SON DAKİKA

Başlangıç- Hak kavramı. Av. Ali Eşki yazdı

Bu haber 01 Haziran 2019 - 17:40 'de eklendi.

Bu yazıdan itibaren düzenli olarak işçi hakları üzerine yazılar kaleme almaya çalışacağım. İşçi hakları ve bağlı mevzuat dediğimiz çerçevenin içinde bir bütün olarak işçileri direkt ilgilendiren tüm iş kanunları, yönetmelikler ve uluslararası sözleşmeler de yer alacaktır.

Bu hakların ele alınış yöntemi ile birlikte henüz kazanılmamış ama uğruna mücadele edilmesi lazım gelen bir takım hakların yaşama geçirilmesinin olası yol ve yöntemleri üzerine de değinmeler olabilir.

Hemen belirtelim ki; işçi hakları dediğimiz haklar, yasalarda sözü edilse de tek tek işçilerin tek başına koruyabileceği veya hak elde etmek için tek başına yapacağı bir mücadele ile elde edebileceği haklardan değildir. İşçi tek başına bu hakkını ileri sürdüğünde, örneğin bir dava açtığında ve hakkı kendisine mahkeme tarafından teslim edilse de, yararlanmış olduğu hak, kolektif bir şekilde elde edilmiş ve de işçilerce topluca mücadele ile kazanmış oldukları bu hakkını şimdi bireysel olarak kullanmış olmaktadır.

Bir yandan bu haklar ancak uzun soluklu ve kolektif bir mücadelenin sonucunda elde edilmişlerdir, bir yandan da hiçbir sınıf ve iktidar kendi çıkarının aleyhine bir hakkı başka sınıfa tanımamıştır.

Hak hukuk veya Adaleti temsil eden terazinin aleyhimize olmasının en temel sebebi bir kefesinde patronların örgütlü bir aradalığı ile işçilerin tek tek patronların bu örgütlülüğü karşısında boy ölçüşmeye çalışmaları arasındaki çelişkidir. Hâlbuki kefeleri dengelemenin de ötesinde durumu tam tersine çevirmenin yolu tıpkı patronların devlet başta olmak üzere pek çok kurum kuruluş vb ile örgütlülüğüne denk bir örgütlü gücü bir işçilerin bir araya getirebilmesinden geçmektedir. Patronların sermayelerinin üreticisi biz ve onların bu gücünü biz sağlıyoruz. Ne var ki bizi güçlü kılması gereken bu durum patronların bizi bölüp parçalamasından dolayı tam tersine bizi güçsüz kılmasının temeli haline gelmiştir. O halde bundan sonra bahsini edeceğimiz tüm hakları tek tek işçiler olarak değil sadece, topluca kullandığımızda bir hak olarak gerçeğe dönüşebileceğini özellikle belirtiyoruz. Bunu her defasında belirtmesek biz de burjuva hukukçular gibi yasalarda işçilere pek çok hakkın aslında tanındığı veya emeklerinin karşılığının verilmiş olduğu gibi yanlış bir algılamayı yaratmış oluruz.

Peki, ‘Hak’ nedir? Hak, toplum tarihinde sınıfların ve bununla birlikte ve sonucu olarak Özel Mülkiyetin ve Ailenin ortaya çıkış aşamalarında ortaya çıkmış ve herkesin haddini belirtme ihtiyacının bir ürünü olarak kavramsallaşmıştır. Esasen, bu nedenle bizim sınıflı toplumlarda olduğu gibi, şu an yaşadığımız kapitalizmde de her birimizin hapishanesinden ibarettir. Sahip olduğumuz ve uğruna ölümü dahi göze aldığımız hakların bizim sadece biraz daha genişletilmiş bir hapishanemizden ibaret olduğu, burjuva ekonomi-politik ve hukuk anlayışından ileri gelir. Senin özgürlüğün (-hakkın), başkalarının özgürlüğünün-hakkının başladığı yerde biter! Oysa dünyada yaşayan her bireyin, canlının, tüm dünya ve doğa üzerinde söz sahibi olduğunu ve olabileceğinin ifadesi olarak, esasen her hak ile başkalarının hakkının bittiği değil, genişlediği anlayışının egemen olduğu sosyalist ve veya komünist toplumda hak kavramına da bu nedenle ihtiyaç duymayacağız.

Elbette böylesi bir sonal hedefe varabilmek için çok çetin bir sınıf çatışmasından veya haklarımız için yoğun bir çatışma ve mücadeleden geçmemiz gerekmektedir. O kadar ki, artık her hakka sahip olduğumuz, biz üretenlerin her şeye egemen olduğu bir toplumsal düzen kurulduğunda “hak” da ortadan kalkacaktır. Adalet de. Çünkü hakka da adalete de ihtiyaç duymayacağız.  

