SON DAKİKA

Usta oyuncu Ayşen Gruda hayatını kaybetti

GÜNCEL, KÜLTÜR-SANAT, SİNEMA

Her savaş bir yıkımdır – Erhan Sezer yazdı

” Her savaş, adı ne olursa olsun, bir yıkımdır, insanların ölüm fermanıdır, üstüne yaşadığımız toprakların, doğamızın ölüm fermanıdır, insanlığımızı çürütür, vicdanımızı çürütür…”

Bu haber 29 Aralık 2018 - 23:08 'de eklendi ve kez görüntülendi.

” Nereye gitmeliyim, ne yapmalıyım? Ne hal bu böyle? Her tarafta kan, her tarafta ölüm, cinayet var. Her tarafı korku kasıp kavuruyor. Korkuyorum.” diye yazar Kürt romancı Mehmed Uzun, ‘Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık’ isimli eserinde ve şöyle devam eder. ” Kan ve korku öldürüyor beni. Beni öldürüyor bu ülke, bu insanlar beni öldürüyor… Ölüyorum…”

Ortadoğu coğrafyasına has bir durumdur şiddetin gündelik bir hayatın içinde yer alması. Sadece Ortadoğu mu, elbette hayır. Dünyanın farklı kıtalarında, pek çok ülkede yaşanılan acı olayları bilir, insan yaşamına ve onuruna yönelik alçakça saldırıların hikayelerini duyarız. Bu, geçmişten günümüze çok az değişen bir meselesidir dünyamızın. Mülkiyet ilişkisi ve sahip olma hırsı, tarihimizde olduğu günden beri insanın insana, doğaya ve hayvanlara yönelik saldırıları da hep olmuş; geçmişten günümüze bu savaşın kurbanları, istatistik defterlerin sayfalarını ziyadesi ile kabartmaya yetmiştir. Tabi, mesele sadece sayılarla ifade edilmeyecek kadar önem arz ediyor. ‘Fi tarihinde falanca bir yerde filanca bir savaşta şu kadar insan öldü’ tümcesi her ne kadar tarih kitaplarında sıklıkla karşılaştığımız bir ifade olsa da, tarih kitaplarına meraklı bir yazar olmanın ötesinde, ben, sade bir vatandaş olarak meselenin bu kadar basite indirgenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Zira her yapılan savaş aynı zamanda insanın var olma nedenlerini de aşındıran, insanı insan olmaktan uzaklaştıran korkunç bir trajedinin de kapısını aralar. Bir bakıma sıkılan her kurşun, ilk önce bir annenin göğüs kafesini delip, sonrasında hedefine ulaşır.

” Bütün savaşları, dövüşemeyecek kadar korkak olan, bu yüzden de kendileri adına dövüşmek için dünyanın gençlerini cepheye süren hırsızlar çıkarır.” diyen Emma Goldman’ın haksız olduğunu kim ileri sürebilir ki? Gerek ülkemde, gerek ise otoritenin hakim olduğu dünyanın farklı ülkelerinde, söz konusu liderlerin tıpkı bir can simidi ihtiyacı ile başvurduğu çarelerin başında gelir ‘savaş’ olgusu… Zira yönettikleri ülkede mahkemeler bağımsızlıklarını yitirmiş, adalet güçlü olanın hegemonyasına girmiş, ekonomi daralıp, işsizlik artmış ve geleceğe yönelik kaygılar güçlenmiştir. Böylesi zamanlarda her diktatör, kendi iktidarını güvence altında tutabilmek için halka karşı devamlı sahte düşmanlar yaratır ve bunun üzerinden siyaset yürütüp, sözde vatansever bir imaj çizmeye çalışır. Bu, tıpkı bir saatin işleyen mekanizması gibi asla şaşmaz. Çünkü, her diktatör gücünü öfkeden ve nefretten alır. Bu yüzden de mensubu olduğu millet kavramını yüceltip, dünyanın geri kalan milletlerini bunun aşağısında görerek, bu minval üzerinden vaazlarını sürdürür… Medya araçlarını ve iletişim kanallarını manipüle ettiği için bu siyasete uygun kara bir propagandaya başlayarak, idaresi altında tuttuğu toplumu tehlikeli bir güç sarhoşluğu içine sokup, ülkenin geleceğini bir uçurumun kıyısına sürüklemekten asla vazgeçmez.

