SON DAKİKA

Altın çağın altın saçlı ressamı: Rembrandt ve İbrahim’in Kurbanı – Serhat Soyşekerci

Bu haber 09 Ekim 2018 - 22:22 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Velázquez, Rubens, Mantegna, Goya, Leonardo ve Caravaggio gibi temâşâya dokunan ve bunu doruklara taşıyan Avrupa resim sanatının klasik ressamları, resme “bakarak” kendi yüzlerini resmedip bir tablonun içinde başka bir tablo oluşturma ihtiyacını duyumsayan sanatçılar olmuştur hep. Kuşkusuz başka isimler de var. Meselâ, Velazquez’in Las Meninası, insanı zaman ve mekân içinde zengin kavrayışa ve derin düşünceye götürürken, bazen de çerçeve küçülür ve resmin anlamı daha bir artar ki, bunun da en güzel örneklerinden birini Leonardo’nun Louvre’da kayıtlı Mona Lisa adlı tablosu oluşturur.

Gelgelelim, bazı klasik resimlerde ne bireyi ne nesneyi ne eşyayı ne de doğayı tanımak mümkündür tek başına. O vakit şu soru akla geliyor: “Hayatı bütünüyle çerçeveleyen resimler var mıdır yok mudur, ya da hayat çerçevelenebilir mi?” İşte bunun yanıtını İbrahim’in Kurbanı (1635) adlı dinsel temalı bir resimde Rembrandt veriyor. Sanatçının “doğrudan” ya da “dolaylı” yoldan ölümü anlatan çokça resimleri var. Doğrudan demekle, sanatçının önce Dr. Tulp’un Anatomi Dersi ile idam edilen bir mahkûmun tıbbi protokole aykırı şekilde kadavranın kollarından başlanan bir diseksiyonu, sonrasında ise artık usta ellerinden daha bir biçimsel titizlikle tuvale yansıyan ve mefhumun kafatasının yarılarak çıkarılan bir beynin kadavrasını çizdiği Dr. Deijman’ın Anatomi Dersi resimlerini kast ediyorum. Sırf bu iki resimde, bugün bile cerrahların öğrenebileceği çok şey var. Meselâ bu iki resimde “bakış”, doğrudan “bakılan”a, “görme” ise “görülen” üzerine odaklıdır; ölüm, yaşamın hiçliği, hiçlikte var-olan yaşamın o derin anlamı, cerrahın usta elleri, hareket eden parmaklar, Hollandalılara özgü tipik kırmızı yüzler, hareketi sağlayan fleksor tendon kaslar ve Tanrısal gücün yaratımının insanın elinde “görünür” hâle gelmesi… Nihayet Descartes’ı şüphelerden kurtaran ya da Spinoza’nın o “entelektüel Tanrı’sı”… Dolaylı olarak ise, sanatçının metaforlarla anlattığı İbrahim’in Kurbanı adlı tablosundaki ölüm korkusunu kast ediyorum. Gerçekten de Avrupa resim tarihinde, Rembrandt gibi çok az sayıda portre ressamı, ardında tek bir eserle değil, başyapıtlar yığını bırakarak yoluna devam eden sanatçılar grubundadır.

Dinî içerikli resim olan İbrahim’in Kurbanı, tuvale ilk anda ürperten bir korku yayar. Bu korku bir irkilme ve sarsıntı gibi bedenin yaşarken maddi varlığını örseleyen bir yürek esrimesidir. Bu korkunun bedensel yaşam kaynağı, bilimsel bir nesneden ve zihinden uzak şekilde resmedilir. Rembrandt burada sanki bir yazar gibi anlatıcı (narrative) niteliğine bürünür. Söylemek istediği ışığın dilidir, gölgelerle de cümlesini tamamladığı bir söylem pratiği… Ölümü bekler vaziyette Isaac (İsmail değil), birbirinden bağımsız zihin ve beden arasında çaresizce ve “şüpheler” ile yerde boylu boyunca yatmakta. Rembrandt, peygamberler ve havariler gibi dini hikâyeleri konu alan resimlerinde olduğu gibi, burada da ruhsal bir bütünlük kurmuştur. Evet, bu bütünlüğü oluşturmuştur ama kafası hâlâ karışıktır. Tam da burada bu resim, sanatçının kendi yaşamının üstüne oturur ve Bergson’un “yaşamsal atılımı” gibi geçmişe doğru sıçrayarak zamanı eğip büker.