Demek ki, bu günün en yakıcı ve basit görünen haklarımız için mücadeleye etmeden, bu yoğun hak mücadelesini vermeden, her gün yaşam alanımızı milim milim genişletmeden bu sonal hedefe varabilmek de mümkün değildir. 

Öte yandan şu an bizim için olmazsa olmaz olan veya kullandığımız için rahatlığını hissettiğimiz pek çok hakkımız, geçmişte uğruna pek çok mücadeleler verildiği, bedel ödendiği için kullanılabilmektedir. 8 saatlik çalışma hakkı, kıdem tazminatı, işsizlik tazminatı gibi pek çok hak için sadece Türkiye’de işçi baba veya dedelerimizin mücadeleleri sonucu değil sadece, bir bütün olarak tüm Dünya işçilerinin evvelki mücadeleleri üzerinde yükselmiştir. Bu nedenle işçi sınıfının haklarını koruyabilmesi ve kullanabilmesi ile bunları geliştirebilmesinin en temel ve vazgeçilmez yolu, ulusal ve küresel işçi birliğinin kurulmasından da geçmektedir.

Ülkemizde uzun bir süre terörize edilen ve halen işçi sınıfının istediği yerde kutlamasına izin verilmeyen 1 Mayıs’ın ortaya çıkışının nedeni örneğin bu gün rahatlığını hissettiğimiz 8 saatlik iş günüdür.  Yüz yıl önce 12 saat çalıştırıldığımızda patronlar bu 12 saatin örneğin 6 saatinin ancak parasını işçilere veriyorlardıysa, şimdi teknik ve teknolojinin de gelişmesi veya makineleşme ile yüz yıl önce 12 saatte yaptığımız bir işi 1 saate yapar duruma geldiğimiz veya 10 kişinin yaptığı işi bir kişi yapar duruma geldiği için, yüz yıl öncesiyle oranladığımızda bugün 8 saatlik çalışma için mücadelenin karşılığı en fazla 4 saat çalışma olabileceği rahatlıkla söylenebilir. Geçmişte 8 saat için mücadele etmemiz nasıl mümkün olmuş ve bedelleri pahasına patronlar sınıfına tüm dünya işçilerinin dedeleri tarafından kabul ettirilebilmişse, bu gün de en azından azgın sömürüye bir nebze ket vurabilmek ve insani gelişimimizi sağlamak için bunun 4 saate düşürülmesi mücadelesini gündeme almamız mümkündür. Bu hak için mücadele etmek için, sırtını yasalara yaslayarak yapılabilecek bir şey değil kuşkusuz. Fiili, meşru bir mücadele ile bunun hakkımız olabileceğini kesin olarak anlamaktan geçer. 

Veya yüz yıl önce işçi sınıfı tüm ücret adaletsizliğine ve geçinebilmek için asgari bir ücretin garanti edilmesi mücadelesi olan asgari ücret mücadelesini yürütmüş ve hak olarak tanınmasını sağlamıştır. Fakat bu gün var olan bu hak, bizim önümüzde de en büyük engel haline gelmiş bulunmaktadır. o halde, bu hakkı genişletmek, örneğin asgari ücretin açlık sınırı değil yoksulluk sınırından aşağı olmaması mücadelesini vermeyi düşünmeliyiz. Bu örnekleri sayısız çoğaltabiliriz. Ta ki, her şeye sahip olduğumuz ve bu şekilde hak ve adalete de ihtiyaç duymadığımız bir dünya kurulana kadar.

O halde haklarımız dediğimiz şeyin, geçmiş kuşaktan devraldığımız ve bize baba yadigârı olan, çocuklarımıza olduğu gibi de değil, genişleterek ve geliştirerek bırakılması gereken en temel mirastır. Bunun bilincinde olarak başlıyoruz. Hepinize merhaba.

Not: İş Hukuku ile ilgili sorularınızı gazetefersude@gmail.com mail adresine gönderebilirsiniz. Ali Eşki sorularınızı hem köşesinden hem de isterseniz özel olarak cevaplayacaktır.

Ali Eşki
Ali Eşkigazetefersude@gmail.com
İş Hukuku ile ilgili sorularınızı gazetefersude@gmail.com mail adresine gönderebilirsiniz. Ali Eşki sorularınızı hem köşesinden hem de isterseniz özel olarak cevaplayacaktır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.