SON DAKİKA

CHP’nin kazanması demokrasinin kazanması mıdır? – Aziz Tunç yazdı

Demokrasi güçlerinin kendileri, kitlelerin gözünde umut ve güven kazanan bir alternatif üretmedikleri için, CHP’ye oy vermenin çıkış olamayacağına dair doğrularını kitlelere anlatamamışlardır.

Bu haber 01 Mart 2019 - 14:31 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Yeni çok özellikli bir seçimin en yoğun tartışıldığı bir dönemdeyiz. Bu seçimin en temel özelliği AKP/MHP ikilisinin iktidarını koruma,  demokrasi güçlerinin ise bu faşist ittifakın iktidarını geriletme çabasının en somut yaşandığı bir seçim olmasıdır. Bir anlamda göğüs-göğüse bir çarpışma yaşanmaktadır.

Ancak bazen sosyal hayatın dinamikleri, mantıksal değerlendirme ve çıkarımlarla örtüşmeyebilir. Hani denir ya iki kere iki her zaman dört etmez diye. İşte bu durumun en çok yaşandığı alan toplumsal alan ve şimdiki seçimlerdir.

HDP, özellikle 2011’den bu yana başta Kürtler olmak üzere giderek bütün Türkiye halklarının demokratik umudu olarak gelişen legal demokratik bir siyasal güçtür. Demokrasi güçlerinin ana örgütlü yapısı olan HDP, halklarda büyük bir heyecan ve umut yaratmıştır. Bunun için bütün gözler HDP’ye çevrilmiş durumda ve herkes HDP’nin politikalarını, HDP olmadan tartışmaktadır. Çünkü HDP, kendisine ve kitlelere duyduğu güvenle, topluma verdiği umutla, hak almakta ve direnmekte ortaya koyduğu kararlılıkla ve yaratıcılıkla bütün dengeleri ve hesapları bozabilen ve özgür geleceği yaratabilecek olan yegane partidir.

Halbuki Türkiye siyasetinde, demokrasiyi savunan hiçbir parti, bu düzeyde gelişememiş, daha doğrusu devlet, böyle bir gelişmeye izin ve fırsat vermemiştir. 1960’lardan sonra TİP ve benzeri çeşitli partilerin, ortaya koydukları mücadele ve direnç, kısa sürelerde, bir dizi baskı ve hileli yöntemlerle etkisizleştirilmiştir.

1960’lardan sonra ise gerek toplum yeterince seçenek üretemediği, gerekse devletin hiç azalmayan baskısı sonucunda, toplumsal kesimlerin demokratik talepleri, CHP’nin de kolaylaştırıcılığıyla, saptırılmış ve toplum örgütsüzlüğe mahkum edilmiştir. Bazen, sürece hakim olamayan CHP’nin toplumun enerjisini bastırmakta daha başarılı olması için, gerekli operasyonlar yapılmış ve CHP günün koşullarına göre yeniden yapılandırılmıştır. 1972’de, CHP içinde yaşanan Ecevit- İnönü kavgası bu yeniden yapılandırmanın sonucuydu. Ecevit, toplumun demokratik taleplerini istismar ederek, CHP demokratikleşmiş gibi bir yanılsama yaratılmıştır. Böylece demokrasi talep eden toplumsal kesimler, Kürtler, Aleviler, emekçiler ve devrimciler, CHP’yi kendi demokratik partileri sanmışlardır.

Demokrasinin gelişmesi adına, CHP’ye oy vermeye yönlendirilen, işin kötüsü bunun gerekliliğine ikna edilen kitlelerle devrimciler, aslında bırakalım demokrasinin gelişmesini, tam tersine bir sonuçla karşılaştılar. Her defasında CHP’nin gerçekliği olan ırkçı- gerici İTF zihniyeti, demokratik beklenti ve talepleri bastırmış, ama her defasında ve yeniden, yine demokrasi adına, kitlelerden  oy istemeye devam edebilmiştir. Böylece yıllar yılı demokrasi güçleri, legal siyasetin bu girdabında boğuşup durdular.

Demokrasi güçlerinin kendileri, kitlelerin gözünde umut ve güven kazanan bir alternatif üretmedikleri için, CHP’ye oy vermenin çıkış olamayacağına dair doğrularını kitlelere anlatamamışlardır.

Kitlelerin ise her seçimde kullanacakları bir oyları vardı ve bu oylarıyla en azında gericiliğe ve ırkçılığa destek vermek istemiyorlardı, bu nedenle, her zaman ve tam ikna olamamış olsalar da, oylarını CHP’ye vermek zorunda kalıyorlardı. Ve her seçimden sonra dönüp dolaşıp aynı yere geliniyor, yani demokrasinin olmadığı, faşizmin ve gericiliğin egemen olduğu bir siyasal sisteme mahkum olunuyordu.   

Böylece CHP, demokrasi talep eden demokratik kamuoyunu, sahte söylemleriyle kendisine bağlı tutarak, demokratik muhalefetin gelişmesini önleme görev ve rolünü yerine getirmekten kusur etmiyordu. TİP döneminden de CHP, TİP’in gelişmesinin önünü kesmek için yoğun bir çaba sürdürmüş, halkların demokratik taleplerini bastırmak için, devleti yöneten güçlerle ele ele, omuz omuza olmuştur. 1970’lerde ortaya çıkan demokratik-devrimci toplumsal sürecin önünü kesmek gibi uğursuz rolü de CHP yerine getirmiştir.

