SON DAKİKA

Haiti’de ayaklanma: Devrimci bir geçmişin ve geleceğin fısıltısı*

Tarım ülke ekonomisinin yalnızca %25’ini oluşturmasına rağmen, Haitili işçilerin yarısı bu sektörde çalışıyor. IMF’nin ticaret liberalizasyonu politikaları tarımsal ihracattaki tarifeleri düşürdü, tarıma yatırım yapmayı cazip olmaktan çıkardı, kırsal işsizliği arttırdı, aşırı kalabalık başkente göçü arttırdı ve ‘serbest ticaret bölgeleri’ içindeki küçük fabrikaların önünde sırada bekleyen bir işgücü ordusu yarattı. Haiti bir zamanlar kendine yeterli bir pirinç üreticisiydi, şimdi ABD’den ithal ediyor. 2018’deki mücadelenin baş kahramanı kentli işçi sınıfı ve yoksullardı, köylülükten, yani tarım işçileri ile küçük köylülerden çok az katılım olmuştu.

Bu haber 26 Şubat 2019 - 20:08 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Asya, Afrika ve Latin Amerika Halklarıyla Dayanışma Örgütü’nün (OSPAAAL) yayınladığı Tricontinental dergisi, 1980’de 119. sayısını Haiti’ye ayırmıştı. Başyazıda, ‘Emperyalistler Haiti etrafına bir sessizlik duvarı inşa ettiğinden, Haiti halkının mücadelesi hakkında çok az şey biliniyor’ diyorlardı. ABD ve müttefikleri, tam destek verdikleri Duvalier’nin diktatör rejimine karşı sürmekte olan halk mücadelelerini savunan uluslararası bir kampanyanın geliştiğini görmek istemiyorlardı. ‘Buna rağmen,’ diye devam ediyordu başyazı, ‘Haiti’deki cinayetleri ve toplumsal adaletsizliği kınayan ve halk mücadelesinin yayılışını duyurup dayanışmaya çağıran sesler, duvarların ardından duyulabiliyor.’

O duvar bugün de mevcut. Halk mücadelesini hakikaten anlayan bir ilgi, duvarın dışında nadiren gelişebiliyor.

Haiti’de Temmuz 2018’de hükümete karşı patlak veren protestolar giderek yükseldi. Protestoların ilk sebebi, Başbakan Jack Guy Lafontant’ın akaryakıt fiyatlarına %39 (benzin) ve %51 (dizel ve gazyağı) zam yapmasıydı. Fiyat artışı Brezilya ile Belçika arasında yapılan Dünya Kupası maçı sırasında duyuruldu. Hükümetin zam karşısında tepkiden kaçmak için bunu yaptığı düşünülüyor. Ama Başbakanın şansı yaver gitmedi. Maçın bitimi ardından saatler içinde binlerce insan sokaklara çıktı. Yollara barikatlar kurdular ve öfkelerini mağazalardan ve halkın çoğunluğunun satın alma gücünün olmadığı mallardan çıkardılar.

Hükümet zammı apar topar iptal etti. Ama protestolar sona ermedi. Akaryakıt zammından çok daha fazlası söz konusuydu artık. Halk daha ciddi talepler yükseltiyordu: Başbakan’ın istifa etmesi, protestolarda tutuklananların herhangi bir suçlama yapılmadan serbest bırakılması, asgari ücretin arttırılması… Makamına Haiti Başkanı Jovenel Moïse tarafından getirilmiş tanınmayan bir şahsiyet olan Başbakan Lafontant istifa etti. Moïse’nin selefini ilan etmesi iki hafta aldı—Jean Henry Céant, toprak gaspı konusunda uzman bir avukat olarak herkesin nefretini kazanmış bir adam, volè tè ya da bilindiği adıyla ‘toprak hırsızı’. Başbakansız geçen iki hafta boyunca iktidar, Başkan’ın ofisi ile Haiti Emniyeti’nin şefi Genel Müdür Michel-Ange Gédéon arasında kurulan hat üzerinden idare edildi. Meşru görülmüyorlardı ve Céant’ın atanması işleri daha da kötüleştirdi.

