SON DAKİKA

Geceden sabaha değişen hukuk – Av. Gökmen Yeşil

Bu haber 17 Ekim 2018 - 23:06 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Son bir ay içerisinde ülkedeki hukuk pratiği açısından iki önemli örnek yaşandı. Gerçekten çabuk mu unutuyoruz yoksa unutmamıza yol açan çok fazla olay mı yaşıyoruz bilmiyorum ama son örneği hatırlatarak başlayayım. İstanbul 28. Ağrı Ceza Mahkemesi’nde yargılaması yapılan bir dosyanın Silivri Hapishanesi Kampüsü’nda kurulu duruşma salonunda 4 Ekim 2018 perşembe günü görülen duruşmada sanık müdafiilerinden Av. Ömer Kavili tutuklu müvekkili ile savunmasına geçmeden önce görüşme yapmak istiyor ancak mahkeme başkanı buna izin vermiyor. Av. Ömer Kavili yasayı hatırlatarak yaşanan durumun duruşma zaptına geçirilmesini talep ediyor fakat o da ne; mahkeme başkanı Ömer Kavili’nin duruşmadan çıkarılmasına karar veriyor. Av. Ömer Kavili jandarma tarafından darp edilerek duruşmadan çıkarılıyor ve buna itiraz eden Av. Nadide Özdemir’in de duruşmadan çıkarılmasına ve her iki avukat hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar veriliyor. Ertesi gün devam edecek olan duruşma için mahkeme önünde hazır olan avukatlar savcılık talimatıyla gözaltına alınıyor, Av. Nadide Özdemir adli kontrol kararı ile serbest bırakılırken Av. Ömer Kavili Silivri Sulh Ceza hakimi kararı ile tutuklanıyor. Ve dikkat edin bu kararlar 5 Ekim Cuma günü gece saatlerinde veriliyor. Buraya kadar yaşananlar tümüyle yasaya aykırı olsa da şaşırtıcı değil. Asıl şaşırtıcı olan hemen o gecenin sabahında Cumartesi günü mesai saatinin başlaması ile birlikte Silivri Başsavcılığı tutuklama kararına itiraz ediyor ve Av. Ömer Kavili apar-topar adli kontrol şartıyla serbest bırakılıyor ve kısmen de olsa özgürlüğüne kavuşuyor. Zira gerek Av. Nadide Özdemir ve gerekse Av. Ömer Kavili hakkında verilen adli kontrol kararı yasaya aykırı özgürülüğü kısıtlayıcı nitelikte kararlardır.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 149. maddesine göre avukat karakolda, adliyede veya duruşma sırasında müvekkili ile hiç bir kısıtlama ve engelleme olmadan görüşebilir. Diğer taraftan Avukatlık Kanunu’nun 58.maddesine göre de Avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Adalet Bakanlığı’nın vereceği izne bağlıdır. Yani Av. Nadide Özdemir ve Av. Ömer Kavili’nin duruşma sırasındaki davranışları suç olsa dahi Adalet Bakanlığı’ndan izin almadan soruşturma başlatılması, avukatların gözaltına alınması ve tutuklanması mümkün değil.

Diğer örneği de çok kısa bir şekilde hatırlatarak asıl sorumuzu soralım. Bilindiği üzere Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı ve şube yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 17 avukat arkadaşımız 12 Eylül 2017 tarihinden bu yana tutukluydular. 14 Eylül 2018 Cuma günü görülen duruşmada gece 22.30 sıralarında tamamının tahliyesine karar verildi ve arkadaşlarımız Cumartesi sabahı saat 08.00 gibi hapishaneden serbest bırakıldılar. Ancak aynı gün yani cumartesi günü yeniden toplanan aynı  mahkeme heyeti dosyada herhangi bir değişiklik yokken serbest bıraktığı avukatlardan on ikisinin tutuklanmasına karar verdi.

Şimdi sorumuz şu; geceden sabaha ne değişti de gece tutuklanan avukat sabah serbest bırakıldı, gece serbest bırakılmasına karar verilen avukatlar sabah yeniden tutuklandı.

Bu sorunun cevabı aslında başka bir sorunun cevabında gizli. Yani hukuksuzluk avukatlara mı yönelikti, baskı altında olan savunma mesleği mi, savunma hakkı nerede bitti.