Rembrandt, zengin bir sulh yargıcının kızı olan Saskia ile evlenmiş olmasına rağmen, hâlâ bir dolu metresi vardır ve gizli ilişkilerine devam etmektedir. Sanatçı çok azı Leiden’de olmak üzere, neredeyse tüm çalışmalarını Amsterdam’da yapmış, bu kentin dışına çıkmamıştır. Neden çıksın ki? On yedinci yüzyılda Hollanda, ekonomisiyle fazla veren ve artan sömürgeleriyle Doğu’nun Binbir Gece Masalları’nı yaşarken, zenginliğine zenginlik katıyordu. Fakat diğer yandan Hollanda gibi Avrupa’nın ilk kapitalist ülkesi olan Amsterdam kenti, Protestan inancına göre metres ilişkilerini büyük günah saydığı için sanatçı, hayatının büyük kısmını derin düşünceler ve şüphelerle geçirdi. İlk büyük stüdyosunda, sonradan görme zengin Avrupalı tüccarları, hatırı sayılır devlet adamlarını, entelektüelleri ve kadınları çizdiği çoğu resimlerinde, fallus imge hiç kuşku yok ki onun için hep fırça oldu. Bana öyle geliyor ki Rembrandt, bütün gravür ve resimlerini kendi kişisel yaşamını dikkate alarak tasarladı. Dinî içerikli olan ve eski bir hikâyeye modern anlam kattığı İbrahim’in Kurbanı da bunlardan biridir.

Pekâlâ, ama ölüm insanın dünya bilincini ayırır mı, birleştirir mi? Descartes’in zihin-beden ikiliğini resimlerine yansıtan Rembrandt, tıpkı Descartes gibi zihin-beden ayrımını bağdaştırmayı tasarlar. Ancak, sanatçıdaki “şüphe”, hayatı boyunca adeta bir dehanın elinden çıkan bu fallus imgede ölümü sorgulamaya döner. Bu bir yandan derin sanatsal tutkudur, diğer yandan karısı Saskia’nın genç yaşta ölümü, oğluna bakan bakıcısıyla ilişkisi, bakıcının ölen Saskia’nın eşyalarını satması, sanatçının başka kadınla evlenerek trajik şekilde biten bu evliliğin sonu, oğlunun genç yaşta ölümü ve sanatçının tüm malvarlığını kaybetmesi derin bir hayal kırıklığıyla birleşerek “bütünlük” hâlini alır. Bu yüzden Rembrandt, bizlere, resimlerinde neden en çok merak edilen şeyin koyu renk tercihi olduğunu ve kompozisyonlarındaki öznelerin hâlini anlatmaya çalışır.

İbrahim’in Kurbanı, sanatçının dolaylı yoldan anlattığı anatomi dersini ima etmektedir. İshak (Isaac)’ın çıplak bedeni, resimde kullanılan kadavrayı andırır. Nesne ve motifleri dinî bir hikâyede kullanmasına gelince, dinî ve dinî olmayan resimler arasında önce karşıtlık oluşturması, sonra da bunları bir araya getirerek bütüne varmasındandır. Bu eski hikâye, Rembrandt’ın yenilikçi tarzıyla bir araya gelince, sanatçının Avrupa resim tarihindeki yapıtları, neden bir geleneğin başka bir gelenekle yer değiştirdiğini gösterir.

İbrahim’in Kurbanı’nın hikâyesine gelince, Musa’nın üçüncü kitabı Levililer’de kurban hikâyesine geniş yer verildiği görülmektedir: “İsrailliler’den kim ordugâhın içinde ya da dışında bir sığır, kuzu ya da keçi kurban eder ve onu Buluşma Çadırı’nın giriş bölümüne, Rabbin Konutu’nun önüne, Rabbe sunmak için getirmezse, kan dökmüş sayılacak ve Tanrı Halkı’nın arasından atılacaktır.” Fakat Genesis 22’de, İshak’ın yerine kurban edilecek bir hayvan gönderilmez. Ayrıca İshak, babasına kendi isteğiyle teslim olmaz, kolları bir suçlu gibi bağlıdır, babası tarafından da kandırılmıştır: “Moriya Dağı’na ulaştıklarında, sunak olarak yapılacak yere İshak odunları, İbrahim de ateşi ve bıçağı taşıdı. İshak şöyle dedi: “Baba, ateşle odun burada, ama yakmalık sunu kuzusu nerede? İbrahim, “Oğlum, yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak” dedi. Sonra, İshak’ı öldürmek için uzanıp bıçağı aldı. O an Rabbin bir meleği onu durdurarak şöyle dedi: “İbrahim, çocuğa dokunma, ona hiçbir şey yapma. Şimdi Tanrı’dan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden esirgemedin.” Bütün dinî kurallar, Tanrı’nın inanan kullarına vaatlerine ve inananların da Tanrı’nın sözüne koşulsuz uymalarına dikkâti çekerken, Rembrandt tüm dikkâtleri farklı yöne çevirir: ölümün kaçınılmazlığı ve insanın ölüme karşı direnci.