Hükümetin gayrimeşruluğu, halkın isyanlarına verdikleri adda da kendini gösteriyor—dechoukaj veya ‘kökünden sökme’. 1980’lerde Jean-Claude Duvalier rejimine karşı protestolarda kullanılan adlandırma. Halk onun defolmasını istiyordu. Bu hükümeti de kökünden söküp defetmek istiyor. Bunlar çok cüretkâr talepler. Haiti’nin 1791 devriminden kök alan, ABD işgaline karşı 1929 grevinde derinleşen ve Duvalier’lere karşı zorlu mücadelelerde daha da kökleşen, günümüzde ise kemer sıkma politikalarına karşı mücadelelerde ifadesini bulan tarihinin derinliklerinden geliyor bu talepler. Haiti halkı 1997’de IMF politikalarına ve ardından iki kere de akaryakıt zamlarına karşı (2000 ve 2003) ayaklandı. Bir bağımsızlık algısı ve adaletsizlik öfkesi ile kuşanmış durumdalar.

Tricontinental: Institute for Social Research (Üç Kıtasal: Sosyal Araştırma Enstitüsü) Eylül 2018 dosyasında, bu yaz Haiti’de yaşananları ve bunların uzun vadede ne anlama geldiğini işledi. Dosya, Brezilya’nın Topraksız İşçiler Hareketi’nden (MST) Jean Jacques Dessalines Dayanışma Tugayı ile Arjantin’in Patria Grande’sinin (Büyük Vatan) raporlarına dayanıyor. Onlara ayrıntılı, yerinden raporları için ve Plateforme Haïtienne de Plaidoyer pour un Développement Alternatif’den (Papda) Camille Chalmers’in yanı sıra Dr. Yvette Bonny’ye, Haiti’deki sağlık krizine ilişkin çalışmaları için teşekkür ediyoruz.

‘Kötü örneğin’ tarihi

Haiti’nin bugününü onun bir plantasyon köle adası oluşu, Avrupa ve ABD’deki sanayi patlaması için süper emek sömürüsü ile hammadde elde edilmesine yönelik bir merkez olarak tarihi şekillendirdi. Ama bu tarih, muhteşem 1791-1804 Haiti Devrimi ile yerle bir edilmişti. Haiti, 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başında, insanlığın ve insancıllığın öncüsüydü. Amerika kıtalarındaki öncü devrim, ihtimal verilmeyen devrim, lanetlilerin ve bıkkınların devrimi Haiti Devrimi’nden başlamıyorsanız, Haiti’yi anlatamazsınız. Bu devrim boğulacak ve ihanete uğrayacak bir devrimdi, sömürgeci plantasyon sahipleri ile onları destekleyenlerin mağlup etmeye çalıştığı bir devrimdi. Haiti devrimi ayakta kalabilseydi ne olurdu? Amerika kıtalarının kaderi ne olurdu?

Haiti Devrimi’nin zaferi—birkaç yıl sürmüş olsa bile—ve Siyah bir Cumhuriyetin kurulması büyük önem taşır. Trinidadlı tarihçi C. L. R. James, The Black Jacobins (1938, Siyah Jakobenler) kitabında, Haiti Devrimi’nin en net değerlendirmesini sunmuştur.

Ayaklanma tarihteki tek başarılı köle ayaklanmasıdır ve aşmak zorunda kaldığı zorluklar, ne kadar kapsamlı çıkarların söz konusu olduğunun kanıtıdır. Tek bir beyaz adamın önünde tir tir titreyen kölelerin kendi kendilerine örgütlenebilen ve çağın en güçlü Avrupa ülkelerini yenilgiye uğratabilen bir halka dönüşümü, devrimci mücadelenin ve başarının büyük destanlarından biridir.

