediyor. İşçiler, savunmalarında yaşadıklarını anlatıyor. 
3’ncü Havalimanı’nda kötü çalışma koşulları, hak ihlalleri, iş cinayetlerini protesto ettikleri için yargılanan işçilerin savunması sürüyor. Suçlamaları kabul etmeyen işçilerden Ramazan Gözel, “Eyleme katılma sebebim var. Kuzenim Cihan Sarıbulak 3,5 metre yükseklikten düştü. Ayağımda terlik vardı benim. Nasıl TOMA’ya taş atayım?” diye sordu.
MA’nın haberine göre İstanbul 3’ncü Havalimanı’nda kötü çalışma koşullarını protesto ettikleri için hakkında dava açılan 31’i tutuklu, 61 işçinin yargılandığı davanın ilk duruşması, Gaziosmanpaşa Adliyesi 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Mahkeme Başkanı Ayhan Arduç’un avukatların derhal beraat talebini reddetmesi ardından tutuklu işçiler, savunma yapmaya başladı.
İlk olarak tutuklu Teyip Kırğın savunma yaptı. Suçlamaları kabul etmediğini ifade eden Kırğın, “Eyleme katıldım. Ama jandarma ile karşı karşıya gelmedim. Siverek’ten bizi 2 bin 500 lira diyerek getirdiler. 1800 lira verdiler. İşten ayrılmak istedim fakat ‘Ekim sonuna kadar çalışmak zorundasın’ dediler. Yanımda arkadaşımı elektrik çarptı. Hakkında tutanak bile tutulmadılar. Bir saat boyunca yağmur altında otobüs bekliyoruz. Kapısı kapanmayan otobüsler var. Otobüs fren yapınca kapılar açılıyor, gidince kapanıyor. Bunlar eyleme katılmama neden oldu. Ama hiçbir şekilde polis ve jandarma ile karşı karşıya gelmedim. Bir kadın milletvekili geldi. Hangi partiden olduğunu bilmiyorum. Bana kim dokunursa benim için önemlidir. Gözaltına alındığımda komutan kulaklarımla oynuyordu. Psikolojik baskı yapıyordu. Fotoğraf gösterdi. Orada öğrendim kadınların vekil olduğunu. ‘O…, K…’ diyerek küfür ettiler. Kadına hakaret ettiler. Ben yemekliğin çokluğu ile ilgilenmiyorum. Ama verilen yemeklerin son kullanma tarihinin geçtiğini gördük. Biz farklı bir şey istemedik. Hakkımız olanı istedik. Haklarım çerçevesinde yürüyüşe katıldım” diye belirtti.
‘KUZENİM 3.5 METREDEN DÜŞTÜ’
Tutuklu işçilerden Ramazan Gözel de, savunmasında “Eyleme katılma sebebim var. Suçlamaları kabul etmiyorum. Otobüse binmek için yol alıyorduk. 200 metre kadar uzağımızda slogan sesleri geldi. Biz otobüse bindik. Slogan atan grup gelip arabaya vurdu. Bize ‘siz niye gelmiyorsunuz? Sizin de hakkınızı istiyorlar’ dediler. Biz de katıldık. Benim eyleme katılma sebebim kuzenim. Kuzenim Cihan Sarıbulak 3,5 metre yükseklikten düştü. İş güvenliği alınmadığından kaynaklı oldu. Herhangi bir hakkını da almadı ne devletten ne de şirketten. Ayağımda terlik var benim. Nasıl TOMA’ya taş atayım? Üzerimde şort vardı. Eylemdeki işçilere sopa verdiğim söyleniyor. Evet, verdim. Vermesem o kalabalıkta beni döverler. Milletvekilleri ile oturduğum fotoğraflarım çekilerek, suçlama konusu olmuş. Burada ben mi suçluyum yoksa benden habersiz benim fotoğraflarımı çekenler mi suçlu?” diye sordu. Gözel, devamla, “Oradaki komutanlar burada mı bilmiyorum. Askeri araç işçilerin arasına geldiği zaman, işçilerin saldırmasını engellemeye çalıştık. O ana dair hiçbir fotoğrafımız yok. Anlamadım” diye belirtti.
İşçilerden Servet Gözel de, savunmasında servis araçlarında tehdit edildiklerini dile getirdi. İşçilerden Cihan Saribulak da suçlamaları kabul etmediğini ifade etti.
