SON DAKİKA

Eğer kadın varsa umut da vardır – Erhan Sezer yazdı

Bu haber 11 Mart 2019 - 10:51 'de eklendi.

Birkaç gün önce 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında ülkemizde ve dünyanın diğer ülkelerinde önemli etkinlikler gerçekleştirildi. Kadınların hayatın her alanında olmaları gerektiği, düşünceleri, kararları ve bedenleri ile tamamen özgür oldukları ve hiçbir otoritenin esareti altında yaşamayacakları vurgusu yapıldı, ki özellikle böyle düşünülmesi gelecek adına umut verdi bana.

Hiç kuşku yok ki ekmek, eşitlik ve özgürlük adına yürütülen bir mücadele, içinde kadınlar olmadan düşünülemez. Onların dillerinde yükselen her cesur kelime, bizi geleceğin aydınlık dolu günlerine bir adım daha yaklaştıracaktır. Karanlığın perdesi, salt erkek girişimi ile yırtılamayacağı gibi erkekler olmaksızın salt kadın hareketi de mutlak bir sonuç getirmeyecektir. Kadın hareketi, Behice Boran’ın deyimi ile sınıf mücadelesi ile bütünleşmelidir ki, yaşam ve toplum üzerinde kurulan kapital sistemin sömürü çarkı kırılıp, ardından kolektif bir hayata dayanan ışığın pütürleri görünebilsin.

Geçmişe dönüp baktığımızda, insanı özgürlüğe ulaştıran zahmetli yolda kadına düşen sorumluluğun ne denli fazla olduğunu görürüz. Öyle ki kadın sadece hayatı var etmediği gibi onu sürdürme ve koruma görevine de haizdir. Bu yüzden yaşamın kıymetini bilir. Erkeklere ait ellerin cehenneme çevirdiği bu dünyanın içinde ufacık kalan umudun son sıcaklığını taşır yüreklerinde. Dağılıp saçılan yaşamı toparlamak, takatsiz kalıp yere düşen aile üyelerini ayağa kaldırmak ve kendi ihtiyacı olanı ailesi ile paylaşmak, genelde kadında tanık olduğumuz erdemler gibi görünür. Ki çoğunlukla da hep böyle olur…

Elbette bir şeyi iyi idrak etmek gerek;

8 Mart 1857 senesinde ABD’nin New York şehrinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları talebi ile bir tekstil fabrikasında greve gider. Fakat polislerin işçilere saldırıp, işçilerin fabrikaya kilitlenmesi ve sonrasında çıkan yangında işçilerin fabrika önündeki barikatlardan kaçamaması sonucu 120 kadın işçi hayatını kaybeder.

Bu trajik hadisenin üzerine yaşanılanlar unutulmasın diye 1910 senesinde Clara Zetkin’in girişimi ve sonrasında Vlademir Lenin’in desteği ile 8 Mart ‘Dünya Emekçi Kadınları Günü’ olarak belirlenir ve her 8 Mart’ta başta tekstil fabrikasında yanarak hayatlarını kaybeden 120 kadın işçi olmak üzere dünyanın tüm emekçi kadınlarına dikkat çekilir. Lakin zamanla kapitalist sistemin müdahalesi ile içi boşaltılan bu gün, kadınlara özel ucuz ürünler, promosyonlar ve absürt süsleme kelimelerinden öteye gitmeyecektir.

” Çünkü kadınlar daha aşağı düzeyde olmasalardı büyüteç işlevini yerine getiremezlerdi… Çünkü kadınlar gerçeği söylemeye başlarsa erkeğin aynadaki görüntüsü küçülmeye başlar; yaşam karşısındaki uyumluluğu yok olur.” diyordu Virginia Woolf, ‘Kendine Ait Bir Oda’ isimli eserinde. Ne kadar da haklı bir tespit! Kadınlar, gerçeği söylemeye başladıklarında yüzyıllardır korku ve dayatma düşüncesi üzerine kurulu olan düzenin çatırdaması da beraberinde gelecektir. Böylece kadını kendisine ait bir nesne gibi gören gerici erkek aklın otoritesi sarsılacak, savaşlara yönelik itirazlar yükselecek ve yaşamın her alanda adil bir eşitliğe dayanması talebi yükselecek… Belki de bu yüzden kadınların gerçekleri konuşmalarını istemiyorlar. Belki de bu yüzden mücadelede çoğalan, sokaklara sığmayan ve güçlü sesleri ile kendilerine yönelik baskıyı ıslık çalarak protesto eden kadınların cesaretinden korkuyorlar.

” Ama belirleyici olan, aslolan ölüm değil, hayattır.” diyordu Sevgi Soysal. Hayat da ancak kadın, dünyanın her coğrafyasında tamamen özgür olduğunda anlam kazanacaktır. Kadının özgür olmadığı bir ülkede gerçek özgürlükten bahsetmek ne kadar akla uygundur, bilemem.

Kadının görevi yalnızca ev işlerini idare etmek, çocuk bakmak ve eşinin cinsel ihtiyaçlarını tatmin etmek gibi gerici akıl tarafından düşünülse de bu, asla gerçeği yansıtmaz. Kadın yeri geldiğinde eline silahı alıp, faşizme karşı savaşacak kadar cesur ve gözüpektir.

Nâzım’ın kaleminden Nazi faşizmine karşı savaşmış ünlü Partizan milisi Tanya için yazılmış şu dizeleri sizinle paylaşmak istiyorum;

Partizan kaldırılıp çıkarıldı tahtına.
Partizan
kolları bağlı arkadan
durdu urganın altında dimdik.

Nazlı, uzun boynuna ilmiği geçirdiler.

Bir subay fotoğrafa meraklı,
bir subay, elinde makina : Kodak,
bir subay resim alacak.
Tanya seslendi kolhozlulara ilmiğinin içinden
“- Kardeşler, üzülmeyin.
Gün yiğitlik günüdür.
Soluk aldırmayın faşistlere,
yakın, yıkın, öldürün…”

Bir Alaman vurdu ağzına partizanın,
genç kızın beyaz, yumuk çenesine aktı kan.
Fakat askerlere dönüp devam etti partizan :
“- Biz iki yüz milyonuz.
İki yüz milyon asılır mı?
Gidebilirim ben.
Ama bizimkiler gelecekler.
Teslim olun, vakit varken…”

Kolhozlular ağlıyordu. Cellat çekti ipi.

Boğuluyor nazlı, boynu kuğu kuşunun.
Fakat dikildi ayaklarının ucunda partizan
ve hayata seslendi İNSAN:
“- Kardeşler
hoşça kalın.
Kardeşler
kavga sonuna kadar.
Duyuyorum nal seslerini
geliyor bizimkiler!”

Cellat bir tekme attı makarna sandıklarına.
Sandıklar yuvarlandılar.
Ve Tanya sallandı ipin ucunda…

Sokakta, meydanda, okulda, fabrikada, barikatta, hayatın her alanında yürekleri özgürlükten ve umuttan yana atan, gerçekleri haykırmaya devam eden ve bize zorbalığa karşı savaşmayı öğreten dünyanın tüm onurlu kadınlarına bin selam… Eğer kadın varsa umut da vardır. Ve o umut bizi daha aydınlık dolu günlere götürmeye devam ediyor…

Erhan SEZER
Toronto

Erhan Sezer
Erhan Sezererhansezer@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.