Ancak, radikalliğine ve kitlesel desteğine rağmen, Devrim ticaret kapitalizminin yarattığı tahakküm diyalektiğini kırmayı başaramadı. Bu başarısızlık bir karşı devrim olmaktan ziyade—yani bir yenilgi—Brezilyalı sosyolog Florestan Fernandes’in (1980) önerdiği bir kavramla, ‘kesintiye uğramış bir devrim’ idi. Haiti’nin eşitsiz bir dünya kapitalist sistemi içinde bir tabiiyet konumuna sokulduğuna şüphe yok (Samsonov, 2010). Ama yine de, Haiti halkı bu konuma karşı mücadele vermeye devam etti. Devrimleri sadece kesintiye uğradı, yenilmedi.

Emperyalist güçlerin gözünde Haiti ‘kötü örnek’ olarak görülüyordu. Bir ‘köle ayaklanması’ fikri, plantasyon sahipleri ile bunların Avrupa ve ABD’deki müttefiklerine kâbus gibi geliyordu. Haiti halkı, Jean Jacques Dessalines’in (1758-1806) öncülüğünde, Danton ve Robespierre’in öncülüğündeki Fransız Jakoben kitlelerin ve Tupac Amaru II’nin öncülüğündeki yerli And halkının ruhu ile ayaklandı. Siyah, yerli ve köylü sınıfların ayaklanıp sömürü ve tabiiyet aparatını devirmesi, egemen sınıfları dehşete düşürdü.

Egemen sınıflar bu devrimi kaldıramadı. Muhakkak yok edilmek zorundaydı. Devrimci Haiti hızla tecrit edildi ve ambargoya tabi tutuldu. Haiti halkının küstahlığına öfkelenen Fransızlar ile müttefikleri, yeni cumhuriyeti cezalandırdılar. 1825’te, Fransızlar cumhuriyeti tanımak için Haiti’nin plantasyon sahiplerine kaybettikleri mülkler—insan köleler de dahil—için tazminat ödemesini şart koştular. Haiti’nin bu tazminatı ödememesi halinde Fransa askeri işgalle tehdit ediyordu. Haiti açıklarına on dört savaş gemisi geldi (Duval, 2017). Haiti’nin zenginliklerini zaten dibine kadar sömürmüş olan Fransa, şimdi Haiti halkının karşısına köle rejiminin kreditörü olarak çıkmıştı. Haiti 1820’lerden 1947’ye kadar, fahiş faiz oranlarıyla toplamda 22 milyar dolar yapan bu ‘borcu’ son kuruşuna kadar ödedi. Bu kapsamda bir zenginliği kaybetmek, Haiti’yi çok zayıf bir ülke haline getirdi.

Haiti’ye 1825’ten itibaren yapılanlar, 1959’dan sonra Küba’ya yapılanlarla aynıdır.

1898’de ABD Karayipler’de kendisini dayatmaya başladı ve İspanya-Amerika Savaşı’nda İspanya’yı yenilgiye uğratarak Küba’yı, Dominik Cumhuriyeti’ni, Haiti’yi ve Porto Riko’yu işgal etti (Bosch, 2017). ABD’nin Haiti’yi işgali döneminde, 1917’de yabancıların Haiti topraklarına sahip olabilmesini sağlayan—Haiti Devrimi’nin önderi Dessalines döneminden beri yasaktı—bir Anayasa yazıldı. Bu yasaya karşı ayaklanmalar, ABD Deniz Kuvvetleri tarafından ‘düzeni’ korumak için kurulmuş bir güç olan Haiti jandarması tarafından bastırıldı.

On beş ila otuz bin arasında Haitili ayaklanmanın bastırılması sırasında öldürüldü ama bu, 1919-1920’de bir köylü ayaklanması çıkmasını ve 1929’da bir dizi grev yapılmasını engelleyemedi. Bu ayaklanmaların bir bölümünün lideri—Charlemagne Masséna Péralte (1886-1919)—ve cacosdenilen ekibi, Haiti halkının çıkarlarını savunmak için savaştılar. Bir ABD askeri tarafından kalbinden vurularak öldürüldü. Péralte, Haiti’nin Sandino’suydu—1934’te benzer bir kaderle karşı karşıya kalan Nikaragualı devrimci.

Haiti Devrimi sadece ‘kesintiye uğramıştı,’ yenilmemişti.

