SON DAKİKA

Çocukların gözünden hayatı sorgulamak – Erhan Sezer yazdı

Bu haber 08 Nisan 2019 - 17:53 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Hem okur kitlesi olarak çocukları seçip, hem de dünyanın çirkin yüzünü eserlerinde ustalıkla işlemek sanırım her yazarın altından kalkabileceği bir iş olmasa gerek. Ki kaleminden çıkan yapıtlarına baktığımızda, sözcüklerin tıpkı Kafka’nın deyimi ile başımıza çarpan güçlü bir çekiç darbesi yaratıp, içimizde bir yerde derin bir sızı yaratması, onun çocuklara dünyanın sanıldığı gibi toz pembe bir yer olmadığını göstermekteki çabasını kanıtlamaktadır…

Bahsi geçen kişi Kanada edebiyatının yetiştirdiği önemli yazarlardan biri, Deborah Ellis’tir.

Yazdığı kitapların konuları farklı olsa da asla değişmeyen özelliği ile özgün olmaktaki ayrıcalıklarını korurlar. Zira hepsinde dünyayı içindeki tüm hikayeleri ile birlikte çocukların gözlerinden görür, kulaklarından duyar ve sarf ettikleri sözcüklerinden öğreniriz. Örneğin, ”Looking For X” isimli eserinde, 11 yaşındaki Khyber’in yaşamın güç yönleri ile erken tanışıklığını okuruz. Toronto şehrinin parıltılı caddelerinin ardındaki sokaklarda insan hayatının ümitsizliğine tanık oluruz. Eski bir striptiz dansçısı alkolik bir annenin ilgisizliğine alışık olan Khyber, iki otistik kardeşin sorumluğu altında yaşamına yön vermeye çalışır. Fakat bazı şeyler istediği gibi olmaz. Sistemin, kendisine dayattığı rol modeli kabul etmez ve bir gün uzak coğrafyalarda bir keşifçi olarak yaşamanın hayali ile kendisini avutur.. Kaldığı apartmanın ön cephesinde yer alan bir banka oturup, küçük arkadaşının kendisini ziyarete gelmesini bekleyen sıradışı bir karakter de hikayenin içindeki yerini alır. Khyber, defalarca kez yanına gidip gelmesine karşın ismini asla öğrenemediği bu kişiye ‘X’ adını verir ve onun üzerinden yaşamın karmaşıklığı ve sahteliği üzerinden bir yorum getirir. Büyüklerin mahvettiği, bunun ceremesini de küçüklerin çektiği sıkıntılarla dolu bir yaşamdır bu.

Deborah Ellis, bu defa hikayesini Filistin’in sıcak ve sert topraklarına götürür. Fakat, oldukça sıradışı bir anlayışla yapar bunu. ” The Cat At The Wall ” isimli eserinde; on üç yaşında geçirdiği bir trafik kazası sonucu hayatını kaybeden Clare, ülkesinden çok uzakta bir yerde, Filistin’de bir kedi olarak dünyaya döner. Çöp tenekelerinde yemek atıkları ararken bir gün diğer aç kedilerin saldırısına uğrar ve can havli ile onlardan kaçarken tesadüfen Filistinli bir ailenin terk edilmiş evine sığınır… O esnada ev iki İsrail askerinin gözetimi altındadır. Daha sonra hikâyeye, annesi ve babası İsrail askerleri tarafından katledilen Filistinli bir çocuk da dahil olacaktır. Eserde bu defa bir kedinin gözünden dünyayı, hayatı, insanları ve savaş olgusunu görüyoruz…

Çocuklar başta olmak üzere okura verdiği mesaj nettir; Savaş, yıkımdır. Savaş, felakettir. Savaş, ayrılıktır. Savaş, yok olup giden çocukluk hayalleridir.

