SON DAKİKA

100 metre koşusu ve yerli eşitlik ilkeleri üzerine – İsmail Akyol yazdı

Bu haber 29 Kasım 2018 - 21:00 'de eklendi ve kez görüntülendi.

 

                                              Kamu yararına değilse, hayatının kalan kısmını,

                                                  başkaları hakkında düşüncelerle yıpratma.*

 

“Uzun, uzun seneler evveldi” Batman Lisesinde din dersimize -kulağı çınlasın- Hasan Ateşmen giriyordu. O kadar samimi bir karşıtlığımız varmış ki isminin önüne ya da arkasına mesafe koruyucu bir sözcük, sıfat koymaya gönlüm varmadı. Belki de ilk gençlik anılarının doğasındaki sıcaklıktandır bu. Konu bilgi ve bilgilendirme sorumluluğuyla ilgili bir pozisyona geldiğinde işler değişir. Öyle diyor bütün kitaplar. Hasan hoca sağduyu yoksunu bir sağcıydı. Çok kısaydı boyu ama bir o kadar çevik, tıknaz ve şeditti. Ciddiyetle baş etmekte zorlandığını, mahallenin kurnaz, bencil, fırıldak çocuğu olduğunu fark etmiş gibi eski yanlarına yem atardık fırsat verdiğinde… Sağduyunun hakikate özgü görüsünden ölçüldüğünde tam bir cahildi. Her ‘diyanete’ bağlı din öğretmeni gibi, imam gibi ve diğerleri gibi kafasında sorular yokmuş davranır, onda şüpheye yol açacak soruları kendinden saklar ve bu ciddi duruşunu paraya, faydaya, hazza çevirmeyle yetinmeyi kısa ömrün kârı adederdi.

Öteden beridir hakiki olana ilişkin bilgiyle, para arasında kurulan ilişki itham altındadır. Ki konu doğrudan din bilgisi iken, insan, birazcık da olsa şüphenin asaletini görmeyi diliyor. İbadet vakitleriyle mesai sözcüğü ve maaş arasında açığa çıkan korelasyon onlara nasıl bu kadar normal geliyor, gerçekten anlayamıyorum. Düşünsenize iş yeriniz camii… Dokundular diye öldürecek, işkence edecek denli hassas olduğunuz kutsalı, çarşı-pazar, internet, televizyon satıyorsunuz. Neyse konu dağıldı.

O günden bugüne, dünyaya nizam verme hırslarıyla zamanlar üstü bir kudret tavrı sergileyen, dünya düşkünü ideolijist İslamcıların, kadın erkek arasındaki ‘fıtri eşitsizliği’ adalet düşünceleriyle tanzim etme bilgelikleri, verilen örneklerin gelişimi dikkate alındığında, modernleşmeye dönük bir muştu, bir arzu gözlemliyoruz. Sözünü ettiğim-kulağı quasimadonun zangocuyla çınlayası- Hasan Hoca, uzun uzun seneler evvel lise 2, din dersinde bize, değirmenin birinde içi un dolu iki çuvaldan bahsetmişti. Diyelim ki, misalen yani; 100 kiloluk iki çuval un ve bir kadın, birde erkek var. Bunlar eve taşınacak. Şimdi eşitlik diye (…) Anlaşıldı herhalde örneğin devamı. Köprünün altından çok şehirler aktı. O günlerden bu günlere durmak yok yola devam mottosuyla kurucu olmaya kurulmuş kafaların her şeyi kitabına uyduran samimi tespitleriyle anlıyoruz ki, bize bahşedilmesine razı olunmuş bir modernlik vaadi var.

Bunu sunulan yeni örneklerden anlıyoruz. Örnekler daha şehirli, daha modern, daha cesur… İmgeler daha atletik, vücut hatları kıpırdatacak düzeyde kabul görmüş durumda. Yani; güncellenen örnekler konuyu açıkça açıklayabiliyor. Tek başına maraton koşan hanım kızlarımız imgesi serbest…

Kasların gücü üzerinden eşitlik kavranışı cahillik değil de nedir? Hele bu kavranışı adalet gibi bir şemsiyeyle süslemek… Doğal fiziki durumun bağışladığı olanak veya sınırlılıkları eşitlik ve adalet gibi iki yüce, hukuksal ideale temel yapmanın ardında yatan, akıl dışı kaynakların felçli yüzünü ifşa etmemiz gerekiyor. İnsan akıl sahibi bir varlık olarak değerlere dayalı yaşayan, değerleri yenileyerek koruyan ve yeni değerler üretebilen bir varlıktır. Eşitlik, adalet ve onların atan kalbi özgürlük, değerler hazinesinde, onurlu bir hayatın en paha biçilmez temel değerleridir. Adalet, eşitlik ve özgürlük, uygarlığın, insan hakları başlığı altında kaleme aldığı, metinsel anıtın, birbirinden kopmaz, birbirini mümkün kılan özüdür. Elbette bu öz; kas gücüyle, kemikle etle ilgili değildir.

 

Bu yazının başlığına kaynaklık eden şey, Recep Tayyip Erdoğan’ın, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesi, alternatif olarak kurgulanan, Kadın ve Adalet Zirvesi’nde yaptığı konuşma. Bu durumda, Cumhurbaşkanımızın, entelektüel başdanışmanı Sayın İbrahim Kalın’dan, ‘Yerli Eşitliğin İlkeleri Üzerine’ bir teori bekliyoruz.

 

 

Hukuki eşitlikten, ahlaki eşitlikten, Hakların kullanımı açısından eşitlikten, kas gücüne dayalı fıtri üstünlüğe dayalı adalet ne kadar da ahmakça duruyor. Eşitlik böyle bir şeyse hayvanların bizden daha üstün olduklarına bir an önce inanmamız ve buna göre bir adalet sistemi tesis etmemiz gerekiyor. Bunlar insanlığın kadim değerleridir. Yaratıcı öze, ele dayanan bir varoluşa inanlar açısından ise tarihi Âdem ve Havva’dan da eskidir. Şu her halta giydirdikleri fıtrat, yaratılış kavramlarına yazık…

Son sözü yine kadim bilgeliğin kaleminden yapalım: ‘Ruhunu diğer tüm akıllı canlıların bir parçası olduğu ruhtan ayıran biri, toplum için fitneci bir yurttaştır.’  *

 

 

*Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler

 

İsmail Akyol
İsmail Akyolismailakyol@gazetefersude.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.