ABD, 1950’den itibaren otuz yıl boyunca, François Duvalier ve oğlu Jean-Claude’un birbirini izleyen diktatörlüklerini destekledi. Duvalier’ler Haiti’nin dünya kapitalist sistemindeki bağımlı ve perifer ülke konumunu pekiştirdiler. Yaygın ekonomik huzursuzluk ve diktatörlük paranoyası, nüfusu kontrol etmek için aşırı şiddete başvurmayı getirdi. Duvalier’nin paramiliter oluşumu, ABD ordusu tarafından eğitilen Tonton Macoutes, bu dönemde 50 bin insanı katletti ve korku ve yalan üzerinden toplumdaki antikomünist ve halk düşmanı ideolojileri derinleştirdi. Duvalier rejimi 1986’da kitlesel eylemlerle yıkıldı.

Ama yeni ülke demokratik aşamasına Duvalier’ler ve şürekaları tarafından yoksullaştırılmış olarak girdi. Haiti IMF’ye gitti ve IMF, ABD Dışişleri Bakanlığı ile birlikte, zorunlu ticaret liberalizasyonu politikasını ‘önerdi.’ Önceki diktatörlükler sırasında yapılan ve halka hiçbir yararı olmayan borçlar affedilmeyecekti. Halk hareketi üzerinden bu sisteme karşı mücadele etme girişimleri—eski rahip Jean-Bertrand Aristide’nin öncülüğündeki lavalas (taşkın) hareketi—1994 ve 2004’te iki kez darbeyle engellendi. ABD ve müttefiklerinin dayatmasıyla, Haziran 2004’te Haiti’ye bir BM İstikrar Gücü (MINUSTAH) gönderildi. 2017’de, Associated Press BM güçlerinin acımasız bir işgal ordusu olduğunu gösteren ayrıntılı bir soruşturmanın sonuçlarını yayınladı. Kanıtlar, binlerce tecavüz ve işkence vakasının yanı sıra, Haiti için bir felaket haline gelen kolera salgının nasıl çıkarıldığını ortaya koyuyordu. Barış gücü, Haiti’de bulunma gerekçesine aykırı her işe bulaşmıştı.

Haitililerin çektikleri, Ocak 2010’da yaşanan depremle daha da kötüleşti. 300 binden fazla insan bu trajedide hayatını kaybetti. Haiti dünyanın insancıl duygularının hedefi olmak yerine, IMF’nin pençesine bir kere daha düştü: IMF, bu krizi, 114 milyon dolarlık bir borç vererek Haiti’nin bağımlılığını arttırmak için kullandı. Bu borcun şartları, o günden bu yana Haiti’nin egemenliğini ortadan kaldırmaya devam etti. Ülkenin ihtiyacı olan şey dayanışmaydı, tefecilik değil.

Haiti’nin tarihi fetih, işgal ve vesayetle örüldü. Dış dünyanın Haiti ile ilişkisini tanımlayan şiddet ve borç oldu. Sorunları için Haitilileri suçlamanın veya yaşadıkları trajedileri onların doğasına bağlamanın ırkçı bir yönü var. Bu açıklamalardan hiçbiri gerçeği yansıtmıyor. Aşikâr olanı, yani Avrupa, Afrika ve Amerika kıtaları arasındaki acımasız Atlantik ticaret üçgeninin rolünü (Grüner, 2010) ve Batı’nın Haiti’ye hiç nefes aldırmadığı gerçeğini gizliyorlar. Aynı bağımsızlık ve isyan hikayesi sürekli tekrarlanıyor: 19. yüzyılın Fransız bankerlerinden 21. yüzyılın IMF’sine, General Charles Leclerc’in karşı devrimci ordularından BM’nin MINUSTAH ‘barış’ gücüne, Napolyon’dan Bill Clinton’a, ticaret kapitalizminden finansal kapitalizme, plantasyondan plantasyona, şeker monokültüründen pirincin tahribine… Haiti’nin tarihinin kalbinde tabiiyet ile mücadele arasındaki diyalektik yer alıyor.