Bu süreçte farklı düşüncelere yer yoktur. Savaş istemeyen, barış ortamının kurulması yönünde fikir belirten ve diyalogtan yana olan her kişi, hükümetin hedef sahasına çoktan girmiştir bile. Eğitimine, sosyal statüsüne, mesleğine ve yaşına bakılmaksızın, neredeyse hepsi süratle terörle ilişkilendirilir, itibarları zedelenmeye çalışılır ve kamuoyu önünde suçlu ilan edilir. Hatta öyle ki, işlerini bile yapmalarına izin verilmez. Pasaportlarına el konulur ve yeni bir iş bulmaları da engellenir. Bir bakıma çaresizliğe ve yoksulluğa mahkum edilmek istenir…

Seçim yolu ile iktidara gelip, sonrasında aldığı korkunç kararlarla dünyanın başına bela olan Hitler de, kitabın gereklerine uymuş, kendi otoritesine zarar verebilecek tüm muhalif pürüzleri temizlemiş, yoksul ve işsiz Alman halkına büyük ve parıltılı bir Alman imparatorluğu vaat etmişti… Ve hikayenin de sonunu bildiğimiz gibi Hitler, megolaman hırslarına yenik düşüp, milyonlarca insanın ölümü ile sonuçlanan bu savaşta mağlup olmuş ve tutuklanıp, yaptıklarının hesabını vermekten korktuğu için intihar ederek canına kıymıştı. Fakat bu süreçte olan Alman halkına olmuştu. Zira bu korkunç kıyımda dost dosta, baba oğula, komşu komşuya düşman edilmiş, kardeş kanı dökülmüştü…

Nerede olursa olsun, faşist ve gerici fikirlerle donanmış her lider, yapmak istediklerini gerçekleştirmek yolunda her engeli aşıyor gibi görünse de tarihin kendisine dayattığı hükmün üstünden gelemiyor işte. Daima öldürülme korkusu içinde yaşıyor. Bu korku bazen öyle bir raddeye ulaşıyor ki düzenli uykunun önüne geçiyor, tüm sağlık sistemini altüst ediyor… Hemen herkesten kuşku duyan bir akıl, hızla atan bir kalp, titreme nöbetleri geçiren bir gövde ve paronaya görmeye alışık gözler sunuyor böylesi yanlış bir çizgide ilerlemeye aday her kişiye…

Oysa tarihin onun omuzlarına yüklediği sorumluluk, bir bakıma insan haklarını ve barışı korumasından ileri geliyor. Yıkmak, yok etmek, kan akıtmak, öldürmek, yaşama hakkı tanımamak gibi sözcükler, takvim yapraklarının hangi sayfasında olursak olalım, bizi, duyarlı insanlar olarak utanca boğması gereken kelimeler olmalıdır. Güvenli, sakin ve huzurlu bir ülkede yaşayan herhangi bir insan, alakadar bağlar taşımamasına karşın dünyanın uzak bir yerinde insana, doğaya ve hayata yönelik bir saldırıda sesini yükseltip, bu tahribata yönelik sert eleştiriler getirebiliyor ve bu amaç doğrultusunda yaşıyorsa, o gerçek anlamda modern çağımızın duyarlı olma misyonunu taşımaya hak kazanmıştır.

Ülkemdeki barış için imza atıp, daha mürekkebin lekesi kurumadan haklarında soruşturma başlatılan aydınlarımızın yanındayım… Benim naçiz sesimi, kendi sesleri arasına kabul etsinler. Ben de bu suçu işliyorum. Ben de barıştan yanayım…

Bu makaleyi, büyük yazarımız Yaşar Kemal’in o etkili kelimeleri ile bitirmek istiyorum. Zira, o her şeyi ziyadesi ile güzel anlatmış;

” Her savaş, adı ne olursa olsun, bir yıkımdır, insanların ölüm fermanıdır, üstüne yaşadığımız toprakların, doğamızın ölüm fermanıdır, insanlığımızı çürütür, vicdanımızı çürütür…”

Erhan SEZER
Toronto

Erhan Sezer
Erhan Sezererhansezer@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.