SON DAKİKA

Bacak arası ahlâkı değil, yürek ve beyin ahlâkı gerek insana – Rabia Mine yazdı

Bu haber 13 Temmuz 2019 - 16:54 'de eklendi.

Yurdum insanı sinsice yayılarak bütün bünyesini ele geçirmeye başlayan ölümcül bir virüs kaptı. Sağcısıyla solcusuyla, cahiliyle aydınıyla neredeyse hemen herkes, sevmediği kişileri ya da kesimleri gömmek için açık kollayan birer linççi zebaniye dönüştü. Onlar kadar hain olmayanlar ise beyinlerini rafa kaldırıp, kendilerine servis edilen her şeye sorgusuz sualsiz atlar oldu.

Bir olayın ya da kişinin kendilerine yansıtıldığı gibi olmadığını bildikleri durumlarda bile susabiliyor, sırf zevkine toplumsal histerinin seline kapılmayı tercih edebiliyor, hatta kendi yanlışlarından kaynaklanan şahsi husumetlerini eklemleyerek yangına körükle gidebiliyor artık insanlar. Onlar da haklı tabii, bir olguya ya da kişiye hakkaniyetle yaklaşabilmesi için bir insanda, karşısındaki insanı sevsin ya da sevmesin, gerçeklik ve adalet çerçevesinde tavır almasını sağlayacak bir vicdan bulunması gerekir.

Hakkaniyetin ön koşulu mevzubahis kişiyi sevmeniz ya da onun yoldaşınız olması değildir. Ben de sık sık hiç hazzetmediğim, hatta bana sonsuz kötülükler yapmış bazı insanların karalandığı ortamlar görüyorum; ama asla böylesi ahlâksızca gıybetlerin parçası olmadığım gibi, düşmanıma karşı bile sergileniyor olsa yapılan pisliğin karşısına dikiliyorum. Keza basındaki hiçbir habere gerçekliğini birçok farklı kanaldan teyit etmeden itibar etmiyorum. Ben o insanların ne avukatıyım ne de hiçbirisine bayılıyorum; konu bu değil. Konu AHLÂK! Hani o her ideolojiden insanımızla bacak arasından başka hiçbir yerde aramamaya başladığımızdan beri hiçbir yerde ihtiyaç duymadığımız AHLÂK.

Ahlaksızlığın sadece bacak arasında olduğu önermesinin bu derece pompalanmasıyla hedeflenen ise, asıl aranması geren yerde aranmamasını sağlayarak haksızlığı ve linci olağanlaştırmak; her kademesine hücre hücre yayarak toplumu çürütmek.

Her ne kadar bizim, beynindeki betonlaşmış blok blok klişelerin dışındaki bütün düşünme biçimlerini reddeden ezberci muhalifimiz bunca yaşam hakkı ihlalinin, haksızlığın, hukuksuzluğun yaşandığı bir kirli coğrafyada tek tek bireylerin sosyal medya linçlerine maruz kalması ya da yalan haberlerle hedef gösterilmesi vb gibi mevzuların hiçbir önemi olmadığını savunup direnişi direnişle, acıyı acıyla yarıştırmayı marifet bilse de kazın ayağı hiç de öyle değil. Elbette ki ben de, örneğin daha dün Manisa’da Kürt tarım işçilerine tarlalarında çalıştıkları insanların köyüne girme yasağı konulmasının ne büyük bir alçaklık olduğunu biliyorum ve yazıyorum; fakat ben o papağanlardan farklı olarak, genellikle birilerinin şahsi kuyruk acılarıyla pimi çekilen bu tarz kurban ayinlerinin de kurban edilen kişilerin acısı bir yana en az büyük hak ve yaşam ihlalleri kadar toplumu kirletip yozlaştırdığının, ince ince içini oyduğunun ayırdındayım.

İnsanda hedef gösterilen kişi kim olursa olsun biraz vicdan, vicdanı olmayanların tuzaklarına düşmemek ve dahi o tuzakları bozmak için de biraz beyin olur.

İnsan olan insan, bir şahsın hedef gösterildiği bir mevzuyla karşılaştığında sırf o mevzuyu ortaya atanlara sempati duyuyor ya da mevzu edilen kişiyi sevmiyor diye o kişiye peşin peşin alay ve nefret kusmaz. İnsan olan insan, geçmişte uyduruk bir husumet yaşadığı kişinin peşinde kan davası güdercesine kuduz hayvanlar gibi iz sürmez. İnsan olan insan, fikirlere fikirlerle karşılık verir; fikrinin yetmediği yerde kimseyi en ucuzundan polemiklere tenezül ederek, en belden aşağısından söylemler kullanarak cinsiyetiyle, engelleriyle, özel hayatıyla vuracak, karşılık gördüğünde de önce o başlattı diye yalan atacak kadar alçalmaz. İnsan olan insan, kimseyi yalanlar ve iftiralarla karalamaz; yargısız infaz etmez, ettirmez. Tabii insan olan insan.