İbrahim’in Kurbanı, sanatçının erken dönemde, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz yirmi dokuz yaşında yaptığı bir resmidir. Fakat bana öyle geliyor ki, resme dair küçük bir kusur var. Belli ki Rembrandt bu resmi yaparken biraz acele etmiş. Bunu da sonraları İbrahim’in “gözlerini” ve “elini” defalarca çizdiği gravürlerinden anlıyoruz. Bilhassa İbrahim’in gözlerini, başka resimlerde kullanmak için birçok gravürde çizmiş. Amacı, sonraki resimlerini yenileştirmedir. Dahası, sanatçı, ışık-gölge diyalektiğini titizce kullandığı “gözler” ve “eller” üzerine odaklar ki, bu resimler de zaten bundan sonra en iyileri arasına girer. İbrahim’in Kurbanı’nda, İbrahim’in kocaman ellerinin yanında, güçsüz gibi görünen ve İshak’ın saklanmış ellerini gölgeleyen küçük elleriyle gelen meleğin geciken müdahalesi, resmin bu devâsâ ağırlığına küçük bir eksiklik katıyor. İshak’ın bedenindeki maddesellik tuvalde korkuyu çağrıştırır. Resim, İshak’ın çaresizliğine öylesine bir canlılık ve öylesine bir hareket katmaktadır ki, korku dolu bir irkilmeyi andırmaktadır. Bu modern anatomi tablosunda, İshak’ın korkusu ve İbrahim’in karmaşık arzuları iç içe geçmiştir. Bu çok önemli düşünsel temayı göz ardı etmeyen Rembrandt, İbrahim’in kalbin aynası olan gözlerine bolca ışık verip gözlerini öne çıkarmakta. Işık, İbrahim’in gözlerinden kalbine yansır, sonra da İshak’ın o küçük ve titrek bedenine nüfuz ederek bütün vücudunu aydınlatır. Tabloda İshak’ın gözleri ölüm olayının farkına varmasını engellemek için kapatılmış. Bu yüzden Batılı insan, bugün bile ölümden kaçmak ve ölü bedenlere bakma korkusundan arınmak için gözlerini hep başka bir yöne çevirir. Bu korku dolu bakışların ardında ise hep şüpheler yatar.

İbrahim’in Kurbanı’nda, Tanrı’nın yaratma faaliyetleri karşısında insan tatmin olabilmiş midir? Peki, ama İshak babasının elinde ölüme nasıl hazırlandı? İbrahim biricik oğlunun ölümünü nasıl planladı? Bugün bile hâlâ bu soruların yanıtları bulunabilmiş değil. Ancak, insanın tatmin olmamasının arka planında yatan şüphe olduğuna göre, yanıtını araması gereken sorulardan biri de şu olmalı: Modern varlık ölümden kaçabilir mi? Sanırım bu soruların hiçbirinin yanıtı yok. O vakit, yanıtı olmayan şeylerin soruları da olmamalı. Dünyanın çarkı, gökyüzünden inecek İsa Mesih ya da Godot’yu bekleyerek dönmeye devam ederken, izâhı olmayan şeylerin her zaman mizâhı olacak:

_”Şimdi ne yapıyoruz?”

_”Bekliyoruz.”

_”Peki, ama beklerken kendimizi asmaya ne dersin?”

_”Ereksiyona yol açar. Üstelik şeyin döküldüğü yerde adamotları biter.”

_”Adamotları koparılınca neden feryat eder, işte bu yüzden!”   (Samuel Beckett, Godot’yu Beklerken)                       

 

Kaynaklar

Genesis, 22: 1-14.

Levililer, 17: 3-4.

Soyşekerci, Serhat (2015), Beden Sanatı Rembrandt ve Anatomi Dersleri, Ankara: DoğuBatı Yay.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Serhat Soyşekerci
Serhat Soyşekerciserhatsoksekerci@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.