 Şimdi, sanki bunların hiç birisi olmamış gibi, CHP hakkında yanılsamalar yaratmaya çalışmak, demokrasi güçlerinin bugün sahip oldukları düzeye hiç uygun değildir. Bugün CHP, aynı CHP, oynadığı rol de aynı rol. CHP, Kürdistan’ın işgalinde AKP ile kol kolaydı, HDP eş genel başkanlarının mahpushanelere gönderilmesinde de bu iktidarın işini kolaylaştıran aynı CHP idi. CHP, daha bir çok anti-demokratik gerici tutum ve politikada AKP’den, hatta MHP’den hiç ama hiç geri kalmadı.

  Yaklaşan seçimlere ilişkin olarak da CHP aynı tutumu sürdürmektedir. Birkaç bin oyu olan parti ve çevrelere her türlü tavizi vermekten kaçınmayan CHP, ülkenin 3. büyük partisi olan HDP’ye yapılan cüzzamlı muamelesine ortak olmaktan hiçbir sakınca görmemekte, HDP ile en küçük bir ilişkiye girmemektedir. En yakın ve en sıcak örnek, Kılıçdaroğlu’nun faşist bir ozan müsveddesini, gerçek halk ozanlarıyla, hele hele Pir Sultan’la bir tutmasıdır.

Bütün bunlara rağmen HDP,  bir çok yerde ama özellikle büyük şehirlerde, demokratik gelişmeye hizmet edebilmek adına büyük bir risk alarak aday çıkartmamıştır.  

 HDP’nin bu kararının, sağduyu ve cesaretle alındığını, büyük bir fedakarlığa tekabül ettiğini, siyasetle ilgilenen herkes anlayabilir. Böyle bir kararı, HDP gibi gerçekten demokrasiden yana ve gerçekten demokrasinin kazanması için elinde gelen her şeyi yapan ve kendisine güvenen bir parti alabilir.

HDP, kamuoyuna yaptığı açıklamalarla ve ortaya koyduğu pratikle, bu kararla, neyi amaçladığını ve ne beklediğini çok açık ifade etmiştir. Bu kararla HDP’nin, tabanına sadece CHP’ye oy vermesini talep etmediği defalarca açıklandı. Bu kararla arzu edilen AKP/MHP kliğine kaybettirmek için, uygun aday kimse ona oy verilmesi önerilmektedir. Bu Antep DSP adayı Celal Doğan, Adıyaman da SP adayı olabilmektedir. Dolayısıyla bu karardan, HDP, CHP’yi destekliyor sonucunu çıkartmak tam bir manipülasyondur.

 Bazı yerellerde CHP’nin destekleniyor olması bu manipülasyonun kaynağı olmaktadır. Halbuki HDP’nin, CHP’yi desteklemesi, kendi varlığını inkar etmek anlamına gelir.

Çünkü, HDP’nin CHP kazandığında, demokrasi gelecek diye bir beklentisi yoktur. Beklenen AKP/MHP ittifakının zayıflatılmasıdır. AKP/MHP ittifakı zayıfladığında, HDP’nin mücadele imkan ve kabiliyeti genişleyecektir. Yoksa alınan bu kararla, demokrasinin tek savunucusu olan HDP’nin, CHP’den demokrasi beklemesi söz konusu bile edilemez.

 CHP’nin ortaya koyduğu pratik, izlediği siyasal hat, sosyal yapısı ve son 40 yıllık pratiği, CHP’nin demokrasi getirmeyeceğini çok açık göstermektedir ve bu gerçeği en iyi HDP bilmektedir. Kürt düşmanlığı üzerinde ırkçılığın, İslami çevrelerde oy almak için geliştirilen Alevi düşmanlığının, sermayeden destek görmenin bedeli olarak, emekçi düşmanlığının, en üst düzeyde pirim yaptığı bu koşullarda, CHP,  hangi cesaretle, hangi özgüvenle, hangi statüsünden vazgeçme fedakarlığıyla, demokratik taleplere sahip çıkacaktır?  

 Çok basit bir test yapılarak konu anlaşılabilir. İstanbul, aynı zamanda en büyük Kürt ve Alevi şehridir. CHP İstanbul adayı, Kürtlerin ana dil hakkı için ve Alevilerin Cem evlerine ilişkin talepleri için, ne yapmayı düşünüyor ve planlıyor, var mı bu konularla ilgili bir projesi? Duyan oldu mu? Ankara’da Mansur Yavaş,  Kürt düşmanlığına devam edeceğini ilan etti, bu durumda, demokrasiye dair bir gelişme beklenebilir mi? Örnekleri çoğaltmaya hiç gerek yok, sadece bu iki örnek her şeyi açıklamak için yeterlidir. 

  Yinede HDP’nin AKP/MHP’ye kaybettirme politikasının toplumda moral ve güç oluşturacağı açıktır ve bu çok önemlidir. Ancak bundan daha  fazlası değil.

Aziz Tunç
Aziz Tunçaziztunc@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.