‘TEKME TOKAT SALDIRIYA UĞRADIM’
İşçilerden Akif Altınışık savunmasında, savcılık ifadelerini kabul etmediğini, o ifadenin baskı altında alındığını söyledi. Altınışık, “Gözaltına alınınca, gözaltı aracında saldırıya uğradım tekme tokat. Yetmedi gibi anama küfür ettiler. Herhangi bir suç işlemedim. Uyku halinde alındım, ama üzerlerinde üniforma yoktu. Terörist muamelesi yaptılar. Ne suç işledim. Ben ne askere, ne polise müdahalede bulunmadım. Kahvede toplantıya katılmışımdır. Her hangi bir eyleme katılmadım. Slogan da atmadım” diye konuştu.
‘ÜNİVERSİTE HARÇLIĞIMI ÇIKARMAK İÇİN ÇALIŞIYORDUM’ 
Tutuklu Mustafa Atay da, savunmasında üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, üniversite öğrencisi olduğunu ve harçlığını çıkarmak için uzun süredir inşaatlarda çalıştığını dile getirerek, şunları söyledi: “Daha zor koşullarda da çalıştım. Olay günü işe gitmek servise binmek için çıkmıştım. Bir grubu gördüm. Yaşamsal koşulların iyileştirilmesi amacıyla toplandığımı düşündüm. Patronumla görüştüm ve işin iptal olduğunu söyledi. Yatağıma geri geldim. Bu sırada haber geldi, nizamiye kapısından işe gideceğimiz söylendi. Vito marka araçla ana nizamiye kapısından çıktık. Olaylar oraya da yayılmıştı. Sonra yine iş iptal oldu. Ben de yatağıma döndüm. Sonra bağrışmalar geldi. Ben de dışarıya çıktım. Polisin gazlı müdahalesi oldu. Amacım polise direnmek değildi. Otoparka kaçtım. Kamp alanı dışında kalan bir teli değil, iç tarafta, koğuşların olduğu bölgeye yakın kalan bir teli kestim. O bölgeden kurtuldum ve çıktım. O bölgeden tekrardan yatağıma gittim. Ben hiçbir şeye karışmadım. Üniversite harçlığımı çıkarmak için orada çalışıyordum.” Atay, “Keski silah olarak kullanılıyorsa o da sizin taktirinizdir” dedi.
‘İGA YÖNETİCİSİ VATAN HAİNLİĞİ İLE İTHAM ETTİ’
Tutuklu Deniz Aslan da, “2017’nin 11’inci işe ayında başladım. Ana firma İGA bünyesinde çalışıyordum. Şartları söylememe gerek yok. Burada dile getirildi. İşi engelleme, polise direnmeye yönelik dosyada bir tek delil yok” dedi. Gözaltına alındığımızda askerlerin yanında bulunan bir İGA görevlisi bizi vatan haini olmakla itham etti” diye kaydetti.
‘ARKADAŞIMI TEKME TOKAT DÖVDÜLER’
Tutuklu işçilerden Rıdvan Günül de, suçlamayı kabul etmediğini dile getirerek, şunları ifade etti: “Sadece toplantılara katıldım. O gün çalışmıyordum zaten. Şirkete yeni girişim olacaktı. O gün olay olduğu için girişim yapılmadı. Toplantıda taleplerimizi bildirdik ama kabul edilmedi. Koğuşların olduğu bölgeye gittim, orada polisler tarafından GBT’me bakıldı. Sonraki günde gözaltına alındım. Gözaltına alındığımda benden önce savunma yapan Deniz Aslan’ın tekme tokat dövüldüğünü gördüm. Benim hala firmadan alacağım var.”
‘İGA YELEKLİ ASKER VE POLİSLER GÖZALTI YAPTI’
İlker Kurt da, savunmasında şunları dile getirdi: “15 maddenin düzeltilmesi istendi. Şartlar yerine getirilmedi. Tahta kurularından kaynaklı ışıklarını açık bırakan bir çok arkadaşımı gördüm. Tahtakurularından kaynaklı insanların dışarda sabahladığına şahit oldum. O bölgeyi gören 10-15 kamera var. Bunların görüntüleri nerede. İnsanlar eylem niyetinde değildi. Polis ve askerin müdahalesi ile olaylar çıktı. Polis ve askerin saldırısından kaçmamız eylem olarak gösterildi. İkinci günde İGA yelekleri giyen polis ve askerler bizi gözaltına aldı. Gözaltına alındıktan sonra götürüldüğümüz bölgede askerler tarafından darp edildik. Buraya gelen İGA yöneticileri de bize hakaret ederek darp ettiler.”
