SON DAKİKA

Canavarlar- İsmail Akyol Yazdı

Bu haber 11 Ekim 2018 - 22:17 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Siyasal gündeme, dolayısıyla siyasal aktüel figürlere dönük bir makale yazmak dahi bazen o kadar yorucu, yıpratıcı ve hastalıklı hissettiriyor ki… Saf, iyi ve barışçıl bir yerden bakıp duygularınızın salınımına kendinizi teslim ettiğinizde gördüğünüz şey, eriyen demir maskelerin altından beliren canavarlar. Karşınızda gördüğünüz akıllı insan maskeleri altında gizlenen canavarlıklar… Şeytani oyuncaklar… Etoburu, ot oburuyla beslenen, yakıp yıkıp şehvetin salyalarını gizli gizli sıçan canavarlar. Barış için durmaksızın savaşı çığırtanlar, iyilik için dünyaya kötülük salanlar, müreffeh bir ülke için doymaksızın çalıp çırpanlar, hidayet hakkı için ‘deyü deyü’ dost ve düşman tanrılar yaratanlar… Gök kubbenin mavi bütünlüğüne yeltenen, ölümlü kadirler… İki gün aç kalmaya gücü yetmez, mutlak adalet iddiacıları… Boynunu göğe çevirip,  yükseğe bakmaya hem yetisiz, hem korkak zorbalar… Değilmiş gibi poz takınan yamyamlar…

Tavsiye ederim size de, patırtı gürültüden sıyrılıp çekileceğiniz küçük insani makamlar yarattınız kendinize ve sadeliğinize varabildiğiniz o küçük anlardan sahnede çevrilen oyuna ve oyunculara bakın; kötü niyetli değilse de budala bir gafil… Gafil dahi değilse, irade ipleri kötücül olanın elinde bir kukla… Oda değilse ruhunu şeytana satmış -aslında- müflis bir tüccar…

Keramet sadeliktedir. Sonsuz bir uzamda içinize çekip ucundan tuttuğunuz bir bütünlükte yerleştiğiniz sıradanlıktadır. Mürekkep oluğunda yatan hakikatin incisi, sadeliğe incelmiş bir kalemin ucuna akar. Öyle zannediyorum ki, zenginlikten hayâ edip, ‘fakirlik benim iftiharımdır’ diyen bir peygamberin ardından dolanıp, yaslandığı hasırdan ipe sapa gelmez bir şatafat yaratma hüneri sözüm ona Müslümanlarındır. Takdirle karşılanıyor bu hüner.  

İyi olan kadar kötü olanında evrensel olduğunu bilmeliyiz. Kötülüğün yanıltıcı ilk görünümü zekiliktir. Yani kötülük kabul edildiğinde, doğal bir sonuçmuş gibi zeki sandırır. Nedeni basit; uyacağınız hiçbir kural, hak-hukuk, ilke, prensip yoksa, olmazsa olmazınız bir şekilde amacınıza ulaşmaksa, bütün sorunlarınızı hemencecik çözebiliyorsunuz gibi oluyor. Amaç, kesinlikle kişisel kaynaklıdır. Bu benlikli olana, ortak yarar, devletimiz, ali çıkarlarımız gibi giysiler giydirilebilmişse büyük maharet… Ancak hakikat değişmez. Trajedi kavramının, etimolojik göndermesinde, keçiyolu, keçi türküsü gibi bilgiler var. Tabi burada keçiyi kendi adıma aklın yoksandığı düzeyde, kör inat özelliği ile anlıyorum. İş işten geçti.

Peygamber ve taraftarları Medine’ye sığınmış, kabul edilmişler. Tabi Kâbe’nin rantıyla, saltanatını süren Mekke muktedirleri taciz ediyor, fırsat kolluyorlar, yok etmek için onları. Belli ki saldıracaklar. Bu arada peygamber savaşmak için durmadan taraftarlarının baskısına maruz kalıyor. Buna ilişkin indiği söylenen ayet mealen şunu der; ‘nefsi müdafaa hakkı, yani kaçınılmazsa savaşın ve sakın savaşperstlik yapmayın, yani savunma halindeyken dahi aşırılığa meyletmeyin.  Fuhşiyat, fuhuş, fahişe gibi –maalesef, arızalı erilliğin,  salt kadınlığa kodladığı-  sözcüklerinde kök bilgisi, ölçüsüzlük, taşkınlık, aşırıya kaçmadır.

 Örneğin, dünya tarihi boyunca -aşırı uçlara dek götürülmüş ideolojik bir varyasyon anlamında- milliyetçilik yaşadığı her ülkeyi yıkıntı haline getirmiştir. İtibarını zedelemiştir.  Toplumda, aidiyeti yapma, biraradalığı sağlama, pop deyimle takım olma motivasyonu ve duygusunu yaratma anlamında bir olanaktır. Bu olanağı tersten okuyup, bundan ötelik yorumları devşirip açgözlü iştahlar beslemek kaçınılmaz bir yıkımı garanti etmektir. Böylesi bir milliyetçilik, dünyanın neresinde olursa olsun, yapmaz, parçalar. Bana, en büyük günahlardan biriymiş gibi geliyor. Devletli olmaya da zorunlu değil ideolojik milliyetçilik… Yani bizdeki yaygın ezberin tersine, ezilenlerin de milliyetçiliği olur. Ve bu da yadsınmalıdır.

Doğunun diktatör ağızlarının, ortak özelliği retorik becerileridir ve istisnasız aşırı yorum düşkünüdürler. Dayandıkları bilgi bir çuvalsa, ürettikleri söylem dağ kadar… Haliyle, doğru, gerçek gibi değerler,  üst üste yığıladuran ‘kalbi’ göndermelerle, yedi kat yerin dibine gömülüveriyor. İmam lisesi değil de, imam hatip lisesi bana hep şaşırtıcı, sahte, ancak açıklayıcı geldi. Retoriğin, yalan dolanla kaçınılmaz bağını, bir maharet olduğu övgüsüyle, Antik Yunan filozofları, iki bin beş yüzyıl önce kitaplar dolusu konuşup aktardılar…

Koşulsuz, şiddete ve kimden gelirse gelsin cinayetlere, katliamlara son verecek, karşı çıkacak,  seslerin büyümesi ve çoğalması dileği ile…

 

 

İsmail Akyol
İsmail Akyolismailakyol@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.