SON DAKİKA

‘Barış koyun çocukların adını’ – Erhan Sezer yazdı

Bu haber 02 Aralık 2018 - 0:06 'de eklendi ve kez görüntülendi.

 

 

Refik Durbaş’ın kıymetli hatırasına saygıyla…

 

Bugünün, ülkemiz edebiyatı için oldukça dramatik bir gün olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Edebiyat, bilhassa şiir ile ilgilenen pek çok insanın da malumu üzerine; şiir, eleştiri ve düşünce alanın kıymetli şairi/yazarı, usta anlatıcı Refik Durbaş’ı fiziki olarak kaybettik.

 

Böylesine karmaşık duyguları en son Ülkü Tamer’i kaybettiğimizde hissetmiştim. Belki edebiyata olan derinden bağlılığım, belki kötülüğün egemen olduğu bu dünyada iyi bir insanın daha aramızdan eksilmesi, belki de izah edemediğim çok farklı sebepler, bana bu tür anlarda ümitsiz bir his aşılıyor. Kendimi, aşılması güç bir duvar karşısında buluyorum. Tanrının yarattıktan sonra pek az ilgilendiği bu dünyada insan yapımı makineler, yaşamın renklerini acımasız bir hızla kana bularken, olup bitenler karşısında naçiz olarak geleceğe dair teselli bulduğum tek şey; ak kağıtlara ümitli hislerle neşredilmiş sözcükler… Ben sözcüklerin sanıldığı gibi boş zamanlarda insan ruhunu okşayan alelade birer zevk aracı olduğuna inanlardan değilim. Ustalıkla kaleme alınmış her sözcük, çoğu zaman en güçlü silahın yarattığı tesirden çok daha güçlü bir etki yaratabilir insan yaşamında.

 

Refik Durbaş’ın şiirleri denilince aklıma gelen de bu…

 

Okudukça, bilinçlendikçe, yarınların günlerinde ışıyacak aydınlığa inandıkça daha bir gönençle azalıyor içimin huzursuzluğu. Ayrılıkların da bir gün son bulacağını, birbirini seven iki insanın arasında dağlar bile dursa bu aşka engel olamayacağını, dünyada en güzel, en saf ve en kutsal olan şeyin çıkarsız ve hesapsız bir sevgi olduğuna inanıyorum. Bunun romantik bir ağızla söylenmiş süslü kelimeler olduğunu düşünmeyin. Dünyayı değiştirmeyi amaç edinmiş bir devrimci bile olsanız, yüreğinizin dehlizinde içten bir sevgi barındırmıyorsanız, yaptıklarınızın kayda değer bir kalıcılığı da olmayacaktır…

 

Refik Durbaş, şiir sanatının bu engebeli duraklarını sözcüklerinde öyle enfes anlatır ki, çoğu zaman düşlerimde birer imge olarak kalan bu anları birebir yaşar ve özümserim.

 

Şöyle anlatıyordu şair bizlere yapmak istediklerini;

 

” Bir kitap daha okumalıyım, içinde cinayet olmayan… Bir çocuğun saçlarını okşamalıyım oğlumun şefkatiyle… Bir genç kızın ışıltılı yüzüne bakmalıyım on altı yaşımın gözleriyle… Bir emekli amcaya yer vermeliyim halk otobüsünde… Bir şarkı dinlemeliyim sözleri aşk üzre damıtılmış…”

 

Ne harikulade bir plan, öyle değil mi?

 

” Bir dil bulacağız her şeye varan…” diyordu Yaşar Kemal ve ekliyordu. ” Bir şeyleri anlatabilen…”

 

Refik Durbaş, hayatı boyunca hep bunu yaptı. Bir dil bulmak için çabaladı durdu. Aradığı dil, kuşkusuz barışın ve merhametin diliydi. Ayrılıkların şairiydi o, özlemlerin. Ölümleri yazdı, on beşinde toprağa düşen Berkin için karaladı sözcüklerini. Barışa adadı dolu dolu geçen ömrünü. Eşit, adil ve özgür bir ülke istedikleri için hapse düşenlerin yanındaydı. Onların kısılmış nefeslerinin dışarıdaki sesiydi. Neruda’nın, ”Biz şairler nefretten nefret eder, savaşa karşı savaşırız.” dediği şairlerdendi. Onunki İnsan haklarından yana bir tutumdu, kalemini güce satanların karşısında. Adımları sessiz ve sakindi, fakat kaleminden hayat bulan sözcükleri en onulmaz duygularımızın ve öfkelerimizin berrak bir çığlığıydı.

 

Zaten bir şair, bir yazar halktan, insan haklarından ve barıştan yana değilse, o sanatçı değil, insan bile olamazdı. Sabahattin Ali, Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Hasan İzzettin Dinamo, Ahmed Arif, Orhan Kemal, Vedat Türkali, Yaşar Kemal, Ülkü Tamer, Refik Durbaş ve daha niceleri çoğunlukla baskı, gözetim ve yoksulluk içinde geçen ömürlerini hep bu ideal düşünce uğruna harcadılar. Sıkıntılarla geçen bir hayattı onlarınki. İstedikleri para, şöhret ve makam değildi. Herkesin eşit olmasını, adaletin sağlanmasını ve barışın ebedi olmasını istemişlerdi sadece. Bu bile onların nice bedeller ödemesine yetmişti ne yazık!

 

Bunları düşünürken Mısır edebiyatının büyük yazarı Necib Mahfuz’un o iyimser sözcükleri geliyor aklıma;

 

” Gecenin ardından gün nasıl doğuyorsa, adaletsizlik de bir gün son bulacaktır. Zorbalığın ölümünü de göreceğiz, ışığın ve mucizelerin doğuşunu da.”

 

Buna ben de inanıyorum. Yitip giden o büyük ustaların sözcüklerini en güzel günlerin şafağında bir kez daha okuyup, gökyüzünün mavisine bir kez daha umutla bakacağımız günler de gelecek.

 

Son söz Refik Durbaş’ın;

 

Barışı sever bütün çocuklar

beştaş, saklambaç, elim sende

bu yüzden anlamı aynıdır, değişmez

barış sözcüğünün halkların dilinde

 

(Barış koyun çocukların adını)

 

Erhan SEZER

Toronto

Erhan Sezer
Erhan Sezererhansezer@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.