‘TAHTAKURULARDAN IŞIĞI AÇARAK UYUYORDUK’
Murat Altuntaş da, suçlamaları kabul etmediğini, askerlerin baskısı ile söz konusu savcılık ifadesini verdiğini anlattı. Altuntaş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çalıştığım yerde bayramdan, olay anına kadar ücretlerini alamayan insanlar var. Ben yürüyüş yaptım. Havaalanında tahtakuruları başlı başına bir sıkıntıydı. Etkisini azaltmak için ışıkları açık uyuyorduk. Tahtakuruları bir kaç koğuşta değil, hemen hemen tüm koğuşlarda vardı. İşçiler kendi koğuşlarında ilaçlama yapsa bile etkili olmaz. Servis araçları ile yayılması da başlı başına da bir sorundur. Bu işçiler sonuçta dışarıya çıkıyor ve başka insanlara bulaştırma durumu var. Taşeron firmalar devletin verdiği imkanı kötüye kullanıyorlar. İş yerinde bir firmadan başka bir firmaya geçmek için temyiz belgesi vermiyor. Firmada işe başladığın zaman iki ay geçmeden başka bir firma da işe giremezsiniz. Çoğu zaman sular akmıyordu.”
‘İGA YELEKLERİ GİYMİŞ SİVİLLER’
Ferhat Uyar da, “Suçlamaları kabul etmiyorum. Olay günü 11.00 gibi koğuşlardan çıktım. Olay sırasında orada değildim” dedi. Uyar, ifademde slogan atmadığımı söyleyince görevli asker, “Tutuklanınca hatırlarsın” şeklinde tehdit ettiğini anlatarak şunları söyledi: “Akşam büyük bir gürültü ile uyandım. Koçbaşı sesi duyunca kapıyı açtım. Oradan İGA amirliğine götürüldüm. Orada İGA yelekleri giymiş sivil kişiler vardı. Fotoğraftaki kişileri teşhis etmem istendi. Ben tanımıyorum deyince baskı yaptılar.”
‘HASTANEDE GÖZÜMÜ AÇTIM’
Hacı Volkan Oflaz da, şirketin yeni sahiplerinin var olan servis araçlarının sayısını düşürdüğünü, bundan kaynaklı da servis araçlarını beklediklerine dikkat çekti. Oflaz, olayın ilk başladığı gün gelen kaymakamlarla görüştüklerini ve ilettikleri taleplerde haklı olduklarını belirtti. Oflaz, “Kaymakam bize ‘haklısınız. Özür dilerim’ dedi. Bize servislerin arttırılacağını ve koşulların düzeltileceğini söyledi” dedi. Oflaz, gözaltına alındıktan sonra hastanede gözlerini açtığını ve başına darbe aldığını kaydetti.
Ahmet Faruk Şengül ise, savunmasını şöyle yaptı: “Her gün yağmurda servis beklememek için, her gün bir saat yemek sırasında beklememek için, tahtakuruların olduğu yataklarda yatmamak için, çalışma koşullarının düzeltilmesi için eyleme katıldım. Ne polise ne de askere direnmedim.”
ÖZGÜR KARABULUT: SENDİKAL ÖRGÜTLENMENİN KENDİSİ ŞUÇ OLARAK GÖRÜLMEKTEDİR
DİSK Dev Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut duruşmada savunmasına başta Gebze’de Viyadük şantiyesinde olmak üzere iş cinayetlerinde yaşamını yitiren tüm işçileri anarak başladı.
Karabulut: DİSK Dev Yapı-İş Genel Başkanı olarak kölece çalışma koşullarına karşı mücadele vermek benim görevimdir. Bu görev bilinciyle orada bulundum. 3.Havalimanı şantiyesine kaçak göçek değil nizamiye kapısından sendika kimliğimi göstererek girdim. Toplantıya girdiğimde kaymakam konuşuyordu. Ben bu bölgenin mülki amiriyim ama havalimanının mülki amiri İGA Ceo’su Kadir Beydir. O ne derse o olur diyordu. Bunu duyunca insan afallıyor. Bir mülki amir nasıl kendisini İGA Ceosunun altında görüyor.
İşçiler anlaşmaya varılamadığı için direnişe devam kararı aldı. Bu da iş kanununda, İSİG yasasında ve anayasada işçilere tanınmış yasal haktır. İşçiler bu hakkını kullandı.
