SON DAKİKA

Halfeti’den Hasankeyf’e suya kurban edilmenin 19 yıllık özeti- Rabia Çetin yazdı

Bu haber 14 Haziran 2019 - 9:41 'de eklendi.

Dünya üzerindeki en eski yerleşim yerlerinden biri olarak yaklaşık 12 bin yıllık olduğu kabul edilen Hasankeyf’in Ilısu Barajı suları altında kalması an meselesi. Yaklaşık 50 yıllık bir enerji üretimi için Pers, Roma, Bizans, Emevi, Abbasi, Hamdani, Mervani, Artuk, Eyyübi ve Osmanlı gibi yirmiden fazla kültürün izlerini taşıyan Hasankeyf kurban edilecek.

Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılayacağı iddia edilen Ilısu Barajı suları tarihi Hasankeyf’in yanı sıra büyük bir arkeolojik alanı da yok edecek.  Her ne kadar bazı tarihi eserler taşınmış olsa da arkeologlar baraj gölü altında kalacak olan alanın ancak üçte birinin tarandığını daha taranması gereken çok büyük bir alan olduğunu sık sık dile getirmekte. Barajların yapımına başlandığında, temeller atıldığında dönemin siyasetçilerinin en sık kullandığı ifade “Bölge kalkınacak” olur. Savaşlara, doğa olaylarına, felaketlere karşı 12 bin yıl boyunda dimdik ayakta kalmayı başaran Hasankeyf suya kurban edildiğinde nasıl bir kalkınmayı beraberinde getirecek merak konusu açıkçası. Bunu görmek için Hasankeyf’in su tutmasını beklemeye gerek kalmadan yaşanmışlara bakmakta fayda var sanırım.

Hasankeyf’e komşu sayılabilecek yakınlıktaki Halfeti, Hasankeyf’i nelerin beklediğini gösterebilir belki. Hasankeyf gibi müthiş bir tarihi olmasa da ya da kitaplarda daha çok Rum Kalesi ile yer alabilse de Halfeti de tarihi kentlerden biri. Tarihi kilise ve camilerin, kalesinin, tarihi mezarların, mağaraların, bölgeye büyük sarı taşlarla ördükleri evlerle izlerini bırakan Ermenilerin, Kürtlerin, Türkmenlerin izlerini ve anılarının yaşadığı Halfeti 2000 yılında Birecik Barajı suları altında kaldı. Hemen akabinde kent Eski Halfeti ve Yeni Halfeti diye ikiye ayrıldı.

Birecik Barajı’nın uygulama sözleşmesi ve anlaşması 19 Mart 1993’te imzalandı. 23 Mayıs 1993’te dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in katılımı ile temel atma töreni yapıldı. Su ilk kez 99’da verildi Halfeti’ye, 2000 yılında ise tamamen suyun altında kaldı.

Yarısı suyun altında yarısı karada kalan camisi, suyun yüzeyinden görülen evleri ve çoğunluğu yaz aylarında olmak üzere tekne turlarıyla ‘gözde turistik’ kentler arasında gösterilip ‘Saklı Cennet’ olarak kabul edilen Halfeti’de 19 yılda neler yaşandığını bir Halfetili olarak şöyle özetleyebilirim:

Büyük taş evlerden, tek tip TOKİ evlerine…  

Bölgenin kurak iklimine inat her türlü meyvenin yetiştiği, müth hemen her ihtiyacın doğadan karşılandığı Halfeti’de ve Fırat Nehri kıyısında yani baraj gölü altında kalacak köylerde yaşayan insanlara evleri karşılığında büyük meblağlar verildi o dönem. Kimi kabul etti, kimi de uzun bir süre direndi. Taş evlerinin, tarihi mezarlarının, büyük bahçeleri bir kenara bırakıp daha rahat yaşayacağını düşünen Halfetililer yavaş yavaş düz bir ovaya TOKİ tarafından kurulan 3+1 evlerle Yeni Halfeti haline getirilen bölgeye taşınmaya başladı. Aldıkları meblağlarla ise kimi iş kurdu, kimi başka bir kentte ev aldı. Suyun geliş tarihinden önce sadece insanlar taşınmadı, koca meyve bahçeleri de yerlerinden edilip kimi evlerin bodrumlarında yakacak olarak yerini almaya başladı. Halfetililer ilk başlarda bu durumdan memnun kalsa da ‘Saklı Cennetten’ kovulduklarını çok sonra anlamaya başladılar.

Halfeti’nin tek kazananı müteahhitler

TOKİ tarafından yapılan ve tek bir ağaç gölgesinin bile bulunmadığı, temizlenmemiş bir heykeltıraş atölyesi gibi tozun, toprağın birbirine karıştığı ruhsuz ve tek tip evlerin kurulduğu ‘Yeni Halfeti’ye taşınanlar önce meyve bahçelerini, dahası doğanın bereketini özlemeye başladı. Ardından kışın daha sıcak yazın ise bölgenin sıcaklığına inat serin olan sarı taş evlere özlem artmaya başladı. Özellikle Halfeti’nin yaşlıları zamanla mezarlarını, anılarını, tarihlerini özler oldular. Yeni Halfeti onlar için asla gerçek bir yurt olmadı hiçbir zaman. Kendi halinde yaşayan bir kentken birden parayla tanışan ve gerçekten kalkınacağını düşünen insanlar paranın aslında kalkınmayı getirmediğini aksine yersiz, yurtsuz ve köksüz bıraktığını anlamaya başladılar. Zaten TOKİ’nin yaptığı evler ise zamanla çürümeye ve yerini müteahhitlerin diktiği apartmanlara bırakmaya başladı. Halfetililerin taş evlerde başlayan hikayeleri, küçücük apartman dairelerine hapsolmaya başladı. Kentin kazananı ise sadece müteahhitler oldu.

