SON DAKİKA

Diktatörlüğü halkların direnişi yıkacaktır – Aziz Tunç yazdı

Erdoğan’ın zulüm diktatörlüğünü yıkacak olan yegane güç ise başta Kürt halkı olmak üzere halkların örgütlü mücadelesidir.

Bu haber 20 Mart 2019 - 14:06 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Türk devletinin içinde kliklerin varlığı ve bu klikler arasındaki çelişkilerin güncel siyasetin belirlenmesinden çok önemli olduğu bilinmektedir. Öteden beri Türk devletinin politikalarının bu kliklerin varlığı pozisyonları ve refleksleri üzerinde değerlendirilmesi, doğru ve isabetli sonuçlara ulaşmayı sağlayan bir yöntem olarak görülmüştür. Nede olsa, devlet içindeki çelişkilerden yararlanmak devrimci demokratik siyaset açısında önemlidir. Ancak bazen, devlet içindeki kliklerin durumuna dair tespitler yapmanın kolaycılığı, heyecan verici cazibesi olgunun gerçekliğinden kopmaya da yol açabilmektedir. Böyle bir sonuca yol açmamak için devlet içindeki kliklerin pozisyonlarını, gücünü, ilişkilerini doğru değerlendirmek önemlidir.    

Bu anlamda mevcut Türk devletinin özgün gerçekliklerini ve birkaç tarihi bilgiyi, kısaca hatırlamak faydalı olacaktır. Aslında sömürü ve baskı üzerine kurulmuş olan bütün devletlerin, esas gücü elinde bulunduran illegal bir bölümü bulunmaktadır. Bu illegal yapılanmalar, devletlerin bağlı olduğu kurallara değil, kendi temsil ettikleri sosyo-politik ihtiyaçlara göre faaliyet yürütmektedir. Ancak biz konuyu dağıtmamak için konumuz olan Türk devletinin illegal yapılanmasına bakalım. Türk devletinin illegal yapılanması, İTF’nin TM ile daha bir görünür olmuştur. Bu Osmanlı devletinden devralına illegal devlet yapılanması, yeni  Türk devletini oluşturan Kemalistler tarafından da, fonksiyoner olarak değerlendirilmiştir.

Türk  devletinin bu illegal yapılanması, esas olarak, ordu mit, yargı, yüksek bürokrasi ve medyanın önemli bir kısımını denetim altında tutuyor ve  hem toplum üzerindeki egemenliğinin devamını sağlıyor, hem de egemenler arası çelişkilerde önemli bir rol oynuyordu. 

Bilindiği gibi Türk devleti Osmanlı’nın mirası üzerinde yapılandı. Bu süreçte siyasal güç olarak, iki klik bulunmaktaydı. Kliklerden birisi, Osmanlı devletinin o gün var olan yapısını devam ettirmek isteyen Osmanlıcı-İslamcı klikti. Diğer klik ise Alman emperyalizmine uşaklık ederek Osmanlının daha da büyütülmesini tasarlayan, bunu için devletin yapısında bazı değişiklikler yapan İTF adlı yapılanmaydı.

Ancak bilindiği gibi dönemin koşulları, bu iki siyasal gücün ve bunlarla birlikte Osmanlı devletinin tasfiyesine yol açmıştır. Osmanlı’nın tasfiyesinden sonra bu iki klik, dağılmasını önleyemedikleri Osmanlı devletinin mali, siyasal, sosyal ve kültürel varlığı üzerinde, neyi kurtarabilirlerse onunla, bir Türk devleti kurmayı daha rasyonel bulmuşlar ve aralarındaki bütün çelişkilere rağmen birlikte hareket etmişlerdir.

Mustafa Kemal’in başını çektiği Kemalistler, İTF’nin yenilmiş ve dağılmış olmasının da yarattığı imkanları değerlendirerek, ciddi anlamda zayıflamış olan orduyu, dağılmış bürokrasinin büyük kısmını ve MİT’in önceli olan Teşkilat-ı Mahsusa’yı, yani illegal devleti ele geçirmişler ve yeni Türk devletini kurmuşlardır.       