Yetkililerle yapılan toplantıdan sonra işçilere yönelik konuşma yaptım. İşçilere kölece çalışma koşullarına karşı iş bırakma çağrısı yaptım.
Konuşurken işçilerin bir kısmı alkışladı bir kısmı da plastik baretleri ile ses çıkarmak için demirlere vurdu. Buna kamu malına zarar deniyor. Plastik madde demire zarar veriyorsa burada ben suçluyum çünkü işçilere beni desteklemek ses çıkartmak için böyle yaptı.  Mülki amirler ve patronlarla yapılan toplantıda işçilerin taleplerini araştıracağız deniliyor. Araştıracağız demek bu talepleri yok saymaktır. Bu şantiyedeki kölece çalışma koşullarını sağır sultan duymuş ne demek araştıracağız. İnsan öfkeleniyor.
Daha önce Şubat aylarında da 3.havalimanı şantiyesinde büyük eylemler oldu. Eylemlerin ardından “tamam sorunlar çözülecek” deniyor ama bir süre sonra sorunlar yeniden devam ediyor. Düşünün burada 36 bin var ama giren çıkan işçi sayısı 250 bini buluyor. Giren kaçıyor bu nedenle sorunları araştıracağız demek talepleri görmezlikten gelmekti. Bunu bizde işçilerde gayet iyi biliyordu.
İşçilere konuşma yaptıktan sonra şantiyeye DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK YK üyesi Kanber Saygılı’nın ziyarete geldiğini ama içeri alınmadıklarını öğrendim onları almak için nizamiyeye gittim ancak bu sefer kolluk güçleri beni de dışarıya çıkarttı.
Whatsapp gruplarında yer aldım. Zaten sendikalar olarak bu grupları bir örgütlenme aracı olarak kullanırız. Bu bir suç değildir. Bu bir suçsa sendikal örgütlenmenin kendisi suç olarak görülmektedir.
Yaptığım hiçbir şeyi reddetmiyorum. İşçilere anayasadan, uluslararası hukuktan doğan iş bırakma çağrısı yaptım ve bunun nasıl örgütlenmesi gerektiğini anlattım. Sözümüz dışında, üretimden gelen gücümüz dışında başka bir silahımız da yoktur.
ANIL DENİZ GİDER: KÖLELİK KOŞULLARINA KARŞI DİRENİŞLE İLİŞKİLİ OLMAKTAN GURUR DUYUYORUM
İnşaat İşçileri Sendikası Örgütlenme Sekreteri Anıl Deniz Gider savunmasını yaptı. Savunmada, sabah havalimanına bizzat İGA’nın gönderdiği araçla girdiğini ve İGA’nın resmi muhattap olarak İnşaat İşçileri Sendikası’nı gördüğünü söyledi. Böyle kölelik koşullarına karşı başlamış bir direnişle ilişkili olmaktan gurur duyduğunu söyledi ve gözaltına alınış sürecini anlattı. “İnşaat işçisi köle değildir” diye slogan attığını vurguladı.
Deniz Gider, “Asıl sendikal faaliyetlerimiz engellenerek suç işlenmiştir” diyerek savunmasını sonlandırdı.
ÖZKAN ÖZKANLI: BİZ SENDİKACIYIZ, SİLAHLA NE İŞİMİZ OLUR
İnşaat-İş Sendikası yönetim kurulu üyesi Özkan Özkanlı, “Olayların olduğu gün kamp alanına kaçak olarak girdiğim doğru değildir. Nizamiye kapısından jandarmalar arasından girdim Direnişteki işçilerle beraber durum değerlendirmesi yaptık. Olaylar nası başladı gibi. Sendikacı olduğum için sorunlardan kimlerin sorumlu olduğu üzerine konuşmaya başladım. İşçiler olayın olduğu günün 2 gün öncesinde servis kazası olduğunu ve 20 kişiden fazla yaralı olduğunu söylediler. Net olmadığını saklandığını söylediler. Sağlık koşullarının çalışma koşullarının kötülüğünü anlattılar. Bu eylem ilk değildir. Havalimanı’nda daha önceki eylemler bastırılmıştır, bu eylemin en büyük nedeni öfke birikimidir.
Hakim, Özkan’a neden orada olduğunu sordu. Özkan ise bir sendikacı olarak işinin bu olduğunu, önceden de 3 kez İGA yetkilileriyle görüşme yaptıklarını anlattı. “İGA yetkilileri bizle görüşmeleri büyük bir mükafatmış gibi davrandı. Kadri Samsunlu ile yapılan toplantı il jandarma komutanı ve Arnavutköy kaymakamının baskısı altında geçti. Kadir Samsunlu “Bunun sonuçları ağır olur katlanırsınız’ dedi.
