SON DAKİKA

Ciddiyet asık suratlılık değildir – Ercan Ayrancı

Bu haber 14 Ağustos 2018 - 0:49 'de eklendi ve kez görüntülendi.

“Gülmek için mutlu olmayı beklemeyin belki de gülmeden ölürsünüz” diyor Victor Hugo ve yüz yıl sonra ekliyor Deniz Gezmiş “Gülmek devrimci bir eylemdir”

Deniz Gezmiş’in sözü bugünlerde mahkeme kapılarında, işkencehanelerde pratiğe geçiriliyor pek çok kişi tarafından. Devrimci önder Ernesto Che Guevara’nın “Dik dur ve gülümse. Bırak neden gülümsediğini merak etsinler” sözünü yere düşürmemecesine, tutuklanacaklarını bildikleri mahkeme salonlarına gülümseyerek giriyor devrimciler. İşkence tezgahlarında teslim alınamayan umudu simgeliyor gülümsememiz. İşkencede katledilen her devrimci için anlatılan tanıklıklara bakın, hepsinde ortak ifade asla umutsuz ve karamsar olmadıklarıdır.

Gülmek devrimci bir eylemdir evet, teslim alınamayan umudumuzun simgesidir gülümsemek. Tutsak kaldığında bile kendisine, inandıklarına güvenen insan gülümsüyor, tıpkı Victor Jara’nın tutsak edildiği stadyumda gitar çalıp şarkı söylemesi gibi.

İlk kez demiyoruz “Gülmek devrimci bir eylemdir” diye. Mesela, Deniz Gezmiş’in Yusuf Aslan’la duruşma sırasında çekilmiş bir fotoğrafı var aklımda. Deniz’in elleri göğsünde birleşmiş, Yusuf öne doğru eğilmiş, ellerini dizlerinin arasında birleştirmiş.
Hatırlarsınız…
Gülümsüyorlar…
İçten, inanç ve sevgiyle…
O sırada karşılarında, yüksek kürsülerde oturanların adlarını hatırlamıyor çoğumuz ama muhtemelen iki devrimcinin gülümsemesi karşısında devletin o pek ciddi, o pek suratsız haliyle hukuku temsil ettiklerine inanıyor, böbürleniyor, mağrur ifadeleriyle içerideki jandarmaya, bu gülümsemeleri bitirmesi için emir vermeye hazırlanıyorlardı. Devrim orada, o kifayetsiz kalan böbürlenmenin karşısında gerçekleşti bir kere… [1]

Mahir Çayan ve Ulaş Bardakçı’nın mahkeme salonunda karşılaştıkları ve birbirlerine yürekleri titretircesine sarıldıkları görüntüyü hatırlayın. Kim durdurabilir yüzlerimize dokunan gülümsemesini Mahir’in.

İşte umudumuz bu gülümsemedir bugün.

Deniz Faruk Zeren’in dün yine bu sayfalarda yayımlanan “Gülme! Çekiyorum” başlıklı yazısını bu duygular ile üzülerek okudum. Üzülerek diyorum çünkü yazarın “zırvalık – çürütücü bir hastalık” olarak değerlendirdiği “şey” olan umudu hala taşıyanlardan biriyim.

Bir tanıklık ile devam edelim. 13 Aralık 1997’de Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nde işkencede katledilen ve polis tarafından intihar etti denilen Burhanettin Akdoğdu (Bekir Kilerci)’nin son gününü anlatıyor Mehmet Ali Yazıcı.

“Gözaltına alınışımın beşinci günü (12.12.97) akşamı isminin Burhanettin olduğunu öğrendiğim, Bursa’da gözaltına alındığı belirtilen kişiyi getirdiler. Bankonun karşısındaki hücrede olduğum için kayıt işlemlerine tanık oldum. Kayıt sırasında moralinin oldukça iyi olduğunu gördüm. Karamsar hiçbir hava yoktu. Gülümsüyordu. Yoğun hakaret ve küfürle üzerinde büyük bir psikolojik baskı oluşturmak istedikleri belli oluyordu. Fakat Burhanettin gülümsemeye devam ediyordu.”

Müziğe dair, yakın dostu olan Parra’ya hitaben, “Violeta Parra’dan teslim aldım bu duyguyu. Yapmakta olduğumuz şeylerin kıtasal değeri olduğuna, kitleleri sürüklediğine inanıyorum. Devrimci şarkı, devrimci güçtür. Bütün üçüncü dünya ülkelerinde sözü geçen güçlü silah” diyen Viktor Jara’nın son anlarını hatırlayalım hep birlikte;

16 Eylül 1973 sabahı üniversitede bir konsere giderken, elinde gitarıyla gözaltına alınan Victor Jara, silah zoruyla evlerinden alınıp Santiago’daki Şili Ulusal Stadyumu’nda toplananların arasına konuldu.
Şili Ulusal Stadyumu’nu dolduran binlerce devrimci arasında bulunan Victor Jara, gitarıyla Unidad Popular’ın ünlü şarkısını, “Venceremos”u söylemeye başladı.

Venceremos!
Kıralım zincirlerimizi!
Venceremos!
Zulme ve yoksulluğa paydos!
Biz kazanacağız…

Jara’ya biraz sonra stadyuma doldurulan binlerce kişilik devrimci tutuklu bağıra bağıra eşlik edip söyledikleri bu şarkı, stadın en yüksek rütbeli gestapo subayı, Pinochet’in sağ kolu, işkenceci Albay Mario Manriguez Bravo’yu öfkelendirir. Havaya ateş emrini verir. Stadyum mermi sesleri ile inlerken şarkı hala devam etmektedir.
Pravda gazetesi muhabiri Vladimir Çernisev, Jara’nın son anlarını anlatıyor
“Victor Jara dudaklarında şarkıyla öldü. Onu yanından hiç ayırmadığı refakatçisiyle, gitarıyla birlikte stadyuma getirdiler. Ve şarkı söylemeye başladı. Öbür tutuklular, gardiyanların ateş açma tehdidine rağmen melodiye eşlik etmeye başladılar. Sonra bir subayın emri ile askerler Victor’un ellerini kırdılar. Artık gitar çalmıyordu, ama zayıf bir ses ve gülümseyen bir yüzle şarkı söylemeyi sürdürdü. Bir dipçikle kafasını parçaladılar ve diğer tutuklulara ibret olsun diye ellerini kesip tribünlerin önüne astılar.”[2]

Victor Jara’nın işkenceden geçirilip, 44 mermiyle delik deşik edilmiş bedeni dört gün sonra Santiago Mezarlığı yakınlarında bulunur ve eşi Joan tarafından toprağa verilir…[3]Bizler her şart altında umudunu, direncini yitirmeyenlerin önünde saygıyla eğiliriz. Belki Zeren’in Gülmek nerden “devrimci bir eylem” oluyor arkadaş? Kim öğretti bunu size? Nereden başladı bu böyle? sorularının yanıtı olamasam da üzüntümü belirtmiş olayım.

Son söz olarak: Gülmek devrimci bir eylemdir evet ciddiyet asla asık suratlılık değildir.

 

[1] https://m.bianet.org/biamag/siyaset/165117-bir-ihtimal-daha-var-o-da-gulmek-mi-dersin

[2] https://www.wikisosyalizm.org/Victor_Jara#cite_note-3

[3] http://politikart1.blogspot.com/2012/09/efsane-ozan-victor-jara-esra-ciftci.html

 

Ercan Ayrancı
Ercan Ayrancıercanayranci@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.