Geçmişten kopuş

Haiti Devrimi’nin hemen öncesinde, Fransız kolonici La Barre karısına yazdığı mektupta şöyle diyordu:

Zencilerimiz arasında hiçbir hareketlenme yok… Bunu akıllarından bile geçirmiyorlar. Son derece sakin ve itaatkârlar. Onlar arasında bir isyan çıkması imkânsız. Zenciler son derece itaatkâr ve hep öyle olacaklar. Kapı ve pencerelerimiz sonuna kadar açık uyuyoruz. Özgürlük onlar için kuruntudan ibaret. (Trouillot, 2017)

Emperyalist, madunların ebediyete kadar öyle kalacağını düşünüyor. 2018’de olduğu gibi 1791’de de, bu illüzyon gerçek olaylarla paramparça edildi.

Haiti’nin başkenti Port-au-Prince’de, 6 Temmuz 2018’de kitlesel bir halk ayaklanması patlak verdi ve ardından hızla ülkenin geri kalanına yayıldı. Protestolar radikaldi: halk birkaç saat içinde sokaklara hâkim oldu. Polis karakollara çekilmek zorunda kaldı. Sokak eylemleri arasında halkın mobilize olması, barikatlar kurulması, lastik yakılması, mağaza ve süpermarketlerin yağmalanmasının yanı sıra, ulusötesi şirketlerin ofislerinin, lüks otellerin ve hükümet binalarının yakılması da vardı. Yirmi kişi öldü ve sayısız insan yaralandı. Protestolara yanıt olarak, birçok sendika, kent ve köylü örgütlenmesi vs. 9-10 Temmuz’da Ulusal Saray önünde eylem ve genel grev çağrısı yaptı. Sendikaların ulaşımı durdurması ile, bu grev ülkede yaşamı tamamen felç etti. Halkın ayaklanmaya verdiği geniş desteğin göstergesiydi bu.

Ayaklanmanın kıvılcımını çakan akaryakıt zammı ve bu zamma nasıl karar verilip ilan edildiğiydi. Mayıs’ta hükümet IMF ile bir anlaşma imzalamıştı. Bu anlaşmada IMF, Haiti’nin alacaklılarına olan borçlarını ödemesi için ekonomiye dolar pompalamayı kabul etti. Bunun karşılığında Haiti de akaryakıt sübvansiyonlarının kaldırılması dahil IMF ‘reformlarını’ uygulayacaktı. Inter-American Development Bank, IMF ‘reform’ paketini uygulaması halinde Haiti’ye ekstradan 40 milyar dolar öneriyordu. Banka Haiti’nin yalnızca akaryakıt sübvansiyonlarını kaldırmasını değil, elektrik şirketini özelleştirmesini de istiyordu. Özelleştirmenin zorunlu sonucu olarak akaryakıt ve elektrik için daha yüksek ücret ödemek zorunda kalmak, hırsızlıklarla yoksullaşmış bu toplumdaki işçi sınıfı ve yoksulların sırtına muazzam bir yük bindirmek anlamına geliyordu.

Haiti Amerika kıtalarındaki en yoksul ülke. Aynı zamanda dünyanın da en eşitsiz ülkesi. Batı yarımküredeki en düşük Gayrisafi Milli Hasılaya sahip. İhracata yönelik imalat yapılan serbest ticaret bölgelerindeki asgari ücret, günde 5 dolardan düşük, nüfusun %58’i günde 2 dolardan azla geçinmeye çalışıyor. 10 milyon nüfuslu Haiti’de 6 milyon kişi açlık ve gıda güvencesizliği içinde yaşıyor. Resmi enflasyon %15 ama herkes fiyatların devletin kayda geçirmediği bir hızla yükseldiğini biliyor. Ulusal para ABD doları karşısında sürekli değer kaybediyor. 2010 depreminden yara alan altyapının büyük kısmı hala kötü durumda. Kırsal bölgeler tamamen göz ardı edilmiş ve tarımı yatırımsızlıktan bitme noktasına gelmiş halde. Sağlık ve eğitim alanı neredeyse hepten özelleştirildiği için nüfusun geniş kesimi bu hizmetlere hiçbir şekilde erişemiyor. Haiti’nin kamu maliyesi sefil durumda, maaşlar ödenmiyor ve zenginlikler ülke dışındaki vergi cennetlerine kaçırılıyor.

