SON DAKİKA

İdealleri gerçekleştirmenin anahtarı irademizdir – Hasan Yavuz

Bu haber 19 Eylül 2018 - 23:05 'de eklendi ve kez görüntülendi.

İdeal bir kadın, ideal bir erkek, ideal aile, ideal dostlar, ideal bir iş vb… Hayalini kurduğumuz ideal bir yaşam istiyoruz kısacası. Bu idealleri mümkün kılan, anlamlandıran kendimize biçtiğimiz değer duygusu ve bu duygunun yarattığı anlamdır.

Kesintisiz bir şekilde hevesle çabaladığımız ve tutkuyla sahip olmak istediğimiz özgür ve mutlu bir yaşama karşılık gelen ideallerimizin değeri, kendimize biçtiğimiz değer kadardır. Her insana göre değişen ideal bir yaşam talebi, adamış bir yaşamın hikâyesini de içinde taşır. Oluşumu ve akışı tek tek olan bu hikâyelerin toplamı, toplumsal olanın hikâyesini ortaya çıkarır.

İdealin geçerliliği, toplumsal alanın politik, ekonomik, kültürel, zihinsel ve ruhsal anlamı, değer duygumuzun anlaşılması için ayna görevi görür.

Pek çok insanın yaşamın olumsuzlukları ve sorunları hakkındaki temel görüşü, toplumsal alanın çöküşüne dair yargıdaki ortaklıktır. Fakat bu fikrin garabeti de pek çok insanın kendisini, bu toplumsal çöküşün içerisinde görmemesidir. Ruhumuzun ve kalbimizin bizden beklediğini görmezden gelip, ailemizin, eşimizin, dostlarımızın yani kısaca ortasında bir yaşam sürdüğümüz toplumun bizi görmek istediği biçimde görünmek ve bu talebe göre davranış kalıplarını kabullenmelerimizin ürünü olan yaşantımız, düşünce ve duygularımızın dengesizliğinin gerçekliğini ortaya koyuyor. Bu durum, bizi kendi gözlerimizde değil, toplumun bakışlarında değerli kılacak ve iyi hissettirecek bir yaşam pratiğinin riyakâr varlığı haline getiriyor. Toplumu yargılarken toplumsal bakışın gözlerinde iyi, güzel ve değerli görünmek istiyoruz.

Yalnızlığına çekildiğinde eleştirdiği ve yargıladığına karşı neden iyi görünmek ister insan?

Ötekileştirmenin, aşağılanmanın, küçümsenmenin alabildiğince yaşandığı toplumsal çürümenin eşiğinde yaşamıyor muyuz?

Toplumsal değerlerin alt üst olduğu bu zamanda, kendimizi bu çöküşün dışında görmemiz bizleri daha iyi ve değerli mi kılıyor?

Bu soruya riyakârca bir yaklaşım göstermek, insanı kendine yabancılaştırır. Bu çöküşün bir parçasıyız. Ortadoğu’da insanoğlunun yazgısı Tanrı tarafında değil, kötünün iktidarları tarafından belirlenen bir kederle yazılmıştır. İdeal yaşam hayallerimizi bizim adımıza belirleyen ve gerçekte bizim istemediğimiz bir hayatı dayatan, o hayata teslim olmamızı isteyen güçlerin, iktidar olma ve yönetme heveslerine kurban ettikleri bir yaşam. Bunu gerçekleştirirken de toplumun-toplulukların, bizlerin onayı ile yapıyorlar. Modern çağda iktidar erki, kendisini seçimler yoluyla toplumun ve onu oluşturan bireylerin rızalarıyla inşa ediyor çünkü.

İktidara gelmenin yolu idealleştirdiği yaşamın iyi ve değerli olduğuna toplumu inandırmaktan geçiyor. Toplumsal iradeyi kendi egemenliklerine alma, bizzat toplumun onayı ile oluyor. İyinin kötüye hizmet ettiği, kişisel değer duygumuzun değersizleştirildiği, toplumsal yarılmanın etnik köken, inanç, ideoloji vb. üzerinden gerçekleştirerek kolayca yönetecek yığınlar yaratmak… İktidarın yarattığı kaos tehdidine karşı vaat ettiği ise güvenli bir yaşamın olanaklarına kavuşacakları yalanına yığınları inandırmak.

Toplumca onaylanmış bu deliliğin içerisinde artık gerçekte kim olduğumuz değil kimin yandaşı olduğumuz sorgulanır. İktidarlar, yarattığı hastalıklar sayesinde kendilerinin ve iktidarlarının sorgulanmaz gücünü, bu hastalığa kapılan yığınların değersizliğinden alır.

İnsanlık tarihi aynı zamanda toplumsal buhranların ve savaşların da tarihidir. Hitler gibi politik liderlerin tarih sayfalarına bıraktığı kara lekeler bunlara iyi bir örnektir.

Her gün öfkeli bir yüzle ile karşımıza çıkan politik liderlerin, nefret ve kin üreten cüretlerine referans olan ve destekleyen yığınların, kör bir şiddetin aracı haline geldiği bir dünyada yaşıyoruz artık.

Politik liderlerin her gün çoğalttığı yozlaşmış bir yaşam idealinin içinde olan yığınlar ile aynı çürümenin içinde olmadığımız fikri net bir cevabı doğurmuyorsa bile kısmen içinde olduğumuz hakikatini reddetmemiz hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Biz değerliysek yaşamımız neden bu kadar değersiz? Tersinden soracak olursak, yaşamımız değerli ise biz neden bu değersizlik duygusuyla yaşıyoruz? Bu iki soru arasında sıkıştığımızda ruhumuzu ve zihnimizi tatmin edebilecek cevaplardan çok egomuzu tatmin edecek cevaplar ararız maalesef.

İktidarların köleleştirdiği yığınlara sunduğu yaşamın bir parçası olmak kişiyi, insan onurunu zedeleyen, vicdanı körelten, şiddeti tetikleyen bir yaşamın ürünü haline getirir. Evet, toplumsal olandan etkileniyoruz ancak bizi insan kılan şey, ruhumuzun fısıldadığına kulak kabartıp, söylediği şeylere sadakatimiz olacak. Toplumsalın hastalıklı talep ve dayatmalarını ret ederek, ona boyun eğmeyerek yaşayabiliriz.

Her insana göre değişen değer ölçülerinin yargısal bir temeli vardır. Hakikat ölçüsü olarak kabul gören bu yargıların kökenleri binlerce yıl öncesine ait bir pratiğe dayanır. Ama bizler zorbalığa karşı direnen ve bunun bedelini ödeyerek adını tarihin sayfalarına yazdıran özgür ruhlu insanların mirasçılarıyız.

İdealler, özgür ve mutlu bir yaşam arzusudur ve bunun anahtarı da kendi irademizdir.

Hasan Yavuz
Hasan Yavuzhasanyavuz@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.