Devleti elinde tutan Mustafa Kemal ve ekibi, devlet içindeki diğer klik olan Osmanlıcı-İslamcı kliği, hızla tasfiye etmeye başlamıştır. Topal Osman aracılığıyla işlenen cinayetler, M. Kemal’e suikast yapıldığı iddiasıyla Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Rıza Nur gibilerinin tutuklanması, İ. İnönü’nün tutuklanmakla karşı karşıya kalması, Kemalistlerin rakiplerini tasfiye etme veya etkisizleştirme süreçlerinin birer ifadesidirler. Böylece Osmanlıcı-İslamcı kliğin kimi öldürülerek, kimi sürgün edilerek,  kimi sessizliğe zorlanarak, kemalistlere boyun eğmek zorunda bırakılmışlardır. Elbette bu tasfiye süreci, Osmanlıcı-İslamcı kliğin, hem devlet içinde, hem de toplumsal hayatta, varlığını tümden ortadan kaldırmamıştır.

İTF’nin mirası üzerinde kendisini var eden Kemalistlerin bu mutlak egemenliği, 1950 yılına kadar aralıksız devam etmiştir. Bu tarihten sonra, Atatürk’ün ölümü, İ.İnönü’nün yalnız kalması, toplumda Kemalistlere karşı oluşan tepki ile birleşmiş ve Kemalistlerin  güç kaybetmelerine yol açmıştır.  

Bunun sonucunda 1950-1960 arasında Osmanlıcı-İslamcı ekip ile ırkçı ekip birleşerek, parlamento çoğunluğunu kazanarak hükümet olmuşlardır. Böylece Osmanlıcı-İslamcı klik, Kemalistlerin devlet içindeki gücünü zayıflatmış ve önemli bir mevzi kazanmıştır.

Bunu hazmedemeyen Kemalistler, hakim oldukları illegal devlet aracılığıyla 1960 darbesini yaparak, Osmanlıcı-İslamcı  ekibi etkisizleştirmişler ve yeniden hakim pozisyona geçmişlerdir.

Ancak bu tarihten yani 1960’lardan bu yana, toplumsal-siyasal hayata halkçı, ilerici devrimci, politik yapılar daha etkili ve güçlü bir mücadele dinamiği olarak dahil olmuşlardır. Bunun üzerine devlet içindeki kliklerin birbirleriyle çatışmaları daha sık yaşanmış ve daha farklı bir anlam kazanmıştır. 

1960’lardan 2000’lere kadar süren dönem içinde, Osmanlıcı-İslamcı  ve ırkçı klik, 1960 darbesinde yaşadığı hezimete rağmen, devlet içinde elde ettikleri mevzileri korumuş, hatta önemli ölçüde geliştirmişlerdir. Ancak ordu, MİT, yargı ve üst bürokrasi içinde henüz istedikleri güce sahip değillerdi. Ama Osmanlı-İslamcı ve Irkçı klik, katı Kemalist dönemde olduğundan daha etkili ve daha çok güçlenmiş durumdaydılar. Kemalistler ise esas iktidar odağı olan illegal devletin organlarında, ordu, MİT, yargı ve bürokraside güçlü olmanın avantajına sahipti. Bu durum bir anlamda, her iki kliğin de bilerek sürdürdüğü ikili bir yönetim şeklinde devam ediyordu. 

Böyle bir sonucun doğmasında sosyo-politik olarak toplumun, Osmanlıcı-islamcı ve ırkçı bir atmosfere mahkum edilmesinin belirleyici bir payı vardır. Bu dönemde devletin temel kurumlarından olan hükümeti yöneten AP/DP/Demirel, MSP/MNP/FP/SP/Erbakan, ANAP/Özal ve MHP/Türkeş gibi siyasal kimliklerin izledikleri, Osmanlıcı-İslamcı ve ırkçı politikalar, toplumun ve sosyo-politik yapılanmanın, gerici ve ırkçı bir biçimde şekillenmesini sağlamıştır. Kemalist cepheyi savunan CHP/DSP/Ecevit, Baykal gibi unsurların ise, hem genel anlamda demokratik/devrimci muhalefete, hem de demokratik Kürt muhalefetine karşı devleti korumak adına izledikleri aynı ırkçı-gerici politikalar, Osmanlıcı-İslamcı ve ırkçı kliğin varlığını korumasında ve geliştirmesinde önemli bir katkı yapmıştır.