Bu bağlamda, bir milyon insanın yani her 10 Haitiliden birinin neden sokaklara çıktığını görmek kolay. Akaryakıt fiyatları ayaklanmayı katalize etti. Ama ayaklanma tek başına zamla ilgili değildi. Protestoların açığa çıkardığı radikal enerji, zammın geri alınması veya baskının arttırılması ile kontrol altına alınamıyordu. İşte buna dechoukaj—kökünden sökme deniyor.

Kökünden sökme

2018 Haiti protestolarına yabancı değiliz. Bunlar 1989’da Venezüella’daki Caracazo’dan 2011’de Mısır’daki Tahrir protestolarına benziyor. Bu protestolar, büyük ölçüde kırsal bir ülkede belirleyici bir kentsel karakter taşıyor. Bunlar sefalete karşı protestolar.

Köylü Sorunu: Bu sektör ülke ekonomisinin yalnızca %25’ini oluşturmasına rağmen, Haitili işçilerin yarısı tarımda çalışıyor. IMF’nin ticaret liberalizasyonu politikaları tarımsal ihracattaki tarifeleri düşürdü, tarıma yatırım yapmayı cazip olmaktan çıkardı, kırsal işsizliği arttırdı, aşırı kalabalık başkente göçü arttırdı ve ‘serbest ticaret bölgeleri’ içindeki küçük fabrikaların önünde sırada bekleyen bir işgücü ordusu yarattı. Haiti bir zamanlar kendine yeterli bir pirinç üreticisiydi, şimdi ABD’den ithal ediyor. 2018’deki mücadelenin baş kahramanı kentli işçi sınıfı ve yoksullardı, köylülükten, yani tarım işçileri ile küçük köylülerden çok az katılım olmuştu.

Tarih Yapıcılar: Tarım işçileri ile küçük köylülerin geniş bir köylülüğe sahip bu ülkede katılım göstermemesi, bize Marksist teorinin toplumsal dönüşümün aktörlerine dair klasik tartışmasını hatırlatıyor. Lenin’in 1917 Rus Devrimi’nde işçi-köylü ittifakı teorisine katkısından bu yana, ‘köylü toplumlarında’ işçi-köylü ittifakının devrimci bir dönüşümün temeli olduğu artık ezbere tekrarlanır hale gelmişti. Haiti gibi yerlerde, kent işçileri ile kır köylüleri arasındaki uçurum—aileler üzerinden köprü kurulsa bile—siyasi açıdan fazla büyük. Kırdan kente göç büyük bir yoksul denizi yarattı. Bu nüfus—toplumun dışındakiler—neoliberalizm karşıtı ayaklanmalar döngüsünün merkezi oldu hep (Bolivya’daki Su ve Gaz Savaşları’nda ve Arjantin’deki halk isyanları sırasında olduğu gibi). İşçi-köylü ittifakının olmayışına ve bu mülksüzleştirilmiş kent nüfusuna dikkat etmek gerekli.

Kendiliğindenlik: Gösteriler hızla yayıldı ve sükûnet havası birkaç saat içinde genel bir ayaklanmaya döndü ama ardından birkaç haftada dindi. Gösterilerin başlatılmasında ve sürdürülmesinde örgütlü güçlerin rolünün olduğu kesin ve bu güçler gerçekten de Temmuz’daki genel grevi örgütlediler. Ülkenin birçok yerinde, protestolar kendiliğinden patlak verdi ama yine de bir hedefi olan eylemler görüntüsü veriyorlardı: mülksüzleştirilmiş kitleler kenti öfkeleri ile doldurdular. Bunun kanıtı, lüks simgesi olan otel ve mağazalara, elçilik ve hükümet binalarına nasıl saldırdıkları ile görülebilir. Nüfusun kolektif öfkesiydi bu saldırıları tetikleyen. Öte yandan ayaklanmanın çökmesi, kendiliğindenliğinin zayıflığını da gösteriyor—Lenin ile Rosa Luxemburg arasındaki klasik tartışmada ele alınan bir mesele. İlki (kendiliğindenlik) kaçınılmazken ikincisinin (örgütlülük) zaruri olduğu açık.

