SON DAKİKA

Elbet adaletsizlik bir gün son bulur, güneş de açar… – Erhan Sezer yazdı

Bu haber 27 Aralık 2018 - 22:56 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Bazen sözcüklerin bir işe yaramadığına inanırım ve bunu birçok kez de yazılarımda belirtirim. Çünkü sözcükler sadece aklımızdan geçenleri anlatmamıza yararlar. Yaşadıklarımızı, duygularımızı, unutmak istediklerimizi ve derinden yüreğimize işleyen kırgınlıklarımızı anlatmakta çoğu zaman muvaffak olamazlar. Bunun yanında gözlerin aynasında parıldayan en ufak bir titreme bile binlerce sözcüğe denk gelen bir anlatım sunar karşısındaki ademoğluna…

 

İşte ben böylesi bir zamanı yaşıyorum bu sürgün ülkesinde. Anlatacaklarım ülkemi ve onun insanlarını ilgilendiriyor.

 

İnsan, ülkesinden uzakta bir yerde bir sürgün hayatı yaşamaya başladığı andan itibaren ister istemez kendisini politik bir figür olarak görmeye başlıyor. Dikkatine takılan, aklını meşgul eden her şey bu politik gözlemin kıskacından kurtulamıyor. Hele hele ülkesinde yaşanılan olaylar ziyadesi ile hukuk dışı bir noktaya varmışsa, güçlü olan haklı, yoksul olan ise haksız görülmüşse, korku ve ümitsizlik genel bir eğilim kazanmışsa ve de onun sözcüklerinden gayrı bir şeyi yoksa; umut etmekten, iyiyi, doğruyu, haklı olanı düşünmekten ve bir gün adaletsizliğin de son bulacağını hayal etmekten başkaca ne kalıyor ki elinde…

 

Daha geçenlerde Kürtçe konuştukları için bir faşistin öfkesini çekip, onun kirli elleri ile katle uğrayan bir babanın ve hastanede yaşam mücadelesi veren bir oğulun hikayesini okumadık mı? Bu, sanki hiç yaşanmamış gibi televizyon kanallarına yansımadı. Hemen hasıraltı edilip, söz konusu mesele farklı bir boyuta evrildi. Özünden uzaklaştırıldı… Fakat hepimiz biliyoruz ki, ırkçılık bir hastalıktır ve tedavi edilmediği takdirde gelecek adına daha da korkunç olayların meydana gelmesine sebep olacaktır. Onu tedavi etmenin yolu ise hastalığın gizlenmesinden değil, onu kabullenip, kararlılıkla onunla mücadele etmekten geçiyor.

 

Çağımızın bize yaptığı çağrı da zaten bu yöndedir. Daha yaşanılabilir bir dünya kurmanın yegane şartı budur. İnsanlar kimliklerinden, ten renklerinden, düşüncelerinden ve inançlarından dolayı yargılanmamalı, hedef gösterilmemeli, cezaevlerine konulmamalı, linçlere ve tehditlere maruz bırakılmamalı… Nerede insanlığa yönelik iğreti bir saldırı varsa, nerede bir hukuksuzluk yaşanıyorsa, nerede insan kimliğinden ve inançlarından dolayı yargılanıyorsa, buna ilk karşı gelen biz olmalıyız. Sesimizi, despotlara, gericilere ve ırkçılara yükseltmeliyiz. Onlara, bu dünyayı mahvetmelerine asla izin vermeyeceğimizi haykırmalıyız…

 

Polonya ziyareti sırasında Varşova Yahudi Gettosu’nda Naziler tarafından öldürülen insanlar için inşa edilmiş bir anıtın önünde birden diz çöken Federal Almanya Şansölyesi Willy Brandt’ın onuru kuşkusuz Erdoğan’ın onurundan daha az değildir. O, bu davranışı ile dünyada büyük bir yankı uyandırdığı gibi ayrıca temsil ettiği devlet geleneğinin de bir özeleştirisini yapmış, yaşanılan bu korkunç trajedi için soykırım kurbanların yakınlarından özür dilemişti.

