SON DAKİKA

Dünyadaki en kötü şey – Erhan Sezer yazdı

Bu haber 07 Temmuz 2019 - 9:12 'de eklendi.

” Dünyadaki en kötü şey bir insanın son sığınağı olması gereken adalete, hukuka güvenini yitirmesidir…” diye yazar ‘Salkım Salkım Asılacak Adamlar’ isimli öyküsünde usta yazar Aziz Nesin. Zira bu alıntının konumuz itibariyle son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Nasıl olmasın? Dünyanın neresinde olursanız olun, eğer toplumsal kaideler ve yaşam dinamikleri tarafsız ve bağımsız bir adalet sistemi tarafından desteklenmiyorsa, o ülkedeki söz konusu idare biçimini demokratik bir kimlik olarak tanımlayabilir miyiz!

Dünyanın genel seyrine şöyle bir baktığımızda karşılaştığımız manzaranın pek de iç açıcı olmadığını görüyoruz. Savaş, yoksulluk ve baskı rejimi üçgeninde direnmeye çalışan insanların geleceğe dönük hayallerinin bu denli parçalanmış olmasının nedenini adalet sistemindeki belirgin yozlaşmada görmek gerekir. Şahsi menfaatleri icabı savaş kararı alıp, toplumsal düzeni kendi arzusuna göre şekillendirmek isteyen ve bu anlamda ülkedeki yolsuzluğu sıradan birer gündem haline getiren yöneticilerin bağımsız olmaları beklenen mahkemeleri hükümetlerinin bir parçası haline getirmesi, bu yozlaşmanın en kritik alanını oluşturur. Ki toplumsal alandaki suç oranlarının artması ve insanların hukuka, adalete güvenmemeye başlaması çoğunlukla bu minvale dayanır.

Eğer sürüp giden bir yanlışa tanıksanız, sizden beklenen, bu yanlışa itiraz etmektir. Göz yummak değil ya da desteklemek değil!

Şayet sizden bekleneni yapmakta güçlük çekiyorsanız, bir an için empati kurmayı deneyin. Yani kendinizi mağdur edilmiş, aşağılanmış, hakları hiçe sayılmış bir kişinin yerine koyun… Binbir güçlük ve zahmetle yetiştirdiğiniz evladınızın bir polisin yasal mermisi ile öldürüldüğünü, sonrasında kurulan mahkemede oğlunuzun canını alan polise işlediği bu cinayetin bedeli olarak 15 bin 200 lira adli para cezası kesildiğini ve bu adli skandaldan sonra karara itiraz edip, hakkınızı aradığınız için gözaltına alındığınızı hayal edin. Ne yapardınız?

” Onurlu yaşamak çok zor, ” der Emma Goldman ve ekler. ” ama onurunu koruyarak ölmek daha da zor. ”

Hayatını haksızlıklara karşı direnmeye adayıp, mahkemeden mahkemeye koşarak yoksulların, öğrencilerin, işçilerin haklarını aramış devrimci bir avukat geliyor gözlerimin önüne; Halit Çelenk… İsteseydi o dönemlerin baskıcı rejimi altında son derece rahat bir hayat sürdürüp, meslektaşları gibi kısa zamanda zengin olabilirdi. Fakat değil buna yeltenmek, bu gerici fikre aklında yer bile vermedi. Mahkemeler tarafından idamına karar verilmiş üç devrimci gencin savunmasını üstlenecek kadar cesur ve gözüpekti. Korkusuzdu, ama aradan yıllar geçmesine rağmen bu üç fidanın ismi ne zaman dilinin ucuna gelse gözlerinin dolup, sesinin titremesine neden olabiliyordu. Onurlu yaşamak zordu, ama yazarın dediği gibi, onurunu koruyarak ölmek daha da zordu. Adaletin olmadığı bir ortamda adaletin bulanık ışığını bulmaya çalışan Halit Çelenk gibi…

Her diktatör adaletin kendi lehine işlemesinden memnun kalır. Onu, ülkesinin geleceği ilgilendirmediği gibi insanların adalet sistemine yönelik güvensizliği de ilgilendirmez. Zira onun açısından geçerli olan tek şey, işlerin kendi planladığı şekilde ilerlemesidir… Diktatör, kendisi aleyhine konuşulmasını istemez. En ufak bir eleştiriye bile gelememesi bir yana bunda ısrarcı davranan vatandaşlarına hapishane yolunu göstermekten asla çekinmez. İktidarını sağlama alıp, işlediği suçlara devam edebilmesinin yegane yolunu bunda bulur. Bu doğrultuda yargı, polis ve hapishane üçgeni, kendisinde uyguladığı bir kalkan misali görev görür adalet talep eden her kimseye karşı…

Lakin her diktatör ne kadar istese de bunda tam bir muvaffak sağlayamaz. Çünkü gerçeğin sesi öyle cüretkârdır ki yalanın tüm örgütlülüğüne karşı bulduğu her delikten sızıp, yaşamın tüm alanlarına nüfuz ederek zulme ve zorbalığa karşı insanları bilinçlendirmeyi sürdürür… Her daim kendisine baskı uygulanan, iş bulması engellenen, sürgünlere gönderilen, hapse atılan, hakkında yalan yanlış haberler yapılan, hedef gösterilen ve gerici bir güruh tarafından onca değerli aydınla birlikte öldürülmek istenen Aziz Nesin gibi…Nerede bir haksızlık belirse, onun mizahi fakat etkili itirazını görmemek mümkün değildir. Kelimelerini öyle ustalıkla kullanır ki sadece söz konusu bir konuyu eleştirmekle kalmaz, ayrıca itirazına akılda kalacak raddede bir gerçekçilik yükler. Adaletin olmadığını bilir, zaten başına gelenler hep adaletin olmamasından kaynaklanır. Fakat yine de konuşmalarında, yazılarında, kitaplarında adaleti arar. Savaşa karşı barışı savunmak, otoriteye karşı özgürlüğün yanında olmak hükümet güdümündeki mahkemelerin nezdinde bir suç olarak değerlendirilse bile o, bildiğini okumaya devam ederek, sözcüklerinin umudu incinmiş insanlara cesaret verip, onların ayağa kalkmasına ve direnmesine yardım etmesini ister…

Özgürlük istemek suç değildir. Eşitlik talep etmek suç değildir. Gerçeği aramak suç değildir. Suç olan; bir ülkeyi sınıflara bölüp, anayasayı devreden çıkartmak ve halka karşı şiddet uygulamaktır. Suç olan; toplum ekonomik sorunlarla boğuşurken, yüzlerce odası olan irili ufaklı saraylar inşa ettirip, lüks ve şatafat içinde yaşamaktır. Suç olan; insanların önemli bir kısmının mutsuz olmasına sebep olup, ülkenin geleceğini uçuruma sürüklemektir…

Bunlar, hiç kuşkusuz dünyanın en büyük suçlarıdır…

Erhan SEZER
Toronto

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.