Devrim değil protesto: Haiti’de yaşanmakta olan bir devrim değil. Temmuz olaylarının devrim olduğuna inanmak iyimser bir yorum. Olan şey neoliberalizm karşıtı protestolar, neoliberal politikalara karşı tepki şeklinde bir enerji patlaması. Kapitalizm ve neoliberal politikalar topluma çok sert darbe yaptı, toplumsal ve siyasal yaşamı parçaladı ve halkı çaresizliğe sürükledi. Kendiliğinden ayaklanmalar bu çaresizliğe karşı bir tepki. Yeni bir sınıf mücadelesi döngüsünün ortaya çıkışının örneği veya ideolojik ve örgütsel olarak sağlam bir gelişmenin ifadesi değiller. Sınıf öfkesinin izleri mevcut ama bunlar hareketlere ve örgütlenmelere kanalize olmalı. Bu krizlerin çözümü ve ürettikleri ayaklanmaların başarısı, bir dizi faktöre bağlı. En önemlisi de halkın örgütlü gücünün gelişmesi. Örgütlenme üzerinden hazırlık olmaksızın, her enerji patlaması kolayca yenilgiye uğratılabilir. Egemen sınıf bu yenilgiyi kendi iktidarını daha şiddetli konsolide etmek için kullanıyor.

Ama kötümserliğe de gerek yok. Temmuz 2018’deki kitlesel ayaklanma, bize ‘kesintiye uğramış devrimi,’ egemen sınıfların işitme menzilinin dışında örgütlenen fısıltıları hatırlatıyor. Yüzlerce yıllık talan ve toplumsal yıkıma rağmen, Haiti halkı isyan geleneğini hala kuluçkasında tutuyor. 1962’de, C. L. R. James Haiti Devrimi üzerine Siyah Jakobenler çalışmasını yeniden yayınlamıştı. Bu kez James, 1791 Haiti Devrimi’ni 1959 Küba Devrimi ile karşılaştıran bir bölüm eklemiş. C. L. R. James bunları kaleme alırken, ABD ve müttefikleri Küba’ya ambargo koyuyor ve Küba Devrimi’ni yok etmek için her yola başvuruyordu. Başarılı olamadılar. James’in Karayipler’deki isyanların karakterini tanımlamak için 1962’de yazıkları bugün de geçerliliğini koruyor:

Birbirine hiç benzemeyen bir dizi adada, süreç koordine olmayan bir dizi birikmenin püskürmeler, sıçramalar ve felaketler ile patlak vermesi şeklinde ilerliyor. Ama altta yatan içsel hareket, çok net ve güçlü.

Bibliyografya

•        L. R. James, The Black Jacobins: Toussaint L’Ouverture and the San Domingo Revolution, New York: Vintage, 1963.

•        Dmitri Prieto Samsónov, Transdominación de Haití, Ciudad de La Habana, Instituto Cubano del Libro, Editorial de Ciencias Sociales, 2010.

•        Eduardo Grüner, La oscuridad y las luces: capitalism, cultura y revolución, Buenos Aires, Edhasa, 2010.

•        Florestan Fernandes, A natureza sociológica de sociologia, São Paulo, Ática, 1980.

•        Jérôme Duval, ‘Haïti: De la traite à la dette,’ Politis, Septembre 19, 2017.

•        Juan Bosch: Para comprender Haití, ed. Matías Bosch Carcuro, Santo Domingo, Fundación Juan Bosch, 2017.

•        Michel-Rolph Trouillot, Silencing the Past, Boston: Beacon Press, 1997.

(*) Eylül 2018 – The Tricontinental

Kaynak: Monthly Reviewhttps://mronline.org/2018/09/18/dossier-8-the-uprooting-in-haiti/

Çeviri: Serap Güneş

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.