2013 yılında Cittaslow Uluslararası Koordinasyon Komitesi tarafından ‘Sakin Şehir’ seçilen bu ‘Saklı Cennet’ eski Halfeti’ye gezi yazılarında, bloglarda, gezi dergilerinde güzellemeler yapılırken ‘Yeni Halfeti’de yaşayanlara cennetlerinden kovuldukları için ne hissettikleri pek sorulmaz.

“Şehirler eskir mi hiç?”

Çekem Köyü eski Halfeti’ye su gelmeden önce 15 dakika uzaklıktaydı arabayla. Şimdi tekneyle ne kadar uzaklıkta bilmiyorum. Fırat’ın hemen bir kıyısına kurulmuş olan bu eski köy hem büyük meyve bahçeleri hem de tarihi mezarlarıyla inanılmaz güzellikte küçük bir köydü. Ben köyü ilk gördüğümde 9-10 yaşlarındaydım. Suyun gelişinden 1 yıl öncesi yani. Orada yaşayan akrabalarımız Yeni Halfeti’ye taşınanlar arasında. En çok onlardan duydum eskimeyen Halfeti’ye duydukları özlemi. Çocuklarını doğurdukları, büyüttükleri, evlendirdikleri, yaşlılarını sonsuzluğa uğurladıkları evlerinden geriye bir tek damları kaldı. Çekemli akrabalarımız hiçbir zaman Yeni Halfetili olmadı, olamadı. Yaşlıları artık yaşamasa da en çok onlar özlerdi evlerini. Bir keresinde akrabalarımızdan yaşlı bir amca şöyle demişti:

“Biz huzur gelecek, çocuklarımız iş sahibi olacak, mutlu olacağız zannediyorduk. Oysa köklerimizden kopardılar bizi… Evlerimizin, anılarımızın, yüzlerce yıllık köklerimizin olduğu yere eski diyorlar şimdi. Şehirler eskir mi hiç?”

19 yıldır suyun altında olan Halfeti ne kadar kalkınabildi?

Yeni Halfeti’ye uğradığınızda evlerin gölgelerinde oturan yaşlılardan çok duyarsınız hüzünle eski Halfeti’ye olan özlemi ve pişmanlığı… 20-30’lu yaşlarındakilerden ise vaat edilen kalkınmanın gerçekleşmemesinin getirdiği hayal kırıklığına şahit olursunuz. Hasankeyf çevresinde yaşayan ve evleri, köyleri su altında kalacak olan halka, “Halfeti gibi olacak burası. Su tuttuğunda daha çok turist gelecek siz de o turistlerin bıraktığı parayla zengin olacaksınız” deniliyormuş. Oysa Yeni Halfeti’de yaşayan eski Halfetililere sorduğunuzda ‘zengin’ olan pek kimseye rastlamazsınız… 2000 yılında su ilk tutmaya başladığında vaat edilen turizm geliri ve kalkınmanın yüzde 90’nun gerçekleşmediğini görürsünüz. 19 yılda eski Halfeti’ye gelen ‘ekonomik rahatlığı’ şöyle sıralayabiliriz:

-Son 3-4 yılda eski evlerden dönüştürülen 4-5 butik otel

-Çoğunluğu yazın olmak üzere günlük turlar düzenleyen 6-7 tekne

-Kentin tarihi yapısına saygısızca kentin tepesine kurulmuş bir otel

-Ve bakarken evlerin damlarının görüldüğü suyun üzerine kurulmuş 6-7 tane duba-restoran. Tanıdık birilerini devreye koyarak içki ruhsatı alabilenler kısmen daha ‘rahat’ alamayanla ise çay, kahve satışıyla ne kazanabilirse…

Suyun koca bir kente 19 yılda kazandırdığı zenginlik ve refah bu kadar!

Birecik Barajı ne kadar elektrik enerjisi üretiyor?

Gel gelelim barajın karşıladığı enerjiye:

Bazı mühendislerin verdiği bilgiye göre bölgedeki Atatürk ve Keban barajları dışında kalan diğer barajların hiçbiri beklenen enerjiyi üretemedi.

Uzunluğu yaklaşık 1.260 kilometre olan Fırat Nehri’nin üzerine kurulan barajlardan biri olan ve Halfeti’yi karanlık sularına gömen Birecik Barajı, 2015 verilerine göre o yıl 567 bin 356 kişinin elektrik enerjisi ihtiyacını karşılamış. Milyon bile değil…

Suya kurban edilen tarih

Birecik Barajı, Ermenilerin izlerini taşıyan Savaşan Köyü’nü, köydeki tarihi mağaraları, tarihi mezar taşlarının olduğu Çekem Köyü’nü, 1203 yılından 1293 yılında kadar Birleşik Ermeni Kilisesi Merkezi olarak kabul edilen ve Fırat’ın batı duvarında bulunan Rumkale’yi, Ermeni taş ustalarının izlerini taşıyan sarı taş evleri ve daha yüzlerce köyü, antik yerleşimi suya kurban etti. Tekne turları güzellemesiyle insanların tarihleri, mezarları, hayatları üzerinde dolaşılıyor aslında…

Hasankeyf’e ‘özendirme’ olarak örnek gösterilen ‘eski’ ve ‘yeni’ Halfeti’nin yaşadıkları bunlar…

Türkiye’nin ‘en büyük’ dünyanın da ‘sayılı’ barajları arasında sayılan Atatürk Barajı suları altında kalan tarihi ve antik kentler yok olup unutulduğu gibi 12 bin yıllık Hasankeyf’in yok olmaması dileğiyle…

Hasankeyf için geç değil!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.