Hukuk, hiç bir zaman siyasetten bağımsız olmadı. Ancak uzun bir süredir, diyelim ki Ergenekon, Balyoz gibi dava dosyalarından bu yana toplumsal mücadele alanı ve burjuva siyasi alanının hukuk eliyle dizayn edilmeye çalışıldığı süreci yaşıyoruz. Denebilir ki yargı, sivil(!) darbe müdahalesinin vurucu gücü haline geldi. Ergenekon ve Balyoz dava dosyalarından, binlerce Kürt siyasetçinin ve meslek mensubunun tutuklandığı KCK dava dosyalarına, Halk Cephesi, Devrimci Karargah, Barış Akademisyenleri, C. Başkanına hakaret davaları gibi sayabileceğimiz bir çok “torba dava” dosyasına kadar bir çok örnekte görülebileceği üzere hukuk siyasetin dizayn edildiği merkezi bir konumda duruyor.

Bu ve benzeri dava dosyalarında emniyet tarafından bilgiyle(!) donatılmış gizli tanıklardan üretilmiş delillere kadar sayısız hukuksuzluğun yaşandığı ortaya çıktı. Özellikle Fethullahçı çete tarafından yürütülen soruşturma ve davalarda ne gibi sahtekarlıkların yapıldığı kısmen de olsa itiraf edildi. Kısmen diyorum çünkü siyasi hesaplarla Ergenekon ve Balyoz dosyaları aklanırken devrimcilere ve Kürt halkına karşı yürütülen siyasi dava dosyalarındaki hukuksuzluklar yargı iktidarını Fethullahçı çeteden devralan ekiplerce devam ettirildi, ettiriliyor.

Avukatlar ve savunma mesleğinin önemi burada anlam kazanıyor. Yukarıda ifade ettiğim torba dava dosyaları ile sayamadığım birçok toplumsal nitelikteki dava örneklerinde iktidarın kullanışlı elemanı olan gizli tanıklar, üretilmiş deliller, işkence gerçeği vb olgular avukatlar tarafından ortaya çıkarıldı. Yargı eliyle yürütülen siyasi dizayn ve hukuksuzluklar avukatlar tarafından ortaya serildi, bir kısmı yargı ve iktidara kabul ettirildi, kabul ettirilemeyenler topluma teşhir edilmiş oldu. Sadece bu tür siyasi davalar yönünden değil, iş cinayetleri, kadın katliamları gibi örneklerde de avukatlar toplumsal mücadelenin önemli bir bileşeni, omuzdaşı oldu diyebiliriz.

O halde belirtmek gerekir ki asıl saldırı altında olan hak ve özgürlükler alanı, toplumsal mücadelenin kendisidir. Savunmaya yönelik saldırı avukatın savunma hakkının elinden alınmasıyla, tutuklanmasıyla değil, yurttaşların temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesiyle, bağımsız mahkemelerce verilmiş mahkeme kararı olmadan işlerinden atılmasıyla, işkence ile ifade almanın sistematik hale gelmesiyle, sahte delil ve gizli tanıklarla tutuklama ve mahkum etme pratiklerinin yaygınlaşmasıyla bitmişti zaten.

Dolayısıyla hukuk alanında geceden sabaha değişen bir şey yoktu. Yargı, hak ve özgürlükler alanına yönelik saldırının vurucu güçlerinden biri haline gelirken yasaya göre yargının kurucu unsuru olan avukatlar (az da olsa önemli bir kısmı) yürütme erkinin bir uzvu haline gelen yargının kurucu(!) unsuru değil, hak mücadelesi verenlerin omuzdaşı olmayı seçtiler.

Tutuklanan ÇHD’li avukatlara “neden Soma’lı işçilerin avukatlığını yapıyorsunuz” diye sorulması, Suruç katliamı davasında avukatlık yapan arkadaşlarımızın tutuklanması, Kürt halkına yönelik siyasi imha davalarında savunma görevini üstlenen meslektaşlarımızın tutuklama ve soruşturmalarla sindirilmeye çalışılması bu yönünle okunmalıdır.

Avukatların yasalarla açıklanamayacak şekilde gözaltına alınması, tutuklanması, gece tutuklananın sabah bırakılması, sabah bırakılanın akşam tekrar tutuklanması savunma mesleğine yönelik saldırının ciddi örnekleri. Avukatlara ve hatta Barolara yönelik saldırı ve baskılar artacak çünkü toplumsal mücadele baskılanmaya çalışılıyor. Çünkü avukatlar, kurucu unsuru oldukları(!) ama siyasi operasyon üssü haline gelen yargıyı tabir yerindeyse içten vuruyorlar, hak ve özgürlük mücadelesine yönelik müdahaleye yargı alanının içinde set kuruyorlar.

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şube Başkanı Av. Gökmen Yeşil

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.