Toplantıda 19 işçi temsilcisi vardı. Jandarma komutanları vardı.” diyen Özkan’a hakim ısrarla basın açıklamasını sorunca, “Toplantı sonucunda işçilerle durum değerlendirmesi yaptık. Onların kararı eyleme devam etmekti. Basın açıklaması işçilerin bu taleplerine göre şekillendi”
“Sendikacılık görevim İGA’nın güvenlik güçleri tarafından engellemeye çalışıldı. Saat 9-10 arası 3. görüşme gerçekleşti. Kadri Samsunlu, yemekhanede yemek yiyerek göstermelik bir şov yaptı. İşçiler kızdı, taleplerimizin karşılanmasını istiyoruz dediler sonra işçileri kışkırttılar, biz ne olduğunu anlamadan arbede yaşandı, gözaltılar oldu. O öfkeli kitleyi durdurduktan sonra bilinmeyen numaralardan İGA yöneticilerinden tehdit içerikli telefonlar almaya başladık. Sonra koğuşlar basıldı, gözaltına alındık. Gece kampta kalmamızın sebebi ise görüşmelerin uzaması. Gözaltında avukatlarımızla görüşemedik. Usulsüz uygulamalar yapıldı” diyen Özkan’a hakim silah kullanıp kullanmadığını sorunca “Biz sendikacıyız silahla ne işimiz olur” cevabını aldı.
YUNUS ÖZGÜR: KATİL İGA SLOGANI ATTIM, ÇÜNKÜ RESMİ RAKAMLARA GÖRE 52 İŞÇİ ÖLDÜ
İnşaat-İş Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi Yunus Özgür, “Ben savunma yapacak bir suç işlemedim. Bu konuşmam iddianameye cevaptır. İddianamede 14 eylülde gözaltına alındığım yazıyor. 14 eylülde memleketim Adana’ya gitmek üzere yolda, eylem başladığında Ankara’da hızlı trendeydim.
Telefonla haber aldım, böyle bir direniş varken benim memlekete gitmem düşünülemezdi bile, geri döndüm. 15 Eylül sabahı havalimanına gittim. İddianamede birden ortaya çıktığım yazıyor.Arabadan inip tomaların akreplerin çeviklerin arasından geçtim, puf diye ortaya çıkmadım yani. Gittiğimde HDP Milletvekili Erkan Baş darp ediliyordu, itekleniyordu bunun adı darptır. Ben de katil IGA diye bağırdım, doğrudur. Sebepsiz yere birinin kafasına silah dayayıp tetiğe basan katilse, iş güvenliği önlemi almayan da katildir.
Yunus Özgür “Ben ‘Katil İGA’ sloganı attım çünkü resmi rakamlara göre 52 işçi öldü” diyerek savunmasını bitirdi.
UĞUR KARADAŞ: TALEPLERİN GİDERİLMESİ İGA’NIN BİR GÜNÜNÜ ALIRDI
İnşaat İş Sendikası Basın Sözcüsü Uğur Karadaş: Suçlamalarına hepsi geçersiz baştan belirteyim. Ben burada şuna değineceğim. İddianamede şöyle bir ifade kullanılmış: ‘Sözde sendika olan’. Bu ifadeler İGA’ya aittir. İGA’nın dediği şu: ‘Siz haklısınız ama ben sizi göremedim, çok işim var siz gidin çalışın’. İşçilerin dediği ise: ‘Ben tahta kurularıyla yatacak mıyım, servis sorunum çözülecek mi?’ Taleplerin giderilmesi İGA’nın bir gününü alırdı. Ama bu İGA katil şebekesi ‘Gidin çalışın’ dedi. Onlar taleplerin altına imza atsalardı işçiler zaten çalışmaya devam edecekti. Ben sendikacıyım, beş yıldır basın sözcüğü yapıyorum. Ben hiçbir görüşmede patronla kolluk güçleri tarafından tehdit edilmedim. Basın sözcüsüyüm, bu benim görevim. Özkan arkadaşımızla iletişim halindeydik. Özkan’la şunu konuştuk, işçilerden taleplerini alalım, yakmayla yıkmayla bu iş çözülmez. Bu yaşananlar beş senelik bir öfkenin patlamasıydı. İşçiler eylem kararını kendileri aldılar.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.