 

Elbette Erdoğan için bu yönde bir davranış sergilemesini beklemiyorum. Bu, biraz fazla iyimser bir beklenti olur. Fakat olup bitenlerden dersler çıkartıp, yalanın ve öfkenin değil, aklın ve merhametin sesine kulak vererek yönetim işine yeni baştan başlaması gerektiğini düşünüyorum. Neredeyse her toplantıda sesini yükseltip, onu bunu azarlamak; kendisini eleştiren insanların mesleklerinin sonuna incitici sıfatlar koyarak söz konusu vatandaşlarını kendisine oy veren vatandaşlarına hedef göstermek ve bu anlamda ciddi bir mesai harcayıp, haksız olduğu konularda tam bir mağduriyet yaratma geleneğini sürdürmek, bana kalırsa bir liderin başvurmaması gereken demode şeyler olmalıdır.

 

Şimdi soruyorum. Kalplerini kırdığımız sadece Kürtler mi?

 

Peki inançları yok sayılan, inanç merkezleri devlet desteğinden maruz bırakılan, her türlü iftiraya, yalana ve inkara kurban edilen, yeri geldiğinde ise kanları akıtılan Aleviler?

 

Ya Ermeniler? Bir halkı incitmek, en kötüsü ise o halkın acısını tanımamak, sürekli inkar etmek!

 

Neden devletin gülümseyen yüzünü göremiyoruz bir türlü? Devlet dediğimiz şey halkına karşı neden bu kadar sert, bu kadar acımasız? Yoksa bu, Ortadoğu coğrafyasına has bir durum mu? Doğruların suç sayılmadığı, sen/ben kavgasının yaşanmadığı, insanların düşüncelerinden ve kimliklerinden dolayı yargılanmadığı, adaletin ve eşitliğin sağlandığı bir ülkeyi kurmak neden bu kadar zor ve bu kadar ağır bedeller gerektiriyor?

 

Henüz on beş yaşındayken hastanede hayatta kalma mücadelesi veren Berkin Elvan’ın annesini, kendisini dinlemeye gelen bir kitleye yuhalatacak kadar ne yaşamış olabilir ki bir cumhurbaşkanı? Muazzam bir güce sahip, hemen her şey onun kontrolünde, tek bir kelimesi bile hemen yerine getiriliyor. Hukuka aykırı olmasına karşın kendisine oldukça lüks bir saray bile yaptırdı. Ona karşı gelen kim varsa ya işsiz, ya cezaevinde, ya sürgünde ya da toprağın altında.. Ama yetmiyor işte. Hâlâ kendisini mağdur görebiliyor!! Nerede bir ‘diktatör’ ve onun başına gelen malum ‘sonu’ duysa, tüyleri diken diken olup, hemen üzerine alınıyor. Bundan da müthiş bir mağduriyet yaratıp, mahkemeleri kendi partisinin birer organıymış gibi kullanabiliyor… Madem kendisini bir diktatör olarak kabul etmiyor, ismi geçmemesine rağmen her söyleşide ‘diktatör’ sıfatını neden üzerine alınıyor? Bu, gerçekten de psikoloji uzmanlarının üzerinde düşünmesi gereken bir mesele olmalı…

 

Eksikliğini her geçen günü daha derinden hissettiğimiz büyük yazarımız Yaşar Kemal’in ‘umutsuzluktan umut yaratmak’ nasihatini çok sever ve bunu hayatımın her alanına daima uygulamaya çalışırım. Uzun lafın kısası; elbet bugünler de geçer, aklın ve merhametin iktidara geldiği günleri de görürüz. Elbet adaletsizlik de bir gün son bulur, güneş de açar, gün aydınlığa boğulur… Yeter ki karartmayalım sol mememizin altında yatan cevheri…

 

Erhan SEZER

Toronto

Erhan Sezer
Erhan Sezererhansezer@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.