SON DAKİKA

Fakat kim öldürebilir ki şiiri – Erhan Sezer yazdı

Bu haber 09 Temmuz 2019 - 9:25 'de eklendi.

Ölüm, bilinen, ama beklenmeyen bir sondur. Sanki insan sonsuza dek yaşayacakmış gibi hareket eder. Ta ki yaşlılık denilen zor zanaat gelip onun bedenine tebelleş olana dek.

Gezegenimizi dolduran insanların önemli bir kısmı birkaç nesil sonrasına kalıcı bir iz bırakmadan hayat sahnesinden tamamen kayboluyor. Hayatın rutin koşuşturmacası içinde yer alıp ömrünün en güzel yıllarını tüketerek nasıl yaşlandığını fark etmeye bile zaman bulamadan kurtuluş ümidini maneviyatta aramaya karar veriyor. Bir an için durup soluklanmamış, hayatın anlamı ve güzelliği üzerine düşünmemiş, hoş bir tabloya bakıp, gönlünce dans edememiş bu çoğul insan aklı, kendisine biçilen rolün hakkını verdikten sonra Tanrının günahlarını bağışlaması için ömrünün geri kalan kısmını mensubu olduğu bir dine adıyor. Artık gözlerini sonsuza dek rahatlıkla yumacağı o son mukadder gününü beklemeye başlayabilir.

Oysa bunun dışında sürüp giden hayatlar da olmuştur…

Otorite tarafından aşağılanmış, sürgünlere gönderilmiş, hapislere konulmuş, idam edilerek canları alınmış insan hayatlarına da tanık olmuştur parçası olduğumuz bu zaman dilimi.

26 Mart 922 tarihinde Bağdat’ın Bâbüttâk denilen semtinde önce kırbaçlanıp, burnu, kolları ve ayakları kesildikten sonra idam edilen Hallâc-ı Mansûr’un ” Yaşamımda ölümüm, ölümümde yaşamım, ölümü mutluluk sayarım…” sözü bin doksan yedi yıldır karanlığın dehlizinde geleceği aydınlatmaya devam ediyor. Bu büyük söz ustasının ölüm fermanına imzasını atan Halife Muktedir-Billâh, bu yolla gerçeğin nefesini keseceğini ve cehaletin bakî kalacağını düşünmüş, ama Mansûr’un canını almasına karşın onun nefesindeki şiiri öldürememişti. Mansûr, aradan geçen bin yıla rağmen geçmiş zamandan bugüne sesleniyor; somurtkan, öfkeli ve ulaşılmaz Tanrıyı gökteki yerinden çekip alarak onu insanın birer parçası haline getiriyor ve bu derin anlayışı ile zamane mollalarını öfkelendirirken zihnin berraklaşmasını da sürdürüyordu.

” Fakat kim öldürebilir ki şiiri? ” diye soruyordu diğer taraftan Şili edebiyatının büyük ozanı Pablo Neruda. ” Şiir, kedi gibi yedi canlıdır. İşkence ederler, sokaklarda sürüklerler, üstüne tükürürler, alay ederler, etrafını dört duvarlarla çevirirler, sürgüne yollarlar, fakat o bütün bunları yaşar, sonunda tertemiz bir yüzle ve gülümseyerek yeniden ortaya çıkar…”

Yaşamı boyunca güçlü siyasi duruşu ile bilinen Neruda, ülkesindeki ve diğer ülkelerdeki faşizme itiraz etmiş; militan bir şair tavrı ile şiirler karalamış ve ezilen sınıfların gözünde unutulmaz bir efsane olmuştur. Ülkesinin geleceğini, Amerikan hegemonyasına feda eden askeri cuntaya karşı nefesinin son zerresine kadar direnip, nasıl yaşadıysa öyle ölerek geride kalanlara onurlu bir hayat bırakmıştır… Onun yaşamı öyle etkileyici bir noktaya ulaşmıştır ki, cuntanın tüm yasaklarına ve engellemelerine karşın binlerce insan, bu büyük ozana karşı son görevlerini yerine getirmek için sokaklara çıkıp, cenazesine katılmıştır.

” Neden öldün Nazım? Senin türkülerinden yoksun ne yapacağız şimdi? ” diyerek Nâzım Hikmet’in yokuluğuna ağıt yakan bu büyük şaire şimdi onun izinden giden genç şairler eşlik ediyor ve hep bir ağızdan cunta karanlığına durarak, şiirin asla ölmeyeceğini haykırıyorlar;
Pablo Neruda!
Burada, şimdi ve her zaman!

Takvim yapraklarına düşen bir diğer hüzünlü tarih; 9 Ağustos 1936’dır. Doğduğu yörede Franco’nun adamları tarafından öldürülen Lorca, faşizme karşı direnmiş onurlu şairlerden yalnızca biriydi. O da tıpkı Neruda ve Nâzım gibi ülkesindeki gericiliğe karşı savaşmış, yüreğini halkının özgür geleceğine adamıştı. Otuz sekiz yıllık ömrüne unutulmaz dizeler ve saygın bir yaşam sığdırabilmiş olması onu her açıdan önemli kılıyor. ” Ben, bir gün doğup ve bir gün bu dünyadan çekip giden ve arkalarında bu geliş ve gidişlerinden herhangi bir iz bırakmayan yüz binlerce insan gibi yaşayamam.” diyen Füruğ’un işaret ettiği bir şairdi Lorca.

Aşağılanmış, hırpalanmış, sürgün edilmiş, kurşunlanmış, ama şiirleri ve kısa yaşamı ile ölüm karşısında direnmiş bir şair…

Karanlığın tüm saldırısına rağmen Federico Garcia Lorca’nın soluğu şiirlerinde yaşamaya devam ediyor;

Ölürsem
Açık bırakın balkonu.

Çocuk portakal yer.
(Balkonumdan görürüm onu.)

Orakçı ekin biçer.
(Balkonumdan duyarım onu.)

Ölürsem
Açık bırakın balkonu!

Evet, hiç kuşku yok ki Neruda haklıydı;
” Fakat kim öldürebilir ki şiiri? ”

Erhan SEZER
Toronto

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.