Maalesef artık toplumun her kesiminde ve medyada gündelik hayatın olağan bir parçası haline gelerek sıradanlaşan bu davranış kalıpları, cahiliyle aydınıyla her ideolojiden yurdum insanının kalbinin ne kadar karardığının; beyin hücrelerinin ne derece köreldiğinin ve en vahimi de kendinden olmayan ya da kin biriktirdiği insanlara veya kesimlere karşı ne kadarhain olabileceğinin göstergesidir.

Ve bu vahim gidişat, bütün düşünen ve sorgulayan insanları da tıpkı benim şu anda yaptığım gibi, halkın içinde bulunduğu toplum psikolojisine dair sosyolojik tahliller yapabilmek ve ufuktaki tehlikeye işaret edip umutsuzca da olsa uyarabilmek adına en az çok ciddî bir yaşam hakkı ihlali kadar ilgilendirmelidir.

Kalp de beyin de kullanılmak için vardır, turşusunu kurmak için değil. Kullanılmayan organlar körelir. Kalbinizi kullanırsanız vicdanınız, beyninizi kullanırsanız aklınız, her ikisini birden kullanırsanız da insanlığınız büyür. Ve kavramsal olarak insanca davranmak olmak da sadece sevdiğiniz değil, sevmediğiniz kişiler ya da halklar karşısında da sergilemeniz gereken en hayatî tutumdur.

Haksızlık haksızlıktır. Size servis edilen hiçbir habere peşin peşin itibar etmemek; olaya müdahil olmadan önce araştırma yaparak elde edeceğiniz malzemeye dair akıl yürütmek; her koşulda objektif olmak ve haksızlık olduğuna kanî olduğunuz bir durum karşısında hedef gösterilen kişi düşmanınız dahi olsa tavır alarak, toplumu yozlaştırmak maksadıyla kurgulanan bütün tuzakları büyük küçük demeden bozmak zorundasınız.

Hakkaniyetli olmak, karşınızdakinden önce sizin aynada kendi yüzünüze bakabilmeniz; yatarken başınızı huzurla yastığa koyabilmeniz için gereklidir.

Hakkaniyetli olmak, gün gelip siz hakkaniyete ihtiyaç duyduğunuz zaman, karşınızdakinden talep etme hakkınız olabilmesi için gereklidir.

Hakkaniyet, toplumun kokuşmaması için en elzem şeydir.

Öbür türlü, ortada hiçbir referans noktasının kalmadığı müthiş derecede güvensiz ve kaotik bir ortamda çürümeye başlarız.

Öbür türlü, ayaklarımızın altındaki yer kayar; bütün iyicil kavramların içinin boşaldığı kaypak bir zeminde patinaj yaparak şarampolü boylarız.

Öbür türlü toprak çürür, hava çürür, su çürür.

Öbür türlü yürek çürür, ruh çürür, hayat çürür.

Öbür türlü insan çürür.

Öbür türlü, bir bakarsınız ki koskoca ülkede kalbi ve beyni olmayan zombilerden başka tek bir insan kalmamış; üstelik siz de onlardan biri olmuşsunuz ve herkes birbirini yemeye başlamış.

Örneğin şu kokuşmuş kapitalizmin doğası gereği zaten çoğu sisteme hizmet eden ve de ekstra yasak ve baskılarla ne yazık ki artık hepsi birbirinden kirli hale getirilmiş olan mesleklerden bazılarının sahipleri, kendilerinin maruz kaldığı hak ihlallerine karşı verdikleri mücadelenin adını “onurlu direniş” koyarken; süflî bacak arası ahlâklarına göre ahlâksızlık olarak yaftaladıkları başka bir mesleğin icracılarının hak hukuk arenasında bir statü kazanabilmek adına kendilerine “işçi” denmesi için canhıraş çırpınışlarını, kutsadıkları işçi yoldaşlarına hakaret olarak görür, o kişileri “ahlâksızlık”la yaftalarlar. Bununla da yetinmez, kendilerine itiraz eden herkesi de pürü pak cennet meyveleriymiş edalarıyla kurumlana kurumlana olmadık hakaretler, karalamalar ve polemikler eşliğinde aynı ahlâksızlık çukuruna gömüp üzerlerine sifonu çekerler.

İşte zombileşmek tam da böyle bir şeydir. İlahi komedya.

Bacak arası ahlâkı değil, yürek ve beyin ahlâkı gereklidir insana. İsterse bakir ya da bakire olsun; en büyük ahlâksız, yüreği ve beyni kirlenmiş insandır.

Rabia Mine

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.