Hikayemiz, bu sefer ” My Name İs Parvana ” isimli eserinde Afganistan’da geçer. Afganistan’daki Taliban baskısına rağmen ideallerinden vazgeçmeyen cesur Parvana’nin öğretici yaşam öyküsüne tanık oluruz. Yurtdışından gelen bağışlarla mütevazı bir okul kurulur. Okulun amacı tüm çocuklara modern bir eğitim verip, daha iyi bir ülkenin temellerini atmaktır. Fakat bu sanıldığı gibi kolay olmaz. Cehalettin ve gericiliğin aydınlığa yönelik saldırısı her geçen gün artar… Diğer taraftan ise işgalci Amerikan ordusunun da tacizleri başlar. Askerler tarafından terörist iddiası ile gözaltına alınan Parvana’nin bu süreçteki cesaretine ve kararlılığına da şahit oluruz aynı zamanda…

Deborah Ellis, kuşkusuz bu hikayesini salt bir düşlem yeteneği ile yazmamıştır. Sık sık yolculuğa çıkmış, yabancı ve kadın olmasının yarattığı riske karşın hikayelerinin geçtiği Ortadoğu coğrafyasını dolaşmış, mülteci kamplarını gezmiş, insanlarla röportajlar yapıp, insanı çaresiz ve değersiz bir konuma sokan yoksulluğu ve savaşı bizzat yerinde görmüştür. Eserlerinin ödüle değer görülmesinin, yarattığı karakterlerinin bu denli akılda kalmasının etkileyiciliği de burada yatıyor olmalı. O, diğer çocuk edebiyatı yazarlarının aksine yapıtlarında ciddi şeylerden bahsediyor; bir çocuğun dilinden savaşlara, cehaleteve yoksulluğa lanetler okuyup, onun çığlığı oluyor. Hem de bunu binlerce kilometre uzaktan, Kanada’nın rahat ve sakin hayatı içerisinde yer alıp, dünyanın sorunlarına duyarlı bir yazar olmanın sorumluluğu ile yerine getiriyor.

Onun sesini yalnızca Ortadoğu’da değil, Hindistan’ın arka sokaklarında da duyarız. Kitabın ismi ” No Ordinary Day ” Oldukça ilginç ve bir o kadar da tanıdık bir hikaye. Ailesini küçük yaşta yitiren yetim bir kızın Kalkuta sokaklarında hayata tutunma çabasını okuruz. Hindistan’daki hayatın bir diğer yüzünü, yoksulluğu, hastalıkları ve cehaleti görürüz ayrıca küçük Valli’nin atıldığı maceralarda… Cüzzam hastalığına yakalandıktan sonra tesadüfen bir doktora rast gelir Valli ve onun yardımı ile hastaneye yatırılır. Aşırı meraklı oluşu, kendisine yardım eden kadın doktor gibi onu ileride başarılı bir doktor olmak istemeye yönlendirecektir…

2006 yılında çok satan ” I Am A Taxi ” isimli romanında da okurlarına bir şeyler anlatma disiplininden vazgeçmez Deborah Ellis… Bolivya’nın sert yüzünü gösteren etkileyici bir romandır bu. Anne ve babası, yanlış bir anlaşılma sonucu kokain üreticisi suçlaması ile cezaevine konulan ve çocukluk dönemini annesi ile birlikte hapishane koğuşlarında geçiren küçük Diego’nun hikayesi… Sömürgeciliğin, uyuşturucu kartellerinin, sokak çatışmalarının ve geri kalmışlığın bir çocuğun gözlerindeki anlamı ve tezahürü… Küçük Diego’nun hikaye boyunca kendisine kural edindiği daima şu olmuştur;

”Zorbalar hep vardır ve var olmaya devam edecektir. Bu yüzden onlara güçsüz olduğunu ve korktuğunu asla gösterme…”

7 Ağustos 1960 yılında Kanada’nın Cochrane şehrinde doğan Deborah Ellis, halen yazmaya, üretmeye, aydınlatmaya ve yetişkinlerin mahvettiği bu dünyada çocukların çığlığı olmaya devam ediyor. Sadece bu kadarı ile de kalmıyor. Kitaplarından elde ettiği gelirle, Afgan kızlarının eğitimi için fon kuruyor, onların iyi bir eğitim alması için güçlü bir destek sağlıyor…

Not; Deborah Ellis’in Türkçe’ye çevrilen iki eseri bulunmakta. Biri; Kabil Sokaklarında Bir Kız: Parvana, diğeri ise; Duvardaki Kedi… Her iki eser de kesinlikle tavsiye edilir…

Erhan SEZER
Toronto

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.