Osmanlıcı-İslamcı, ırkçı kliğin, bu müsamaha ortamında, devlet kurumlarında gelişmesine dair çok fazla ayrıntı bilinmektedir. Bunun sonucunda ve 1960-2002 aralığında geçen süre boyunca, devlet içindeki Kemalist yapı erozyonuna uğrayarak zayıflamış, Osmanlıcı-İslamcı ve ırkçı yapı koalisyonunda oluşan klik ise güçlenmiştir. 2002’de Erdoğan’ın iktidara gelmesinden ve daha çok Ergenekon operasyonlarıyla Kemalist klik, büyük bir güç kaybı yaşamıştır. Elbette söz konusu Kemalist kliğin etkisinin azalmış olması onun devlet içinde topyekun yok edildiği anlamına gelmemelidir.

Ancak buna rağmen Osmanlıcı-İslamcı ve Irkçı klik, şu anda Türk devletinin ana hakim gücü durumuna gelmiş bulunmaktadır. İllegal devletin temel kurumları olan MİT, ordu ve yargıya yapılan operasyonlar ve başkanlık sistemi adı altında yapılan düzenleme bu amaçla yapılmış köklü ve yapısal düzenlemelerdir. Bunun sonucunda, Türk devletinin laiklik, yargı, dış politika, toplumsal hayatın şekillendirilmesi gibi bir çok temel politikası, köklü bir biçimde değiştirilerek yeni Osmanlıcı-İslamcı-Türkçü devlet yapılanması doğrultusunda çok önemli bir mesafe katedilmiştir.

Böylece başından beri Türk devleti içinde bulunan Osmanlıcı-İslamcı ve Türkçü klik, Kemalist klikle yaşadığı çatışmada “rövanş alarak”, Kemalistleri etkisizleştirmiş ve devlet iktidarına ana güç odağı olarak hakim olmuş bulunmaktadır.    

Bu durumda, illegal Türk devletinin, yani ordunun ve MİT’in içinde darbe yaparak Erdoğan’ı yıkabilecek, Kemalist veya farklı herhangi bir güç odağı kalmamıştır. Devletin muhtarından nüfus müdürüne, bekçisinde yargı mensubuna kadar herkesin, Erdoğan ve şürekası tarafında denetlendiği ve birbir türlü yolla bağımlı hale getirildiği bilinmektedir. Bu durum Erdoğan’ın ne güçlü olduğunu ve ne de yetenekli olduğunu gösterir. Ayrıca bütün bu güç birikimi Erdoğan’ı yenilmekten kurtarmaz. Tam tersine böyle durumlarda egemen güç sahiplerinin yenilmesini kolaylaştıran yeni fırsat ve imkanlar ortaya çıkmaktadır.

Bu açık gerçekler, yani AKP çetesinin ve Erdoğan’ın devletleştiği, Kemalist kliğin ciddi oranda zayıfladığı ortadayken, sanki  Kemalistlerin illegal devlet içinde egemenlikleri devam ediyormuş ve sanki bu yapı Erdoğan’ı yıkacakmış gibi bir yanılsama, ne gerçeklere uygundur ve ne de mücadeleye hizmet eder.   

Gerçek olan Erdoğan’ın yıkılmasının kesin ve çok uzak olmadığıdır. Erdoğan’ın zulüm diktatörlüğünü yıkacak olan yegane güç ise başta Kürt halkı olmak üzere halkların örgütlü mücadelesidir.  Erdoğan’ın devletin bütün güç odaklarını esas olarak kontrol altına almış olması, bu diktatörlüğün yıkılmasının koşullarını oluşturan bir avantaj olarak da işlev görebilir. Bu nedenle gerçek anlamda bu zulüm düzeninden kurtulmanın ve demokratik bir geleceği inşa etmenin çok mümkün olduğu “tarihi bir an” yaşanmaktadır. Bu tarihi an’ı feda etmeyecek siyasal bir birikim ve örgütlülüğün varlığı, kazanmanın teminatı olarak, korunmalı ve büyütülmelidir.  

Aziz Tunç
Aziz Tunçaziztunc@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.