SON DAKİKA

Ama sözcüklere kim pranga vurulabilir ki? – Erhan Sezer

Bu haber 26 Ekim 2018 - 23:41 'de eklendi ve kez görüntülendi.

” Haklıların mahkum edildiği bir ülkede bütün doğruların yeri cezaevleridir! ” demiş Henry David Thoreau. Ne kadar da doğru bir tespit…

 

Sözcükler, yönetenler için ne zaman bir tehlike arz edecek olsa söz konusu yanlışları düzeltmek yerine o sözcüklerin sahiplerini cezalandırmayı daha uygun görür otoriter ülkelerin diktatörleri. Böyle yaparak bir anlamda topluma gözdağı verip, kendisini eleştirmenin sonuçlarının nelere mâl olduğunu göstermek isterler. Bu yüzden de ülkeyi açık bir cezaevi haline getirip, jurnalcilerden bir ordu kurarak kendi iktidarlarını sağlama almanın yollarını ararlar. Telaşlı bir haldedirler. En ufak bir kıpırtı, uykularını kaçırmaya yetecek ölçüde psikolojik dünyalarında depresif bir etki yaratır.

 

Atalarımız sözcükleri keşfedip, kendi aralarında bir iletişim yolu kurarak yaşamı daha pratik bir hale getirdiler. Böylece deneyimlerini bir sonraki kuşağa aktarmanın yolunu bulmuş oldular. Bu, daha sonra uzun ve zahmetli bir periyoda yayılarak bugünün modern dünyasının temellerinin atılmasını sağladı. Ve fakat bunun sanıldığı gibi kolay olmadığı da muhakkaktı.

 

Dünyanın belli kurallar çerçevesinde bir dönüşüm yaşadığı idrakine geç varan insanlık tarihi, bunu ilk zamanlar yaratıcı bir güce bağladı ve hayatı kolaylaştırmak için bir takım tanrılar yarattı. Bu, öylesine komplike bir hal almıştı ki insan elinden çıkan tanrı sayısı yüz binleri geçiyordu. Sonrasında ise bugünün bilinen gerçeği ile tek tanrılı dinler icat edildi. Şekil değişmiş olmasına karşın, öz itibari ile farklılık alan bir durum yoktu. Binlerce olmasa da yine bir tanrı vardı ve her olup biten onun tartışılmaz ve sorgulanmaz kudretinin sonucunda gerçekleşiyordu.

 

Elbette bunlar olurken durumun getirdiği sonuçları tartışan söz ustaları da tarihteki yerlerini bir bir alıyorlardı. Feylesoflar arasında ikiye ayrılan bir görüş farklılığı söz konusuydu. Bir taraf dünyanın kendiliğinden var olamayacağını, bunun arkasında mutlaka uhrevi bir gücün bulunması gerektiğini savunurken; diğer taraf ise bunun bir iddiadan öteye gidemeyeceğini ve her iddianın ise kanıtlanması gerektiğini söyleyerek bu alandaki bilgi eksikliğinin varlığına dikkat çekiyordu.

 

Tabi her tartışma demokratik usuller ile yapılmıyordu. Bazen sözcükler, bazı otoriter ülkelerde özgür ülkelerde olanlardan daha ağır çekiyordu. Toplumsal bir kabuk kazanmış, doğru olsun ya da olmasın genel çoğunluk tarafından benimsenmiş herhangi bir tabu, ne vakit eleştirel sözcüklerin hışmına uğrasa, infial yaratan tezini cesaretle savunan çoğu kimse, bunun faturasını kellesi ile ödeyebiliyordu. Hatta bu o kadar ileri bir boyuta taşınmıştı ki, iddiasını, bilimsel argümanlara dayandırıp, hataya yer bırakmayacak derecede bir doğruluk payı ile sunan bilim insanları da bu cadı avından kendi paylarına düşeni fazlasıyla alabiliyordu.

 

Kuşkusuz bugünün dünyasına ulaşmak kolay olmamıştı. ‘Bilim, bir itiraz etme sanatıdır.’ düşüncesinden hareketle her keşif, her farkındalık, her adım, binlerce yıllık düşüncelerin saç ayaklarını çatırdatıyor; toplum ve doğa tarihini daha iyi anlamamızı sağlıyordu. Ölümün nefesini enselerinde hisseden diktatörlerin, bugünü bin yıl öncesinden takip edenlerin, cehalet üzerinden nemalanıp servetlerine servet katanların korktukları şey, bir bakıma gerçekleşiyordu. Evet, bilgi çağına ulaşmıştık ve bu, hiç de kolay olmamıştı. Bu noktaya gelebilmek için yola döşenen her taş, aklın ve cesaretin terine ve kanına bulaşmış bir haldeydi.

 

İnsanca, pek insanca bir yaşam için sokaklara çıkan; hayatı daha yaşanabilir ve adilce olarak düşleyip, bu anlamda gece gündüz yazan, çizen, konuşan ve haykıran insanlar, dünyayı değiştirmeye; ölümleri pahasına, yaşamı bir adım daha öteye taşımaya devam ediyor. Bunun, sancılı ve kahreden tarafları olmakla birlikte kazanılacak olan umutlu ve mutlu bir dünya olacaktır.

 

Türkiye, dünyada sözcüklerin ağır çektiği ülkelerden biri. Bazı sözcükler özgürlüklerin kısıtlanmasına bile neden olabiliyor… Bu yüzden kimsenin kimseyi ezmediği, bir sınıfın diğer sınıfı sömürmediği bir dünya için söylenen her sözcük, atılan her fırça darbesi, çalınan her ezgi, çekilen her film, basılan her deklanşör tarihin sorumluluğunda ne kadar da kıymetli!

 

Evet, cezaevlerimiz, doğruların toplandığı bir okul olma niteliği kazandı. Bu, yönetenler için yeterli olmamış olmalı ki daha fazla cezaevi inşa edip, sözcüklere daha fazla pranga vurmak niyetindeler. Ve lakin, aklın ve sözcüklerin özgür olduğu bir zamanda bunun ne kadar gereksiz bir icraat olduğu da su götürmez bir gerçek.

 

Sözcükler geçmişte olduğu gibi bugün de özgürdür ve hep özgür kalacaktır. Doğruların yeri cezaevleri değil, yaşamın ta kendisi olmalıdır artık. Yöneticiler, geçmişin acı hatıralarından dersler çıkartarak sözcüklere pranga vurmak yerine onları rahat bırakmalıdır. Ve dünyanın her yerinde insanlar düşündüklerini hiç bir bedel ödemeksizin özgürce açıklamalıdır. Aksi halde böyle gitmeye devam ederse içinde yaşayabileceğimiz bir dünya olmayacak…

 

Bunun gerçekleştiği bir dünyayı görmeye ömrümün yeteceğinden şüpheliyim. Ama şairin (Ahmed Arif) de dediği gibi, ” O günleri göremeyeceğimi bilsem de birilerine o günleri gösterebilmek için öldüm…”

 

Erhan Sezer

Toronto

Erhan Sezer
Erhan Sezererhansezer@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.